istismar

ÇOCUK İSTİSMARI KARŞISINDA NEDEN SUSUYORUZ?


Mağdurlar bu şiddetli travmayı dile getiremiyorlar. Yakınları ise duyacak gücü gösteremiyorlar. Toplumun genelinde öğrenilmiş çaresizlik hâkim. Çocuk cinsel istismarları üzerindeki ağır sessizliği Psikiyatr ve Psikoterapist Dr. Arzu Erkan Yüce ile görüştük.

Cinsel istismar hem çocuklar hem de yetişkinler için konuşulması çok zor bir gerçeklik. Mağdurlar seneler sonra acılarını paylaşabiliyor, belki de hiç anlatamıyorlar. Bunun sebepleri neler?

Dünya genelindeki pek çok çalışmanın ortak sonucuna göre, çocuk istismarlarının 10’da birini cinsel istismar oluşturuyor. Kadınların yüzde 19’unun, erkeklerin yüzde 8’inin 18 yaşından önce cinsel istismara maruz kaldığı kaydedilmiş. Ne yazık ki her 100 istismar olgusundan sadece 10 tanesi bu istismarı bildirebilirken, 90’ının sessiz kaldığını görüyoruz. Çocukken istismar yaşayan pek çok erişkinin, yıllarca bunu bir sır olarak sakladıktan sonra ilk kez terapi odasında dile getirdiğini biliyoruz. Bu olguların çoğunun, istismar yaşantılarını resmi kayıtlara geçmemesi koşuluyla paylaştıkları düşünüldüğünde, cinsel istismarın yaygınlığına ilişkin verilen yüzdelerin var olan olguların çok daha azını yansıttığını tahmin etmekteyiz.

Mağdurların yanı sıra çevresi de bu suskunlukta rol oynayabilir mi?        

Cinsel istismarın gizli tutulmasının en önemli nedenlerinden biri de, her üç cinsel şiddet olgusundan birinin failinin aile bireylerinden biri olmasıdır. Geri kalanların büyük çoğunluğu yakın çevreden biridir. 100 olgudan 90’ında fail tanıdıktır ve genelde toplum tarafından sevilen ve kabul gören, sözü dinlenen, belli saygınlığı olan kimselerdir. Mağdur, olayı açığa çıkarırsa kimsenin kendisine inanmayacağına fail tarafından inandırılır. İstismarın açığa çıkarıldığı çoğu olguda da ne yazık ki böyle olduğunu görmekteyiz: “Hayır, o dini bütün biridir. Aile babasıdır, boyunca çocukları var. Önemli bir iş insanıdır. Hayırseverdir. İyi bir öğretmendir. Ödüllü bir antrenördür. Saygın bir doktordur vb.” diyenleri, failin suçlu olabileceğine ikna etmek çok güçtür.

Suçun inkârına hazır bir toplum varken ve de istismara uğrayan bir çocuksa, bu sistemle tek başına nasıl mücadele edebilir?

Özellikle çocuk istismarında, failin önce çocuğun ve ailenin güvenini kazandığını, son derece ustaca ve sistemli bir biçimde, uzun zamana yayarak eylemlerini gerçekleştirdiğini, önce masum bir sevgi ve ilgi çerçevesinde bir ilişki geliştirdiğini, cinsel nitelikteki eylemleri ise daha sonra gerçekleştirdiğini gözlemliyoruz. Cinsellik ya da beden sınırları konusunda bilgisi olmayan, istismar ihtimalini faile konduramayan, bu konuda henüz yeterli zihinsel olgunluğa erişmemiş olan çocuk ya da genç, aylar hatta yıllar boyunca kademeli olarak uğradığı sistematik tacizin farkına çok sonra varabiliyor. O zamana kadar da fail, çocuk hakkında pek çok bilgi ediniyor. Onu ailesiyle ve ifşa etmekle tehdit etmeye devam ediyor ve istismara uğrayanı çaresizce kapana kısıldığına ve başka seçeneği olmadığına inandırıyor.

Fail baba, dayı, ağabey gibi aileden biri ise, çocuk sevme ve güvenme ihtiyacı duyduğu bu aile bireyinin kendisini ‘sevme‘ biçimindeki çarpıklığı ayırt edemiyor. Yapılanların yanlış olduğunu anlayamıyor, çünkü fail diğer bireylerin yanındayken son derece olağan davranma becerisine sahiptir. Ve daha önce de belirttiğim gibi cinsel temaslar, belli belirsiz, temkinli, silik ve çok sonra başlıyor. Büsbütün kafası karışan çocuk, şüphe hissetse de kime, neyi, nasıl söyleyeceğini, kime ne soracağını bilemiyor.

Kimi olgular istismarı açık ettiğinde ise mağdur ailenin dirençli inkârıyla karşılaşıyor, konu örtbas edilmeye çalışılıyor. Çok daha üzücüsü, bu suça göz yuman, istismara ortaklık eden başka aile bireyleri de olabiliyor işin içinde. O ailelerin bir kısmının da geçmişte istismar ya da enseste maruz kalmış olması olasıdır.

Cinsel eğitim sadece aile içinde konuşulmaya terk edilecek kadar basit bir konu değildir. Ülkenin her bir hanesine ulaşacak sistematik eğitimler, bu konuda uzmanlaşmış kuruluş ve derneklerle işbirliği içinde tıpkı bir aşılama kampanyası gibi devlet eliyle, titizlikle yapılmalıdır.


 

 

Önceki Yazılar

“BANA ZARAR VEREN BİR ARKADAŞIM VAR”

Sonraki Yazılar

“SORUNLARIM VAR”