ceyda-duvenci-sorularimizi-yanitliyor (1)

CEYDA DÜVENCİ SORULARIMIZI YANITLIYOR

 

 

Oyuncu Ceyda Düvenci, sekiz yaşındaki kızı Melisa Nur Akgün’ün serebral palsi hastalığıyla azimle mücadele ediyor. Zor tecrübelerin, kızının ve ailesinin yaşam sevinçlerinin önüne geçmesine izin vermeyen güçlü bir annenin sorularımıza verdiği çok içten yanıtlar.

Psychologies: Kızınız Melisa’nın serebral palsi rahatsızlığı ilk nasıl ortaya çıktı?

Ceyda Düvenci: Doğduktan 24 saat sonra ortaya çıktı ama o an tabii biz bunun serebral palsi olduğunu bilmiyorduk. Melisa, 33’üncü haftanın içinde doğdu, doktorların beklediği bir şey değildi. Doğduktan sonra yoğun bakım ünitesine formalite için almışlardı, “Gözetim altında tutalım, 10 saat sonra yanınıza getiririz” demişlerdi, her şey normal gidiyordu. Ama 24 saat sonra, Melisa’nın beyin kanaması geçirdiğini öğrendim.

O an neler hissettiniz?

Benim için çok kötü bir andı, o anı hâlâ atlatabildiğimi söyleyemem. Dünya durdu, hâlâ o anı düşündüğümde, dünya duruyor açıkçası. Ne düşünmem gerektiğini bilemedim. Galiba serumdaki sakinleştirici sebebiyle de yeterli tepki veremedim, öyle kaldım. Ne yapmamız gerektiği, bizi nelerin beklediği… Boşluk oralar bende. Uzun süre de öyle kaldığımı hatırlıyorum. “Ne olacak şimdi? Yaşıyor mu, iyi mi?” gibi sorular sorduğumu hatırlıyorum. Sonrası uzun ve çok karmaşık…

Çevrenizden nasıl bir destek aldınız?

Yüzde yüz destek aldığımı söyleyemem. Bu konuyu her zaman dile getirmeye çalışıyorum. Hastanelerde tatsız sürprizlerle karşılaşmış aileler için herhangi bir psikolojik destek ya da ne yapılması gerektiği konusunda yönlendirecek isimler sekiz sene önce yoktu açıkçası. Yoğun bakımda bir çocuğunuz var, başına ne geldi, ne gelecek hiç bilmediğiniz bir konu o zaman. Dolayısıyla bu haberin gerçekliğiyle yüzleşmem uzun bir zaman aldı. Tabii uzun bir süre, “Neden ben? Neden benim çocuğum?” soruları hiç bitmedi. Bir yuvanın ortasına bir ateş topu düşüyor. Yaşayan herkes bunu bilir, çok zor o süreçler… Kız arkadaşlarım çok destek oldu.

Bir terapistten destek aldınız mı?

Melisa 5-6 yaşına geldiğinde, ben kendime dönüp, “Evet, bu travmalarımı toparlamalıyım, artık bir destek almalıyım” diyebildim. Aile bireylerinin bir psikolog ya da psikiyatrdan destek almaları çok önemli. Tabii ki dostlarınızın desteği, manevi destekler o anı kurtarıyor, sizi toparlıyor ama esas sorun çok büyük, derin ve kalıcı; bu sebeple kesinlikle bir uzmandan destek alınmalı.

Melisa neşeli ve mutlu görünüyor.  Kendisi hastalığını nasıl deneyimliyor?

Açıkçası ben Melisa’ya hiçbir zaman, “Senin bir hastalığın var” ya da “Sen serebral palsilisin” demedim. Bizim evimizde “serebral palsi” kelimesi çok geçmiyor. Farklı olduğunu hep dile getirdim. Kendini fark ettiği andan itibaren, “Evet, sen farklısın, bazı şeyleri farklı yapıyorsun, arkadaşlarından farklısın, bazı becerilerini kazanabilmen için eğitim alman, daha çok çalışman gerekiyor” gibi sözlerim hep oldu. Ama onun motivasyonunu bozacak, “Bende ne var?” dedirtecek hiçbir şey yapmamaya hep özen gösterdim.

Bu yaklaşımınız ona da güç veriyor.

Onun için yazdığım kitapla aslında bu yolculuk başladı. Melisa hep, “Anne, ben bir kahramanım, değil mi? Ben hep çok çalışıyorum, çok başarılıyım, çok güçlüyüm, değil mi?” dedi. Meseleye bakış açısı hep bu oldu. Göründüğü gibi neşeli ve mutlu çünkü çok sevgiyle sarmalanmış bir kız. Dolayısıyla da dediğiniz gibi mutlu bir çocuk, asla pes etmeyen bir çocuk. Melisa bu yıl 8 yaşına girdi. Şubat ayında, doğum gününden bir hafta önce de ikinci kitabını birlikte yazdık. O zaman Melisa’ya, “Melisa’cım, bu kitaba bir önsöz yazmamız gerekiyor ve bu önsözde seni anlatmamız gerekiyor. Bana söyler misin, arkadaşlarından ne farkların var ve çevrendeki insanlardan sana nasıl davranmalarını istersin? Nelere dikkat etmelerini istersin?” gibi sorular sordum ve bunlara bazı cevaplar verdi Melisa.

Siz kendinizi nasıl hissediyorsunuz. Gücünüz nereden geliyor?

Güçlü müyüm? Bazı zamanlarda güçsüz hissettiğim, takatimin kalmadığı, “Yetemiyorum, yapamıyorum” dediğim oluyor. Özellikle de özel ihtiyaç sahibi ya da farklı gelişim gösteren çocuklar büyüme çağına geldiklerinde, boyları daha sık uzamaya başladığında, süreç inanın bana çok zor; çünkü her boyun uzaması, her milim, her santim yaptığınız her şeye baştan başlamak demek oluyor. Bu tekrar maddi-manevi süreç, araştırmalar, terapiler anlamına geliyor en baştan. Dediğim gibi bazı dönemler suya yazı yazmak oluyor. Yorulduğum zamanlarım var, güçlü olmak için elimden geleni yapıyorum. Enerjim bitmiyor, bu kesin bilgi. Hiç hasta olmuyorum, bu da kesin bilgi. Daha önce de söylediğim gibi, psikolojik destek alıyorum ve olabildiğince kendimi doğru ve iyi bir yerde tutmaya çalışıyorum, sonsuz sevgi vermeye devam ediyorum. Ama yorulduğum ve gücümün kesildiği yerde bunu çocuklarıma belli ediyorum. Hiçbir zaman hayatın tozpembe olmadığını bilmelerini istiyorum. Yorulabiliriz, sinirlenebiliriz, ağlayabiliriz, güçsüz, nefessiz kalabiliriz… Bunların hepsini bilmelerini istiyorum ve önemsiyorum.

Bu sebeple de tüm duygu değişimlerimi onlara anlatmayı tercih ediyorum. Daha Ali çok küçük tabii, ona bire bir hiçbir şey anlatmıyorum ama Melisa’ya anlatıyorum. Gücümün çok bittiği yerlerde istem dışı onu üzersem, meseleyi fark ettiğimde, hemen yanına gidip bunun benimle alakalı olduğunu, neden yorgun olduğumu da açıklayarak ondan özür dileyip ne kadar çok sevdiğimi defalarca anlatıyorum. Bunun da aslında, hayattaki her duygunun bizim için olduğunu ona tanıttığını, öğrettiğini düşünüyorum.

Bu tecrübe hayatınızı nasıl değiştirdi?

Umudumu ve mutluluğumu yuvamda koruyorum; eşim ve çocuklarımla ve isteyerek, bilerek azalttığım, geriye kalan “Kardeşim” dediğim dostlarımla. Çok okuyorum, çok araştırıyorum, eğitimlerime hiç ara vermiyorum; çocuk gelişimi üstüne okuyorum, çevrimiçi kurslar alıyorum. Şu anda şefkat üzerine bir eğitim alıyorum internet üzerinden. Farkındalık kursuna başlayacağım yakın bir zamanda. Yoga yapıyorum, beni iyi edecek şeyler için kendime zaman ayırıyorum. Kocamla baş başa kalmak iyi geliyor, buna zaman ayırıyorum ve gerçekten hayatımın merkezinde çocuklarım var. Eşim için de bu geçerli; buna göre hayatımızı planlıyoruz ve yaşıyoruz, bu bizi daha mutlu ediyor. Hobilerimizden kopmuyoruz, seramik yapmayı çok seviyorum mesela. Dediğim gibi, kitap okumak gerçekten benim için çok büyük bir nefes alıp verme biçimi. Öncelikler belirlenince aslında hayatın akışı ona göre şekil alıyor. Çok sevildiğimiz, çok mutlu olduğumuz bir yuvamız var. Bu da umutsuzluğa düştüğüm, ayağımın tökezlediği her yerde tekrar ayağa kalkmamı sağlıyor. Bu anlamda da tüm annelere tavsiyem her zaman bu oldu, ne olursunuz önceliğinizin eşiniz ve çocuklarınız olduğunu unutmayın. Çok okuyun, hep öğrenmeye açık olun. Yorulacaksınız, tüm yorgunluklarınızı, üzüntülerinizi, başarısızlıklarınızı, güçsüzlüklerinizi, yalnızlıklarınızı ve yaralarınızı kabul edin ve mutlaka psikolojik bir destek alın. Psikoloğa gitmek bence aydın bir insanın yapması gereken en büyük iyilik kendine… Ben bunu çok önemsiyorum.

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

KİTAP ÖNERİSİ: TOKSİK İNSANLAR

Sonraki Yazılar

ÇOCUĞUNUZ ZORBALIĞA MI MARUZ KALIYOR?