cevremizdeki-i-stresten-nasil-korunmali

ÇEVREMİZDEKİ STRESTEN NASIL KORUNMALI?

 

 

İkinci evlilik, yoğun tempolu bir iş, trafikte geçen uzun saatler gibi başkalarının gerilimlerinin bizi de etkilediği birçok durum söz konusu olabiliyor. Psychologies yazarlarından Christilla Pellé-Douël, bu tür durumlarda sakin kalmayı sağlayacak olan birtakım egzersizler denedi. Siz de onun deneyimlerinden faydalanabilirsiniz.

Eğer anti-stres şeyleri denemek için bir kobay gerekiyorsa, o gerçekten bendim. İkinci evliliğimle oluşan kalabalık ailemle, banliyö ve kırsal yaşam arasında ikiye bölünmüş hayatımla, geçiş döneminde ve kriz ortasındaki ergenlerimle, bu deneyim için idealdim.  Çünkü sürekli sakin, güler yüzlü ve keyifli kalarak, bir kısmının endişelerini yatıştırmam, diğerlerini destekleyip çaba sarf etmeye yöneltmem, güven vermem ve göz kulak olmam gerekiyor.

Dergide de durum pek farklı değil; yazıların gecikmesiyle aynı hızda yükselen baskıya direnmek, işi organize etmek, dinlemek, güven vermek… Bütün bunları yapmak kolay olmuyor, özellikle de gerilimler biriktiğinde ve geriye dönmek zorlaştığında. Akşam kendimi fişten çekemiyorum. Editörüm, “Birkaç yöntem seç ve uzmanların sana vereceği basit egzersizleri test et” diyor. İyi fikir! Sadece bunları yapacak zaman dilimini bulmak gerekiyor ki bu da beni biraz strese sokuyor. Bir duyu bütünleme uzmanından randevu alıyorum. Nörolog Régine Zekri-Hurstel, ona durumumu anlattığımda şaşırmıyor. “Başkalarının stresi bulaşıcıdır, çünkü tanıdığımız kişi bu sefer farklı davranmaktadır” diyor. “Başkalarının stresi bizimkiyle bağdaşmayan bir ritim değişikliğine sebep olur: Hareketlerin hızlanması, ses tonundaki değişiklik… Buna karşılık, bu uyarıcılara kendi stresimizdeki artışla yanıt veririz, bu da problemi besler.” O zaman kendi stresini azaltmak için en iyi yol diğerininkini azaltmak. Peki, ama nasıl? Duyusallık aracılığıyla. Nörolog, “Önce görünüşünüzü değiştirerek” tavsiyesinde bulunuyor. Şaşırtıcı! Mavinin sakinleştirdiğini, kırmızının saldırganlığın yönünü değiştirdiğini, yeşilin değişiklik isteği yarattığını öğreniyorum. “Söz konusu olan sihir değil, belirli bir uyarana verilen nörolojik ve duyusal yanıtlardır” diyor Zekri-Hurstel. İkinci nokta ise kendi ritmine geri dönmek; diğeri duygusuzsa ritmi artırarak (hareketli bir müzik ya da hızlı yürümeyle), diğeri sinirliyse ritmi yavaşlatarak (derin nefeslerle, sakin bir müzikle). “Herkesin kendine has bir ritmi vardır. Onu bulmak gerekir.” Üçüncü yöntem, tat ile sıcak ve soğuk hislerini kullanmak. Eğer buzlu ve ekşi tatları seviyorsak, stresli bir anımızda büyük bir bardak limonata sakinliğimize tekrar kavuşmamızı sağlar. Sıcak bir kahve ise rahatlatır ve duyguları stabilize etmeye yardımcı olur. Bu teknik cankurtaranlar tarafından iyi bilinir; ilkyardım hareketlerinden biri kaza kurbanına veya şoktaki birine bir içecek vermektir.

Son olarak Zekri-Hurstel, uzuvlarımıza, ellerimize, ayaklarımıza, masaj yapmamızı, saçlarımızı taramamızı veya en basit olarak ayakkabılarımızı değiştirmemizi öneriyor. “Bu basit eylemler baskıyı azaltmayı, kendini vücudunda daha iyi hissetmeyi ve sakince tekrar iletişime geçmeyi sağlıyor.” Uygulamaya dökmesi çok kolay bu tavsiyelere bayıldım. Böylece eve geldiğimde ilk refleksimin çıplak ayak yürümek olduğunu fark ediyorum. Bizi sakinleştiren, iyi gelen durumları ve eylemleri içgüdüsel olarak bulabiliyoruz. “Bu kapasiteye hepimiz sahibiz. En zoru kendimize bundan yararlanma izni vermemiz” diyor Régine Zekri-Hurstel.

Ertesi gün, işteki bir problem yüzünden gerilim biraz artıyor. Yine etrafa saçılan gerilim kıvılcımları söz konusu. Telefonda bir tartışma yaşanıyor ve tüm dünyayla ilişkimi koparma arzusuyla gergin bir şekilde telefonu kapatıyorum. Duyularımla bir araya gelmek için iyi bir fırsat: Kendime bahçede içeceğim bir çay hazırlıyorum, her adımda dizlerimi kaldırıyorum. Zarif bir yürüyüş tarzı değil ama işe yarıyor! Öfkem geçiyor, nefesim sakinliyor.

Dolayısıyla, az önceki telefon konuşmasını farklı bir açıdan görüyorum. Oğlum sorgulayıcı ve alaycı bir şekilde bakıyor bana. Hiçbir şey demiyorum. Bir sonraki sefer kıyafet renkleriyle oynamayı deneyeceğim. Özellikle Zékri-Hurstel’in şu fikrini aklımda tutuyorum: “Stresli olduğumuzu bilme fırsatını kendimize vermiyoruz. Oysaki bunu yapmak, ağırlaşmasını engellemeyi sağlar. Aynı şekilde fiziksel aktivite ve gayret de endorfinik bir ödül, yani iyi olma hali sunar.” Bu sırada Zékri-Hurstel’den gençlerin sınavlar sırasında yaşadıkları özel stres durumunda, öncelikle ritimlerini bulmalarına yardımcı olmak gerektiğini öğreniyorum. Basit bir püf noktası var, örneğin sakız veya jelibon gibi bir şeyler çiğnemek. Çenenin bütün baskısını bu tür bir şey üzerine uygulamak, nefes düzenini değiştirmeyi sağlıyor, çünkü aynı anda hem çiğnemek hem de nefes almak düzensiz bir şekilde yapılamıyor. Dolayısıyla bir şeyler çiğnemek, sakinleşmeye, boynun ve yüzün gerilimlerini azaltmaya olanak tanıyor. “Aklınıza not edin bunu, tehlikesiz ve imdada koşan ufak bir şey.” Hatırlayacağım bunu. Bir sözlü sebebiyle endişeli bir ergene yardım etmek için sakin görünmeye çalışmaktan daha stresli bir şey yok. İkinci hedefim tam da bu, gençlere stresleriyle başa çıkmalarında yardımcı olmak. Klinik psikolog Anne France Bouchy-Tatopoulos bu konu üzerine çalışıyor. “Sınav döneminde, düşünüldüğünün aksine, ebeveynlerin ruh hali de strese katkıda bulunuyor. Sonuçlar hakkında ne kadar endişelilerse, çocukların kaygıları da o kadar artıyor.” Ve karşımızda tekrar bulaşıcılık olgusu. Bana duyumlarımı kelimelere dökmemi tavsiye ediyor. Bu yöntem stresi “söndürüyor” ve mesafe almaya yardımcı oluyor. İkincisi, aileye “düzenleyici” bir rutin getirmeyi öneriyor; aynı saatte yemek yemek, uyumak gibi. Ve daha genel olarak, ortak bir ritim bulmak için beraber bir şeyler yapmak; ormanda yürüyüş, havuzda bir saatlik yüzme gibi. Son olarak, öfke patlamaları varsa, uzaklaşma “en doğru” çözüm. Orada olmayan biriyle kavga etmek imkânsızdır ve yangına körükle gidilmez.

Somut uygulamalar: Her akşam maruz kaldığım trafik sıkışıklığından tamamen tükenmiş bir halde eve geldiğimde, hemen evdeki işlere koşmak yerine kızımla ormanda yürüyüşe çıkıyorum. Bu hava almamızı sağlıyor ve sohbet etmemiz için de fırsat yaratıyor. Kızım beklentilerini dile getiriyor, ben de sakince çözümler önerebiliyorum.  

İşyerinde stres konusunda bir uzmanla görüşüyorum. Eric Albert, aile üyelerinden birinin endişelerinin diğerlerine yayılabileceğini onaylıyor. “Hiçbir şey daha bulaşıcı değildir. Tek bir kişi bütün grubu hortumunun içerisine çekebilir” diyor. Bu yüzden kaygının kökenini belirlemek gerekir: Karne notları mı,  mesleki problemler mi, duygusal sorunlar mı? Eric Albert’e göre, diyalog, analiz ve herkesi dinlemek farkındalığı genişletiyor ve durumu iyileştirmek için yapılması gerekenlere karar vermeyi sağlıyor. Ve eğer endişe düğümü çok sıkıysa, kriz anında derin nefes alın, birkaç saniye tutun, sonra yavaşça verin, daha uyumlu ve ritimli bir nefese geri dönün. Koro halinde çocuklarımla hiç bu kadar nefes alıp vermemiştim ve yalnızken arabada! Hoşuma gitti. Daha sakin miyiz? Her zaman değil. Ama bizi zehirleyen stres taşmalarının daha farkında mıyız? Evet. Bana gelince, daha derin bir içsel çalışma yapmam gerekiyor.

 

 

Önceki Yazılar

ELMALI ROKALI SALATA

Sonraki Yazılar

“AİLE TEMSİLLERİ DÖNÜŞÜM GEÇİRİYOR”