medicinal healing herbs and flowers

BÜTÜNSEL BİR YAKLAŞIM: HOMEOPATİ


Yaklaşık 220 yıl önce Doktor Samuel Hahnemann’ın keşfettiği homeopati, hiçbir yan etkisi olmayan, tamamen doğal, bütünsel tedavi yöntemi. Hastalığı değil, hasta insanı iyileştirmeyi hedefleyen yaklaşım, Türkiye’de hala pek yaygın olmasa da giderek artan bir ilgi görüyor.

Alerji şikayetlerim 2014 yılının bahar aylarında başladı. Önceden nefes almayla ilgili bir problemim yokken bir anda şiddetli bir burun akıntısı, gözlerde yaşarma, ardından da tıkanma geldi. Başta bunu sıradan bir nezle sandım. Fakat üç hafta sonra burun akıntısı hala devam ettiği için bir kulak-burun-boğaz uzmanından randevu aldım. Yaptığı inceleme ve istediği testlerin sonucunda bunun alerjik bir reaksiyon olduğunu söyledi. Sonraki aylarda, birkaç farklı test ve alerji uzmanı ziyaretinin ardından düzenli olarak ilaç kullanmaya başladım. Polene ve ev tozu akarına (koltuk kumaşı, halı gibi toz tutan her şeyde bulunan mikroskobik canlılar) alerjim vardı; dolayısıyla iç ve dış ortam fark etmeksizin alerji beni her an, her yerde yakalayabiliyordu. Özellikle bahar aylarında ilacımı almadan bir gün bile geçiremiyordum. Alerjik reaksiyona neden olan maddeleri biliyordum; ancak neden bu maddelerin bende alerji yaptığını modern tıp açıklayamıyordu. Ayrıca kullandığım ilaçlar sorunu tedavi etmiyor, yalnızca hapşırık ve kaşıntı gibi belirtileri baskılıyordu; yani ilacı bırakırsam, iki gün sonra belirtiler tekrar kendini gösteriyordu. Ayrıca bu kimyasalların uzun vadede iç organlarımı yorduğunun da farkındaydım. Alerji sorununa kökten bir çözüm arıyordum ve birkaç kişiden alternatif bir tedavi yöntemi olan homeopatiyi duymuştum. İnternetten yaptığım çeşitli araştırmalar ve çevremdeki kişilerden aldığım yönlendirmeler doğrultusunda, 2017 baharında soluğu Homeopat Dr. Levent Buda’nın muayenehanesinde aldım. Kendisiyle önce detaylı bir ön görüşme yaptık. Görüşmede ne tür belirtiler yaşadığım, bu belirtilerin ne zaman başladığı, uyku ve regl düzenim, yeme-içme alışkanlıklarım, duygusal durumum, ev ve işteki davranış biçimlerim gibi pek çok konu hakkında konuştuktan sonra, şu an halen devam eden tedavi sürecim başlamış oldu.

Homeopatinin işleyiş prensibi

Homeopati bir dal olarak 220 yıl önce ortaya çıkmış olsa da, aslında işleyiş prensibinden bahseden ilk hekim, tıp mesleğinin babası sayılan Hipokrat oluyor. Ama dünya çapında homeopatinin ana işleyiş ve uygulama prensiplerini Alman hekim Samuel Hahnemann tanımlamış. Homeopati, “Benzerlik Fenomeni” denilen bir prensiple işliyor. Bu prensibi Dr. Levent Buda şu şekilde örnekleyerek açıklıyor: “Hepimiz mutfakta soğan doğramışızdır. Soğan doğrarken neler yaşarız hemen hatırlayalım. Gözümüz yaşarır, yanar; burnumuz akar ve burun kökünde yanma hissederiz. Şimdi buna benzer bir hastalık düşünelim. Akut üst solunum yolu enfeksiyonları ya da alerjik nezlenin akut ataklarında benzer bulgular olduğuna göre, soğandan yapılmış homeopatik ilacı hastanın şikayetler bütünlüğünün uygunluğuna kullanabiliriz.

Peki, şikayet bütünlüğü nedir? Aslında homeopatinin en önemli konularından biri bu. Dr. Levent Buda, “Bir hasta geldiğinde, sadece yakındığı fiziksel şikayetlere göre asla ilaç seçmiyoruz. Zihinsel ve duygusal değişiklikleri de birlikte değerlendiriyoruz” diyor. Yine bir örnek vermek gerekirse, soğuk algınlığı şikayetleriyle gelen iki hastayı ele alabiliriz. Bu iki hastadan biri hastalığını ayakta ve aktif yaşamına devam ederek geçiriyorsa, bir diğeri evde dinlenerek geçirmek istiyor. Evde yanında insan ihtiyacı duyanla, odada tek başına yatak içinde hastalığını geçirmek isteyen bir olmuyor. İşte homeopati bu nüansları da dikkate alıyor.

Hedef hastalık değil, hasta insan

Homeopati bütünsel bir yöntem. Hasta, homeopati doktoruna başvurduğunda, zihin, duygu ve fiziksel şikayetleri ile bütünsel bir değerlendirmeye alınıyor. O yüzden hasta migren şikayeti ile gelmişse bile değerlendirme sırasında kolundaki egzamasından ayağındaki mantarına, sık tekrar eden enfeksiyonlardan üzüntülerine, hırsına ve öfkesine kadar giden karmaşık bir değerlendirmeden geçiyor. Sonuç olarak da hastaya değerlendirme sonunda bir adet tamamen doğal kaynaktan elde edilmiş bir ilaç seçilerek reçete ediliyor. Durum böyle olunca, homeopati aslında her türlü hastalıkta kullanılabiliyor demek doğru bir yaklaşım. Homeopatinin başarı oranını sorduğumda şöyle yanıt alıyorum: “Teoride yöntem yüzde 100 başarılı olarak değerlendirilse de gerçekçi bir yaklaşımla sonuçlara baktığımızda, pratik olarak hastaların yüzde 70-80’inde iyi bir sonuç yakalıyoruz.” Ancak yaşadığınız hastalığın akut mu, yoksa kronik mi olduğunu iyi ayırt etmek gerekiyor. Dr. Levent Buda, kronik hastalıkların mutlaka bir hekimle çözülmesi gerektiğini söylüyor ve hasta kişilerin bir homeopata gideceklerse, o kişinin hekim olması konusunda ısrarcı olmalarını öneriyor.

GÜNLÜK YAŞAMDA HOMEOPATİ

Homeopati, hastalıklara karşı başlı başına bir yaklaşım sunduğu için günlük hayatımıza da bu yaklaşımı adapte edebiliriz. Dr. Levent Buda, “Sağlığınızı korumak için elinizden geleni yapın” diyor ve ekliyor: “Beslenmenize ve çevreden gelecek bozucu etkilere özellikle dikkat edip uzak durun.” Ayrıca bir homeopata gitmeden önce şikayetlerinizle ilgili farkındalığınızı artırmanızın süreci hızlandıracağını da belirtiyor. Şikayete neyin iyi gelip neyin kötü geldiğini, hangi fiziksel ve zihinsel durumların şikayeti tetiklediğini belirleyip not almak, hem hastanın hem de doktorun işini kolaylaştırıyor.

Homeopatik ilaçlar

Homeopatik ilaçların piyasada bildiğimiz ilaçlardan en önemli farkı, üretim tekniği ve kaynağının tamamen doğal maddelerden oluşması. İlaçların yaklaşık yüzde 70’i bitkilerden elde ediliyor, geriye kalan yüzde 30’u da doğal mineraller ve arı ürünleri gibi hayvansal kaynaklardan geliyor. İlacın ana maddesi standart eczacılıktaki gibi ana madde üretim teknikleri ile elde edildikten sonra homeopatik seyreltme ve vurarak çalkalama aşamaları ile homeopatik ilaç hazırlama sürecine geçiliyor. İstenilen seyreltme seviyesine ulaşıldıktan sonra da sıvı haldeki ilaç genellikle sakkaroz ya da laktozdan elde edilmiş olan küçük şeker topçuklarına emdirilip kurutuluyorlar. Böylece homeopatik ilaç hazırlanmış oluyor. Siz bu minik boncuk şeklindeki ilaçları doktorunuzun belirttiği tarihlerde dilaltından alıyorsunuz. Homeopatik ilaçlar hazırlanırken seyreltiliyor ve böylece yan etki oluşturma potansiyelleri ortadan kalkıyor.

Tabii bir başka merak edilen konu da tedavi sürecinin ne kadar sürdüğü. Dr. Levent Buda bu noktada önemli iki bilgiye değiniyor: “İlki, eski ve ampirik bir bilgi. Hastalık bulguları ne kadar eski ise iyileşme süreci de o kadar uzun sürüyor. Diyelim beş yıllık bir hastalıkla karşı karşıyayız. İyileşme için 10 ay gibi bir süreye ihtiyacımız var. Diğeri ise, Berlin Üniversitesi’nde yapılmış bir araştırmanın sonucu. Araştırmaya 200 homeopatik hekim ve 2 bin üzerinde hasta katılmış. Kalıcı iyileşmenin oluşması için en az altı ay tedaviye devam edilmesi gerektiği gibi bir sonuç ortaya çıkmış.

Benimse tedavi sürecim başlayalı altı ayı geçti ve süreç içinde alerji şikayetlerimde belirgin şekilde azalma oldu. Şu an belirtilerim tamamen bitmiş olmasa bile antihistaminik ilaçları kullanmayı neredeyse tamamen bıraktım ve şikayetlerim geçen bahara göre daha baş edilebilir seviyeye geldi. Hayatıma hiçbir yan etkisi olmayan bu doğal ilaçlarla devam edebildiğim için eskiye göre kendimi daha hafif ve güvende hissediyorum.

OKUMA ÖNERİSİ

“Bir Tedavi Sanatı-Homeopati”, Dr. Levent Buda, Destek Yayınları
“Homeopatinin Temel İlkeleri”, George Vithoulkas, Günçe Yayınları

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

GERÇEK İLİŞKİLER KURUN

Sonraki Yazılar

BEYAZ PERDE: UĞUR BÖCEĞİ