Space exploration and planetary colonization.

BÜTÜN YOLLAR MARS’A ÇIKACAK

 

 


Uzay hiçbir zaman bize bu kadar yakın olmamıştı! Bu konuda şüpheleriniz mi var? Yıl sonundan itibaren ayın yörüngesine gönderilmesi planlanan turistler, Mars’ta organik maddeler bulunması ve 2025 yılına kadar Mars’a insanların yerleşmesi için yürütülen projeler… Dünyamız dışındaki yaşam neden bu kadar ilgimizi çekiyor?

Ve insanlık Mars’a taşınıyor… Yeryüzü dışındaki yaşam arayışlarında Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), gözünü Kızıl Gezegen’e dikmişti. NASA geçtiğimiz haftalarda çığır açan bilgiler keşfettiğini duyurdu. Mars keşif aracı Curiosity sayesinde Mars’ta organik maddeler bulundu, bu veriler bilim insanlarına orada bir zamanlar yaşam olabileceğini düşündürüyor. Ancak kesin bir şey söylemek için henüz yeterince veriye sahip değiliz. Curiosity MastCamera ile Kızıl Gezegen’i fotoğraflamaya devam ediyor.

Bu gelişmeler dünyamız dışındaki yaşam alanlarıyla ilgili merakımızı körüklüyor. Herhalde hepimiz en az bir kere başka bir gezegende yaşamak nasıl olurdu diye düşünmüşüzdür. Bunu düşünen ne ilk ne de son kişi olacağız. Şüphesiz, gökyüzü insanlığın ona bakarak hayal kurduğu ilk ekrandı. Platon, gökyüzünde ideal bir dünya, Aristoteles ise mükemmelliği gördü. Filozof ve gökbilimci Giordano Bruno, gökyüzünde birçok gezegen olduğunu hayatı pahasına savundu ve 1600 yılında bu sebepten yakılarak öldürüldü. Şair Stéphane Mallarmé, evren ve şiirin yakınlığını sezmişti. Yazar Ray Bradbury bizleri ‘Mars Yıllıkları‘ kitabıyla oralara götürdü. Bütün bunlar, ‘2001: A Space Odyssey‘, ‘Uzay Yolu‘, ‘Interstellar‘, ‘Star Wars‘, ‘Gravity‘ gibi uzay keşiflerini anlatan filmlerden önce gerçekleşti.

80’li yıllarda çocukların en sevdiği çizgi film ‘Barbapapa‘ların Mars macerasını da unutmamak gerekir. Rengârenk karakterlerin istedikleri şekle bürünebilmesini hayranlıkla izleyen çocukların kırmızı gezegene füzeyle gitmeyi hayal etmesi hiç zor olmasa gerek. Geleceğin yıldızlararasında geçeceği konusunda çocukların şüphesi yok, bizim niye olsun ki? Sonuçta neden Mars’ı sadece bilimkurguya ya da bilim insanlarına bırakalım ki? Günlük hayatımızda bu fanteziye yer vermemek, bunu küçümsediğimizin bir göstergesi olabilir mi? Bilimkurgu sevenlerin dışında Mars’ı fethetme konusunda tutkulu olan çok az insan var.

Bir illüzyon mu?

Şüpheler bu yönde. Uzay uçuşları konusunda uzman olan Space X’in kurucusu Elon Musk’ınsa çok atak olduğu kesin. Mars’a yerleşme konusunda en ileri çalışmaları yapıyor ve Haziran 2018’de Mars’a ulaşmak üzere 6 Şubat’ta Falcon Heavy1 füzesiyle bir Tesla Roadster’i uzaya gönderdi.

Mars’a yerleşmenin NASA’ın birinci hedefi haline geldiği de doğru. Ama bütün bunların hepsi bir hayal olarak kalmadı mı? Zamanında Sputnik 1, Yuri Gagarin ve Neil Armstrong dünyalılara uzayın artık onlara ait olduğu hissini verdiler. 2001, uzay macerası yılı olacaktı. Ancak sonra devamı gelmedi ve bu gelişmeler soğuk savaş içinde bir güç savaşı olarak kaldı. O zamandan beri ne aydaki kraterlerden ne de hafta sonu yapılabilecek egzotik Mars seyahatlerinden bahsediliyor.

Barış için bir şans

Mars’ı hedeflemek; meseleye biraz da mesafeli bakmayı, ne kadar küçük olduğumuzu anlamayı, insanlığa karşı daha alçakgönüllü ve yumuşak olmayı sağlıyor. Çünkü evren boyutunda düşünebilmek, sınırları ve milliyetçiliği önemsiz kılıyor. Şubat 2017’de güneş sistemi dışındaki gezegenlerin keşfedilmesiyle birlikte akıllara, “Ya o gezegenlerde yaşayanlar varsa, ne olur?” sorusu geldi. Sahi, öyle bir şey olsa, ne tepki verirdik? Tam da bu noktada Filozof René Girard’ın edebiyat, tarih ve mitolojiyi inceleyerek ortaya koyduğu, “İnsanların şiddet spiralini kırması için bir günah keçisine ihtiyaçları vardır” sözü kulaklarımızda çınlıyor. Kulağa biraz ütopik gelebilir, ancak içinde başka canlılar barındıran gezegenler, bizim gezegenimiz için bir barış şansı olabilir. Dünyalıların ortak bir amaç için birleşebileceği, birbirlerinden farklılıklarını unuttukları, karşılarına alabilecekleri yeni bir ‘yabancı‘.

Bunların hepsi bir hayal gibi gelebilir ama Filozof İbn Rüşd’ün düşüncenin temeline hayal kurmayı oturttuğunu unutmamak gerekiyor. Yaşadığımız bu dönemde belki de her zamankinden daha çok hayal kurmaya ihtiyacımız var. “Olmak, arzu sürecidir” der Gilles Deleuze, ‘Kapitalizm ve Şizofreni 2‘ kitabında. Hâlbuki antidepresanların etkisi altındaki toplumlar ‘olmayı‘ unutmuş görünüyor. Toplum, amaçsızlıktan, mana bulamamaktan, rutinden, kritik etmekten ve sıkıntıdan bıkmış yalpalıyor. Mars’ta yaşam projesi ve yıldızlararası seyahatler, bu uyuyan istek ve arzuları uyandırma fırsatı aslında. Mars’a yerleşmek teknik konulardan başka soruları da beraberinde getiriyor: Orayı kim ‘yönetecek‘? Hangi politika ve adalet sistemi uygulanacak? Orada hangi değerlerin yerleşmesini istiyoruz? Düşünülecek, hayal edilecek koca bir dünya. Eğer bu sorular üzerine düşünecek vakit ayırmazsak, burada yaptığımız hataların aynısını orada da yaparız.

Gerçekleşecek bir rüya

Elon Musk ve ekibinin bir grup megaloman ve hayalperest olmadıklarının elbette bir garantisi yok. Tarih bize bütün bunların teknolojik bir keşiften öteye gidemeyebileceğini çoktan gösterdi. İlerleme sürekli yukarıya doğru hareket halinde değildir, bazen hızlı, bazen de durağan olur. Uzayın keşfine harcanan para, enerji ve beyin gücüne bakarsak, Elon Musk’ın gelecek için atılacak büyük adımların Mars’a doğru olduğunu hayal etmesi mantıklı aslında. Bu proje, megalomanlar ve milyarder devletler arasında bir güç savaşı gibi gelişiyor. Günümüzde Donald Trump ve Birleşik Arap Emirlikleri bu yerleşme projesinin en büyük yatırımcıları. İşte, konuyla yakından ilgilenmek için bir sebep daha! İlgilenmezsek, geleceğimizin bir parçası üzerindeki söz hakkımızı kaybederiz ve şu an hayal olan bir şeyin kâbusa dönmesini izleme riskini alırız.

TIKLAYIN

Füzeyle gönderilen Tesla arabanın gittiği yolu www.whereisroadster.com adresinden takip edebilirsiniz.

OKUYUN

Musk Mania‘, Patrick Davidson, Hans Van Der Loo, The Kitap Yayınları

İZLEYİN

Marslı‘ (‘The Martian‘), Ridley Scott, 2015

Derleyen: Pınar Fourreau

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

SORULARINIZ

Sonraki Yazılar

“GÜRÜLTÜYE TAHAMMÜLÜM YOK”