sadness

BU AİLEDE MUTSUZ BİRİ VAR

 

 


Aileler genellikle fertlerinden birinin üzgün olması sebebiyle aile terapistine başvururlar. Peki, bu birey bütün ailenin mutsuzluğunu üzerinde taşıyor olabilir mi? Aile ve Çift Terapisti, Psikoterapist Funda Baysal, sorularımızı yanıtladı.

Aile terapisi danışanlarında, aile bireylerinden birinin diğerlerinden daha fazla üzüntü duyduğu izlenimi ortaya çıkabiliyor, bu nasıl açıklanabilir?

Aile terapiye geldiğinde aile üyelerinden birisi belli bir duyguyu daha fazla taşıyor görünebilir. Bu duygu bazen üzüntü, bazen öfke olur; bir birey diğerlerinden daha kızgın, daha tepkili, daha yorgun ya da daha kaygılı olabilir. Terapist olarak bir aileye baktığımızda, “Bu kişi üzüntülü, demek ki daha fazla etkileniyor” gibi bir yaklaşım içinde bulunmayız, çünkü her ailede her bireyin ortada olan durumdan etkilendiği gerçektir, sadece ifade etme şekli farklıdır. Bir bireyin “kötü” hissettiği bir ailede yani sistemde, diğerlerinin tamamen iyi oluşundan bahsetmek imkânsızdır. Duygu ya da semptomu daha fazla ortaya koyan kişi, aslında sistemin bir dışavurumunu sağlar, bir şeylerin yolunda olmadığına dikkat çeker. Böylece aile, bir terapistin de desteğiyle sıkıntılı olan konuları çözme ve bir bütün olarak iyileşme ve hayatı daha keyifli götürme fırsatı bulabilir. Aile içinde kişilerarası dinamiklerin nasıl işlediği aile terapisinin esas konusudur, çünkü bu dinamiklerin işleyişi sonunda ailede bir kişi “üzülen, kırılan, yorulan”, diğer kişiler de bu kişiyi “üzen, kıran, yoran” pozisyonunda görülebilir. Genellikle aileler bu noktada terapiye gereksinim duyarak yardım almaya gelir, çünkü farkında olmadan girdikleri bu mağdur/ zalim, yani “sorunlu olan ve sorunlu kişiye katlanan” döngüsünden kolay kolay çıkamazlar.

Bu durumla ilgili bir örneği bizlerle paylaşabilir misiniz?

Örneğin, aileler bazen “Okula gitmek istemiyor, çok öfkeli, çok içine kapanık, sürekli ağlıyor, geceleri korkuyor, tuvaletini kaçırıyor” gibi çeşitli şikâyetlerle çocuğunu terapiye getirir. Eğer çocukta patolojik ya da fizyolojik bir bulgu yoksa, aileyle çalışmaya başladığımızda çocuğun genellikle aile içindeki çatışmalara tepki olarak semptom geliştirdiğini görürüz. Aile içi sıkıntı yaratan çatışma ve gerginlikle çalışıldığında, çocuğun gösterdiği semptomun azalarak ortadan kalktığı görülür. Bu açıdan bakıldığında, terapiye getirilen sorunun ya da semptomun aslında ailenin bir bütün olarak toparlanmasına, tüm üyelerinin iyi ve keyifli hissedişiyle yaşam kalitesinin artmasına doğru giden yolu gösterdiğini söyleyebiliriz.

Semptomların aile bireylerinden birinin üzerinde yoğunlaşmasının sebepleri neler olabilir?

Semptomun türünü yani ortaya çıkan sıkıntının türünü belirleyen en önemli noktalardan biri, aile üyelerinin önceden belirlenmiş olan rolleridir. Ailenin “sorun çözen” kişisi, ailenin “en hassas” üyesi gibi bazı tanım ve roller zaman içinde insanlara yapışır kalır. Bu kişiler onlara atfedilen bu roller sebebiyle semptom geliştirmeye, kişilik yapısı ve ailesel miras açısından daha yatkın olabilirler. Örneğin, “sorun çözen” kişi depresif olmaya ve duygusal yorgunluğa yatkın olma eğilimi gösterirken, ailenin “en hassas” kişisi tekrarlayan mide ağrısı gibi gastrointestinal şikâyetler ya da panik atak gibi kaygı bozuklukları geliştirebilir. İki köken ailenin yani annenin ve babanın, kendi ailelerinden getirdikleri özellikler, ilişki biçimleri, ilişki mesafe ayarları gibi dinamikler de semptomun hangi aile bireyi üzerinde yoğunlaşacağında belirleyicidir. Yani sosyal genler etkilidir ve yansıtılmış beklentiler bazı üyelere daha çok etki etmeye eğilimlidir.

Mutsuzluklarını ifade eden bu ailelerin ortak özellikleri var mıdır?

Tabii ki… Sosyoekonomik ve kültürel seviyede çok geniş bir yelpazede danışanımız var. Üniversite hocasından öğrenciye, cerrahtan temizlik görevlisine, polis memurundan psikoloğa… Herkesin bir ailesi var ve kendi başına kendi kaynaklarını kullanarak çözemediği sorunlar yaşayabiliyor. Bu sebeple size ailelerin ortak özelliklerini anlatmaktansa bize getirdikleri ortak problemlerden bahsedebilirim.

Her şeyden önce söylemek gerekir ki terapi almaya gelen bu aileler normal ailelerdir. Normal bir aile, sağlıklı bir ailedir, önüne ne çıkarsa çıksın gelişmeye devam eder. Her ailede yaşam döngüsünden
kaynaklanan bir stres vardır ve bu stresi sağlıklı ailelerde bütün üyeler yaşar. Kişilerarası ilişki dinamiklerinde sıkıntı olan ailelerde bir disfonksiyon yani işlevini yerine getirememe durumu gelişebilir. Bu durum, ailenin sağlıklı olmadığını ya da normal olmadığını göstermez, herkesin yaşadığı ve yaşayabileceği sorunların üstesinden daha kolay gelmek için destek alabilecek farkındalık seviyesinde olduklarını gösterir.

Bir disfonksiyonun türü öncelikle ailenin bize aile yaşam döngüsünde hangi dönemde geldiğiyle bağlantılıdır. Eğer yeni evli bir çiftse, ilk 3-4 sene içinde, genellikle yeni oluşturulan bu ailenin kimin orijin ailesini model alacağıyla ilgili çatışma vardır. Her iki eş, kendi köken ailesinden getirdiği alışkanlıkların ve davranma biçimlerinin “normal” olduğunu düşünür ve karşı tarafın kendisininkine adapte olmasını bekler. Bu çatışmalar aslında son derece normaldir ve hatta sağlıklıdır; bu çatışma eğer olumlu bir şekilde atlatılırsa bu yeni ailenin ortak dili ve yaşam biçimi oluşur; çift orta noktada bir yerde buluşur. Terapiye bu aşamada gelen birçok çift bu çatışmanın stresini kaldıramadığı için destek almaya gelir; terapi süreci bu adaptasyonu hızlandırır ve kolaylaştırır.

En yaygın karşılaştığımız problemlerden biri, aile gelişiminde belli dönemlerde tıkanmışlıklar olmasıdır. Çift evlenir ama bir türlü çocuklu olma aşamasına geçemez ya da çocuk yaparlar ama çocukları ergen olduğunda onların artık ayrı bir birey olduğunu, yetişkinliğe geçmeye hazır olduklarını kabullenemezler.

Aileleri terapiye getiren sık yaşanan bir problem de durumsal streslerdir. Aile ciddi bir kaza geçirmiş olabilir, aile üyelerinden birinin ya da yakın akrabanın ölümünü yaşayabilirler. Ailede yaşanan bir iflas durumu, güvenlik duygusuyla ilgili birçok noktayı sarsar, genelde çok sonrasında, maddi durum düzeldiğinde bile, aileleri destek almaya iten etkilere sebep olabilir. Durumsal stresler genelde aile içinde soruna sebep olur, çünkü her birey farklı tepkisellik ve hassasiyet geliştirir. Eşlerden birisi belli bir durumu, örneğin yas halini daha rahat atlatırken diğeri atlatamayabilir. Bu eşzamanlılık bozulması, aile içi kopmalara ve “kimse beni anlamıyor” duygusuna sebep olduğunda terapi desteği aile bireylerinin yeniden iletişimini artırarak sürecin daha hızlı atlatılmasını sağlar.

Ailedeki sorunların odaklanmış göründüğü bireyi iyileştirmek neden yeterli olmayabilir?

Aslında bazı durumlarda yeterli olabilir! Tabii ki en ideal durum, yaşanan sorunla ilgili tüm aile bireylerinin terapi sürecine katılmaya ve terapistle çalışmaya istekli olmalarıdır. Bu gerçekleştiğinde, bütün ailenin kendisini daha iyi hissetme haline daha kolay ve daha hızlı ulaşabiliriz. Şizofreni gibi özellikle patolojik bir tanı söz konusu değilse, semptom ya da sorun bireyin bireysel sorunu değildir, sistemin yani ailenin sorunsalıdır. Beraber farkındalık geliştirmek en keyifli süreçtir; aile üyelerini yakınlaştırır. Patolojik bir tanının söz konusu olduğu durumlarda da ailenin tamamıyla çalışmak, tanı alan kişiye sağlam bir destek ağı sağlayarak günlük hayata daha kolay dönmesini sağlar.

Ancak sık yaşanan bir durum, aile üyelerinin bir kısmının ya da eşlerden birinin çeşitli sebeplerle terapi desteğini kabul etmek istememesidir. Bu durumda, sıkıntı yaşayan kişi terapiden tek başına gelse fayda sağlayıp sağlayamayacağını sorgular. Böyle bir terapi sürecinde bireysel çalışma sürdürülse de sistemik terapi ekolünden faydalanılabilir. Kişi terapiye tek gelse de, sistemik çalışmak isteyen terapist için aslında kişinin bütün ailesi, arkadaş çevresi, iş ortamı yani kişinin dahil olduğu tüm sistemler çalışılmaya hazır şekilde temsili olarak terapi odasına kişiyle beraber gelir. Klasik psikoterapi ekollerinden farklı olarak sistemik terapi modeli, çeşitli alan ve zamana dair bilgi toplama ve bu bilgiyi danışanın faydasına kullanmayı hızlı gerçekleştirir. Terapideki bireyin düşünce ve davranış süreçlerinde farklılık oluştuğunda, bu aile ortamına ve kişinin dahil olduğu tüm sistemlere yansır. Danışanın etrafındaki kişiler, genellikle farkında olarak ya da olmayarak, danışana göre farklı şekil almaya başlar. Tüm aile bireylerinde farkındalık oluşmasa da aile ya da çift takıldığı noktadan kurtulup hareket etmeye ve değişmeye başlar. Değişim aslında doğaldır ve zaten hep vardır. Sistemik terapi araç olarak bu değişimi kullanır, farkındalık şart değildir çünkü. Bu tarz çalışmak biraz daha uzun sürse de sağladığı fayda üst düzeydedir.

Bir anlamda, belirtileri üzerinde taşıyan aile bireyinin aileyi iyileştirmede bir rolü olduğu düşünülebilir mi?

Kesinlikle düşünülebilir. Sıkıntılı duygulanım ya da semptom geliştiren kişi, sistemde “hasta” olan değildir; bir şeyler yolunda gitmiyor uyarısı olarak ailenin öncelikle yardım almasını sağlamış olandır. Belirtileri üzerinde taşıyan aile bireyi, terapiste “işe” nereden başlayacağını gösterir. Terapistin bir nevi bulmaca çözmek gibi takipte bulunacağı malzemeyi verir. Böylece aile, terapist eşliğinde sıkıntılı olan konuları çözme fırsatı bulur, gelişerek yoluna devam eder. Hayatın tamamına bakıldığında genelgeçer bir gerçekle uyumludur bu durum: Her gelişme ve her büyüme, sancılı bir sürecin sonunda ferahlığa çıkar. Ergenliği tüm sıkıntısıyla doya doya yaşamış birinin sağlam bir yetişkin olma olasılığı, ergenlik çatışmalarını hiç yaşamamış birisine göre oldukça yüksektir.

Bir aile ve çift terapistinden tavsiyeler

Elbette her tanım ya da tavsiye bütün ailelere uymayacaktır, ancak Funda Baysal, ailelerle uzun yıllardır yaptığı çalışmalar ışığında okuyucularımıza şu tavsiyelerde bulunuyor:

• Çatışmadan kaçınmayın. Sağlıklı çatışarak hem birey, hem aile olarak gelişip özgürleşiriz.
• Konuşun, konuşun, hep konuşun ama bir konuyu fazla uzatmayın.
• Ailenin bütününü etkileyecek kararları beraber alın, kimse arkada kaldı mı hep kontrol edin. Mutlu ve sağlıklı bir ailede herkes birbirinin iyi oluş halini takip etmekle yükümlüdür.
• Bir arada ama ayrı olabilin. Birbirinizin yaşam alanına ve sınırlarına sevgiyle saygı gösterin, kendisi korumuyorsa siz karşınızdakinin sınırına sahip çıkın.
• Haklı haksız, doğru yanlış skor kartları tutmayı bırakın, mutlu olmak haklı olmaktan daha keyifli.
• Ailedeki her birey, her role dönemsel girebilir, esneklik dayanıklılık getirir, önyargılı olmayın. Değişen ihtiyaçlara yönelik şekil alın, sevmezseniz sıkılmayın, yeniden şekil alın.

 

 

 

Önceki Yazılar

MUTLU ÇİFTLER HAKKINDAKİ GERÇEKLERİ AÇIKLIYORUZ!

Sonraki Yazılar

PEKİ, BİZ ŞİMDİ NEYİZ?

Bir cevap yazın