kandırıldık

BİZE, KENDİMİZLE İLGİLİ SÖYLENEN YALANLAR

 

 

İnsan anatomisi hakkında yapılan araştırmaların sonuçları nasıl oluyor da bir grubu özgürleştirirken ötekini adeta mülk ilan ediyor? Bilginin yaygınlaştırılması, söz konusu bilginin insanlar tarafından anlaşılabilmesini gerektiriyor; bu da bilginin söz konusu grubun anlayabileceği şekilde sunulmasına bağlı şekilde gerçekleşiyor. Burada “anlayabilmek”ten kastım, entelektüel kapasiteden çok, kültürel algılar, altyapı gibi birçok farklı katmanda hazır olma durumunu temsil ediyor. Örneğin, hayatında hiç toplumsal cinsiyete dair bir diyaloğun içine dahil olmamış bir grupla toplumsal cinsiyetin politikasını tartışmaya çalışırsanız, seyircinizi kaybetme ihtimaliniz yüksektir. Karşınızdakilerin akıllı olmamasıyla alakalı değildir bu, tamamen konuya dair henüz bir fikirleri veya tartışabilecek gerekli terimleri olmadığı içindir. Söz konusu insan anatomisi olduğunda ise, bir şeylerin çok daha standart ilerlemesi beklenilebilir. Dünyanın neresinde yaşıyorsanız yaşayın, insan anatomisi genel haliyle belli bir paraleldedir; kollar, bacaklar, kaşlar, burun, vulva, testisler, kulaklar, gözler, saçlar… Tüm bunlar da bir şekilde, hepsi olmasa da büyük çoğunluğu, tüm insanlarda vardır. Tüm bu organların anlamları ve temsil ettikleri ise çok farklı olabilir; zaman zaman biyoloji olmaktan çıkar, bedenden ve hatta toplumdan bile büyük bir anlamla canavarlaşır. İşte tüm bu farklılıklar bazen insan hakları ve sağlığa erişimde bir grup üzerinde kolaylaştırıcı etki sağlarken, başka grupların aleyhine işler. Bunun en vahim örneklerinden biri bekâret algısıdır. Bekâret sanıldığının aksine bir fiziksel belirti değil, inşa edilmiş sosyal bir anlamdır. Fizyolojik ya da evrimsel açıdan kadının hayatında herhangi bir işlevi olmayan bir deri parçası nasıl olur da kadının mülkleştirilmesinden ailesinin onuruna kadar her şeyi kontrolüne alır? Biz kandırıldık mı? Şu zar dedikleri, hani bekâretin sembolü, vajinanın girişini tüm ihtişamıyla koruyup kolladığı anlatılan, ilk cinsel ilişkide “yırtılan”, kanayan ve cinsel birlikteliği paylaşılan bir şeyden çıkartıp alıp verilebilen bir düzleme çeken şu deri parçası; kadınlığın onay damgası…

Bakirelik, cinsel ilişkiye girmemiş olma halidir. Cinsel ilişkiyi ise kimi öpüşmek sayar, kimi vajinal, oral ya da anal ilişki. Bize bunca zamandır zar diye anlatılan, tarih boyu yüz binlerce kadının uğruna şiddete maruz bırakıldığı, hatta bazen ölüme mahkûm edildiği o incecik deri bazı insanlarda olmaz. Bazı insanlarda ise olsa bile esnek olur. Esnek olmasa bile, sanılanın aksine, ilk vajinal ilişkide çoğunlukla kanamaya sebep olmaz. Zar, herhangi bir yırtılma olduğunda, bedenimizdeki neredeyse her deride olduğu gibi, kendi kendine iyileşir; açılmış bir paket ya da yırtılmış bir kâğıt parçasının aksine. Bir kadın ve bir erkeğin ilk vajinal cinsel birleşmesinde meydana gelebilen ve bazen bir kadın için yaşam ve ölüm arasındaki ince çizgiyi temsil eden kanama, vajinanın içinde küçük yırtılmalar olduğundan olabileceği gibi çoğunlukla kuruluktan meydana gelir, zardan değil.

Sağlık çalışanlarının mesleki önderi konumundaki Dünya Sağlık Örgütü, bekâret testlerinin yasaklanması ve hekimlerin bu zedeleyici muayeneyi yapmamaları konusunda uyarıda bulunuyor. Peki, biz bu bilgiye hazır mıyız? Toplumumuzun neredeyse yapıtaşı haline gelmiş bir olguyu bize sunulan tüm kanıtlara rağmen, birilerinin bedenleri üzerinde kontrol kaybetmek pahasına kabul etmeye, en azından sorgulamaya hazır mıyız? Veriler çok net. Bu verilerin neden kullanılmadığı ise bambaşka bir soru.

 

 

Önceki Yazılar

GÜLÜMSEYEREK UYANMAK

Sonraki Yazılar

SÜREKLİ AŞIK OLMAK