birbirimize-karsi-sorumluyuz

Birbirimize Karşı Sorumluyuz

Tarihte daha önce afetler, krizler, toplu ölümler ve salgınlar yaşandı ama dünyanın her yerinde hissedilen ve doğurduğu sosyoekonomik sonuçlarla “insanlığın ortak deneyimi” dedirten bir olayı ilk kez yaşıyoruz. Hep daha fazlasına sahip olmak istediğimiz bir düzenin içindeyken satın alacak bir şey kalmayınca, ne yapacağımızı bileyecek hale geldiğimizi gördük. Susuzluktan, kuraklıktan, gezegenimizin ısınmasından hepimizin sorumlu olduğu gerçeğiyle yüzleştik. Doğru sandığımız şeyler yerle bir oldu ve “Yaşamak için gerçekten neye ihtiyacım var?” diye düşünmeye başladık. Salgınla beraber ihtiyaçlarımızı üretebilmenin, “kendine yetebilen ülke olmanın” önemi de ortaya çıktı. Buna bağlı olarak önümüzdeki dönemde küreselleşme yerine yerli üretime olan ilginin artması ve yatırımların sağlık, tarım, bilim ve teknoloji (yapay zeka, otomasyon) alanlarına yönelmesi beklenebilir. Artık “Sonuçları ne pahasına olursa olsun üretmeliyiz” diyen kapitalizmin zararlarını hepimiz yaşıyoruz. Bundan sonra az şeyle yaşamayı deneyimleyenler, tüketimi azaltacak. Tüketici aldığı ürünün çevreye, doğaya ve insan haklarına değer veren kurumlar tarafından yapıldığından emin olmak isteyecek. Bu süreçte birçoğumuz da evden çalışmayı deniyoruz. Bu yeni düzende yöneticiler çalışanlarının bir yandan uzaktan çalışmaya uyum sağlarken, diğer yandan kendilerinin ve ailelerinin sağlığından endişe duydukları bir dönemden geçtiklerini unutmamalılar. İşler her şey normalmiş gibi aynı tempoda yürütülemez. Kaygı ve belirsizliğin yaşandığı bu dönemde dikkat azalır. Bu nedenle çalışanların mevcut işlerini yürütmek dışında yeni bir iş yükü oluşturmamak koruyucu olur. Görevleri dağıttıktan sonra, bitiş zamanına kadar çalışanlarla sık sık iletişim kurmamak işleri kolaylaştırır ve yöneticileri rahatlatır.

Yine iş dünyasının en önemli kaygılarından biri olan performans değerlendirmesi bu dönemde çalışanın sürekli online olması üzerinden değil, verilen işi tamamlaması üzerinden yapılmalı. Kontrolcü bir tutum sergilemek, kırıcı ve suçlayıcı hissettirerek ilişkileri bozar. Yöneticilerle çalışanlar arasındaki bu gerginlik, bağışıklık sistemini zayıflatır ve sağlığı tehdit eder. Peki, yöneticiler daha sağlıklı bir iletişimi nasıl sürdürülebilir? Durumun geçici olduğunu hatırlatmak, birlikte başarabileceklerine dair umut ve güven veren bir yaklaşım sergilemek önemli. Bu hem iş hayatının düzgün bir şekilde devam etmesini kolaylaştırır hem de çalışanların sağlığını korur. Elbette süreci ve görevini istismar edenler olduğunu düşünüyorsanız, yaptırımlar için normale dönmeyi beklemeyin. Çünkü nedeni ne olursa olsun olumsuz bir durum diğer çalışanları da kaygılandırır. Bu tutum gelecek için de önemlidir, çünkü bundan sonra iş dünyası evden çalışmayı becerebilen kişilerle yeni bir düzen kurmayı düşünebilir. “Bugün evden çalıştıysak, bunu neden sürekli yapmayalım” diye düşünebilirler. Hatta iş ilanlarında “home office” çalışabilmek aranan özelliklere eklenebilir. Çalışanların yol, yemek, servis, araç kiralama, ofis giderleri düşünülerek, bu daha iyi bir alternatif olarak değerlendirilebilir. Çalışanlar da kalabalık, yüksek katlı ofislere dönmek ve yolda saatlerini kaybetmek yerine evden çalışma yöntemini benimseyebilirler. Böylece çok katmanlı görev yapıları yerini proje yöneticilerine ve her koşulda (ev, ofis) çalışan takım üyelerinin olduğu bir yönetim yapısına bırakır. Bu dönemin sadece evde kalmaktan ibaret olmadığını, sağlığımızı korumak için iyi ilişkilere, stresi azaltmaya ve sorumluklarımızı devam ettirmeye ihtiyacımız olduğunu unutmayalım. Fiziksel ve psikolojik sağlığımız için hepimizin süreci kolaylaştırmasına ve desteğine ihtiyaç var.

Yazı: Nazire Üzer, İş ve örgüt psikolojisi üstüne uzman psikolog.

 

 

Önceki Yazılar

Dikkat Edilmesi Gereken Önemli bir Konu: Su Tasarrufu

Sonraki Yazılar

Eleştirilerle Aranız Nasıl?