bir-salyangoz-gibi-olabilmek

Bir Salyangoz gibi Olabilmek

Zaman… İçerisinden geçtiğimiz bu zorlu dönemde en çok istediğimiz şey zamanı ileri sarıp daha güzel günlere ışınlanmak belki de. Çünkü hepimizin farklı açılardan deneyimlediği gibi bu pandemi süreci birçoğumuzun içerisinde yaşadığı hayat kurgusunu altüst etti, değiştirdi. Birçok şeyi sorgular olduk. Bu sorgulamanın bir tarafı da kuşkusuz zamanla ilgili. Mitch Albom’un “Zamanı Anlamak” adlı romanında anlattığı gibi, zamanın geçişi konusunda endişelenen, planlarıyla onu yakalamaya çalışan ve zamanın içerisine sıkışıp kalan, onu kaçırdığını düşünen bizleri derinden etkileyen bu süreç, bu kavramı da yeniden sorgulamamıza neden oldu. Bu sürecin hemen geçmesini istemek konusunda her ne kadar haklı bir tarafımız olsa da kabul ederek beklemek zorunda kalıyoruz. Ben de zamanın anlamını düşünürken, aklıma geçen sene konuşmacı olarak davet edildiğim bir şehirde sabah koşusu yaparken karşıma çıkan salyangoz geldi. “Zaman o kadar göreceli ki… Herkesin kendi zamanı var, hatta her şeyin. Gözlenebilir evren bu haline 13,5 milyar yıl zamanda ulaştı. Dünya yaklaşık 4,5 milyar yıldır, yaşam 3,5 milyar yıldır var; türümüz 70 bin yıldır, tarım 12 bin senedir, bilim ise 5 bin yıldır. Bense sadece 38 yıldır dünyada varım ve iyi ihtimalle en fazla bir o kadar daha olabilirim. Kelebeğin bir gün dünyada kalmasının yanında iyi bir zaman ama kozmik evrende küçük bile denilemeyecek kadar önemsiz bir zaman dilimi. Böyle düşündüğümde içimden bir ses, ‘O zaman neyin peşindeyiz, güzelce yaşayıp gidelim işte!’ diyor.”

O güzel salyangozu gördüğümde bunlar geçmişti zihnimden ve orada, tam da karşımda, görmem gereken bir şeyin olduğunu fark etmiştim. Bana göre çok yavaştı. İzledikçe, ona yakından baktıkça, onun dünyasında aslında tam da gitmesi gereken bir hızdı bu, ne fazla ne az, olması gerektiği gibi. Doğası buydu çünkü. Salyangoz kendi hızında sindire sindire gidiyordu yoluna. Bir süre bakakaldım… Sonra kendi yaşamıma ve etrafımdaki yaşamlara baktım. Artık o kadar hızlı yaşıyoruz ve bazı şeylerin o kadar hızlı olmasını istiyoruz ki… Çünkü çok önemsiyoruz yaptığımız şeyleri. Belki de doğamıza uymayan bir şekilde hızlandık. Bu nedenle istediğimiz şey istediğimiz zamanda olmadığında “Kaçırdım, artık geçti, yapamam” diyoruz, öfkeleniyoruz ya da korkuya kapılıyoruz. Halbuki bazı şeyler sindire sindire ve kendi zamanında oluyor. Çok uzağa değil, doğaya baktığımızda bunu görebiliyorum. Bana bunu söylüyor: Acele etme! Her şey kendi zamanında… Ara ara bir salyangoz gibi gitmemiz gerekiyor belki de, sindirerek ve iyice içselleştirerek yaptıklarımızı. O vakit bazı şeyler çok daha iyi oluyor, kendi hızında pişiyor. Tek yapmamız gereken şey belki de kendi hızımızda, kendi yolumuzda yürümeye devam etmemiz, belki bazen sadece durup bakmamız. Dönüşüm çabayla ve zamanla geliyor. Belki de bu süreçte en çok ihtiyacımız olan şeylerden biri de bu. Umut etmeye devam, her şey yoluna girecek ama kendi hızında ve zamanında.

Yazı: Ersin Bayramkaya (Uzman klinik psikolog ve psikoterapist. İstanbul Kültür Üniversitesi ve Acıbadem Üniversitesi’nde yarı zamanlı öğretim görevlisi.)

 

 

Önceki Yazılar

Nasıl Şanslı Olunur?

Sonraki Yazılar

Bibliyoterapi: Kitap Önerileri