bilim-ve-sanat-birlikteligi

BİLİM VE SANAT BİRLİKTELİĞİ

 

 

Sanat ve bilim yalnızca yaşantılarımızı ve yaşadığımız dünyayı keşfetme değil, keşfedileni paylaşma amacını da taşır. Evrimsel açıdan bakıldığında, bilinmeyen insan için hep tehdit edici veya tehlikeli gibi algılandığından, sosyal bir varlık olan insan, türünün devamını sağlayabilmek için keşfettiğini daha sonraki nesillere aktarmak ve onlarla paylaşmak durumundadır. Bilginin paylaşımı dil aracılığıyla olur, dil ise kelimelerle ifade edilir.

Ancak, bilginin aktarılması veya paylaşımı amacıyla kullanılan kelimelerden çok daha fazlası sanatçının kullandığı imgelerle, üstelik daha yargısız biçimde aktarılabilir. “Bir resim, bin sözcüğe bedeldir” söylemi bu bağlamda oldukça yerinde ve anlamlı bir söylem olarak kabul edilebilir. Çünkü tehlikeli, riskli, güvenli, iyi, kötü gibi kelimelerle aktarılan bilgi, içerdiği yargılar nedeniyle insanı oldukça duyarlı bir varlık haline getirmiştir. Oysa sanatta özgürlük ön plandadır ve yargılar ya da bilgi, boşlukların doldurulması için daha çok izleyiciye/gözlemciye bırakılır.

Sanat bilgiyi öznel bir reprezantasyonla (temsille) ifade ederken, bilim bilgiyi elde etmenin nesnel ve sistematik bir yoludur. Bilim nasıl sabit ya da statik değilse, yani geçmişte gerçek olduğunu düşündüğümüz birçok şey bugün sorgulanıyorsa, sanat da aynı şekilde dinamiktir. Her ikisi de çoğu kez bütünüyle tamamlanmış bir bilginin var olmadığını ifade eder. Gerçeğin algılanma biçiminin hızla değiştiği bir dünyada, sanat ve bilimin birbirleriyle daha çok bağlantı içinde işlev görmeleri, birbirlerini tamamlamaları kolektif insan bilincinin geliştirilmesinde önemli bir etken olmuştur ve olacaktır.

Bilim insanlarının sanatla, sanatçıların ise bilimsel metodolojiyle daha çok ilgilenmesinin olumlu etkilerini görmek için hem matematikçi hem de ressam olan Leonardo da Vinci’ye ya da piramitlere, Akropolis’e, Babil’in Asma Bahçeleri’ne, Kolezyum’a bakmak yeterlidir. Hepsi mühendislik ve tartışılmaz estetik anlayışının bütünleştiği eserlerdir. Fotoğrafçılık da bilimle görsel sanatların birleşmesinin bir ürünü değil midir?

Ancak sanatın ne olduğu, bilimin ne olduğundan daha tartışmalı bir konudur. Picasso, “Sanat öyle bir yalandır ki, bu yalan aracılığıyla gerçeğe ulaşılır” demiştir. Bilim bilgiyi üretme işlevini yerine getirirken, sanat üretilen bilginin bilgece ifade ediliş biçimidir. Belki de birisi “Neden?” sorusunu sorarken, diğeri “Neden olmasın?” şeklinde bir görüşü gündeme getirmekte, birisi tamamen kanıta dayalı bir gerçekle meşgulken, diğeri hem görünen hem de örtük olan gerçeğe odaklanarak belki de yaşamın görünen (yüzeysel) yanı ile gündelik algı alanı dışında kalan (derin) yanı arasında köprüler kurar. Özetle sanat göze görünenden daha fazlasını içerir. Bilimin coşkusu deney sonuçlarını etkilemezken, sanatın coşkusu bilimsel arayışı körükleyebilir. Bilim ve sanat kökler ve kanatlar gibidir. Biri toplumun aklı, diğeri ise yüreği olmalıdır. Kökleri ve kanatları benzer biçimde gelişmeyen toplumlar yeterince gelişemez ve özgürleşemez. Bilimsel düşünce biçiminden uzak toplumlarda dogmalar, batıl inançlar, temelsiz iddialar ve hızlı yargılar türer. Bu tür toplumlarda insanların bol miktarda, yersiz ve veri tabanından yoksun yargılarla aşırı meşguliyetten bazen sevebilecek kadar bile zamanları kalmaz. Sanattan yoksun toplumlar ise zarafetten uzak, takdir etmeyi beceremeyen, hoşgörü ve hayal gücü sınırlı insanlar yaratır. Bilim sanatsal özellik taşıyabilir. Örneğin kanıta dayalı bir psikoterapi türü olan bilişsel davranışçı terapilerde sanatla bilimi ustaca birleştirebilen terapistler, bilimsel metodoloji aracılığıyla elde edilen tedavi protokollerini kendilerine başvuran birey ve çiftlerin kendine özgü özelliklerini gözeterek uygulama yaparlar.

Yazı: Mehmet Sungur (Psikiyatr. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi. “Aşk, Evlilik, Sadakatsizlik” kitabının yazarı.)

 

 

Önceki Yazılar

HATA YAPMAK NEDİR? HATALAR İNSANA NELER ÖĞRETİR?

Sonraki Yazılar

KİTAP ÖNERİSİ: DOĞUM GÜNÜ KIZI