shutterstock_672371890

BEYAZ GÜRÜLTÜ VE HAYATIN MÜZİĞİ


Yazı: Tolga Akyıldız, Psikolog ve Müzik Yazarı

Ana rahminde duymaya alıştığımız ses ve ritim, bebeğin ritim, ahenk ve melodiyle macerasının temelini oluşturuyor.

Ana rahmi, sandığımız kadar sessiz sakin bir yer değil. Fetüs, 18 haftalıkken duyma başlıyor. 24’üncü haftada seslere karşı duyarlılık geliştirirken, 26’ıncı haftada ses ya da gürültülere tepkiler vermeye başladığını gözlemliyoruz. Söz konusu ses ya da gürültüleriyse ikiye ayırmak mümkün: Dış sesler; yani dış dünyadan gelen, aileye ya da kimi farklı kaynaklara ait sesler ve tabii iç sesler. Diğer bir deyişle anne vücudundan gelen mide gurultusu, kan akışı, kalp atışı, havanın ciğerlere dolup tahliye olması kaynaklı ve bizim dış dünyada pek az duyduğumuz sesler. Elbette annenin söylediği bir şarkı, anlattığı bir öykü de fetüs deneyimine dahil. Yani fetüs için annenin sesinin önemi büyük. Özellikle hamileliğin son üç ayında anne sesi huzur ve güven anlamına geliyor. Araştırmalar anne karnındayken bile bu sesin, fetüsün kalp atışını yavaşlatabildiğini gösteriyor. Fetüs, anne sesini hem dışardan gelen bir ses olarak hem de içerden titreşim yoluyla algılıyor. Kendinizi fetüsün yerine koyup anlamak isterseniz şöyle özetleyeyim: Sinemadayken Dolby bir ses sisteminde, karın bölgenizde hissettiğiniz titreşimleri hatırlayın; işte fetüs anne sesini bu denli güçlü hissediyor. Bilimsel olarak verimiz olmasa da anne karnında, örneğin hamileliğin son ayında annenin söylediği bir şarkının doğumdan sonra tekrar dinletildiğinde hatırlanması imkânsızdır diyebilir miyiz? Öyle ya, bunun için şarkı sözlerini ezberlemiş olmak gerekmiyor. Hatta anadilini de doğum öncesi ayırt etmeye başlıyor insan. Elbette kelimeler üzerinden değil. Sebebi her dilin kendine has bir ritmi ve müziği olması. Fetüs, anadilindeki şarkılara ve konuşmalara daha belirgin tepkiler veriyor.

Tüm bu anlattıklarımdan annelerin fetüsle sohbet etmesi, ona mutlaka şarkılar söylemesi gerektiği gibi bir sonuç çıkarmak gerekmiyor. Ama bilmelisiniz ki annenin başkalarıyla iletişim içine girdiğinde kullandığı ses tonu, vurguları, bağırıp bağırmadığı, şarkı söyleyip söylemediği önemli değildir de diyemeyiz. Çünkü fetüs tüm bu bilgileri bir kayıt cihazı gibi saklıyor. Hatırlamak ayrı mesele ama belli ki doğum öncesi üniversitesinde bilinçdışımıza yerleşen değerli yaşam yönergeleri bunlar.

Doğum sonrası, sanılanın aksine “huzurlu gürültüler içeren bir yuva” olan ana rahminden daha sessiz ama birçok uyarıcısıyla stres yaşatan bir dünyaya gözlerini açan bebek, doğal olarak eski huzurunu arıyor. Bu nedenle uyutmak ya da stresini azaltmak için annenin sesi kadar işlevsel bazı seslere ihtiyaç duyabiliriz. Yayın olmayan radyo frekanslarındaki parazit ve benzeri sesler; saç kurutma, bulaşık ya da çamaşır makinesinin; klima veya vantilatörün çalışma sesi gibi belirli bir ritim ve süreklilik arz eden kimi sesler (beyaz gürültü) yeni doğanlar için bu anlamda birebir. Ya da bebek ağlıyor diyelim; yapmanız gereken onun sesini bastıracak şekilde kararlılıkla uzun bir “şşş” sesi çıkarmak olmalı. Bebek derhal susacaktır. Ama siz sus anlamına gelen bu sesi çıkardığınızdan değil. O sesin hatırlattığı huzur nedeniyle…

İster onunla konuşun ya da müzik dinletin, ister bizzat şarkı söyleyin; bebeğin ritim, ahenk ve melodiyle macerası henüz anne karnında başlıyor. Ve belki de ilerde ne tür müzikler dinleyeceğine dair kodların ilk izlerini ana rahminde bulmak mümkün. Beyaz gürültünün yetişkinleri de sakinleştirdiği, uykuya dalmalarını kolaylaştırdığı düşünülünce buna çok şaşırmamak lazım. Kalabalık aileniz salonda hararetli bir sohbet içindeyken, kanepede tatlı bir uykuya dalmanızın, saçınız kurutulurken gözlerinizi açık tutmakta zorlanmanızın, sahilde güneşlenirken dalga sesleriyle şekerleme yapmanızın, yakılan şömine ateşindeki odun çıtırtısıyla adeta hipnotize olmanızın sebebi nedir sanıyorsunuz?

Etiketler:
Önceki Yazılar

ÇEVRİMDIŞI ROMANTİZM

Sonraki Yazılar

DAHA İYİ SEKS!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir