kendin ol

BENZERSİZ BİR GÜZELLİK İÇİN

Güzellik, duygular gibi değişken ve özneldir. Bizi farklı kılan özellikleri bulup, ortaya çıkarmak bizi diğerlerinden ayrıştırır. Özgünlük dediğimiz de bu farklılığımızdır.

Güzelliğin standartlaşmasıyla ilgili tartışmaların üstesinden özgür güzellik çağrısıyla geldik ya da en azından tartışmaları sınırladık. Günümüzdeki söylemler bir örnek olmaya değil, farklılaşmaya yönelik. Bugün “var olmak”; farklı olmak ve sürüden ayrılmak anlamına geliyor. Tek kelimeyle anlatmak istersek: ayırt edilmek. Televizyon kanalları en mükemmeli veya en kötüyü arayan programlarla dolu. Sosyal ağlar ve bloglar ise, bu eğilimin en büyük yardımcısı. Sizin kim olduğunuzu, nasıl ve ne kadar özgün olduğunuzu anlatmanızı sağlıyorlar.

Artık moda ve kozmetik markalarının farklı fiziksel özelliklere sahip modelleri var: Cara Delevingne ve ultra kalın kaşları, Pixie Geldof ve tüm vücudunu kaplayan dövmeleri, Alice Dellal ve yarısı tıraşlı saçları. Diesel ise olayı bir adım daha ileriye taşımış ve kas atrofisi nedeniyle tekerlekli sandalye kullanan model Jillian Mercado’yu görsellerinde kullanmıştı. Günümüzde dergilerin moda sayfalarında, sokaktan, kendilerine özgü oldukları için seçilen tanınmamış kişilerin yer aldığı “sokak stili” fotoğraflarını da çokça görmek mümkün.

Baskıya Karşı

Başka Bir Baskı

Uzun süre tek tip güzellik anlayışıyla yaşadıktan sonra özgünlüğe çağıran bu gelişmeleri bir kurtarıcı gibi görmemiz gerek. Hiçbir suratın bir diğerine benzemediğini, her birimizin farklı olduğunu ortaya koymaktan zevk alabilmeliyiz. Tüm güzellikler onları ifade etmeyi bildiğimiz sürece değerlidir. Kemerli burnumuzun Barbra Streisand’ınki kadar karakteristik, ayrık dişlerimizin Vanessa Paradis’inkiler kadar çekici olduğunu ve kalın çerçevelerin tıpkı Camélia Jordana gibi bizim stil imzamız olduğunu göstermeyi bilmemiz gerek. Hiçbir şey bunları göstermekten daha basit olamaz.

Psikoterapist Sophie Cheval konuyla ilgili, “Fiziksel kusurları bir güzellik sembolü olarak görmek veya bu kusurlarla özdeşleşmek dış görünüşümüzü tanımlamamıza yardımcı olur” diyor. Gerçekte, ayna karşısında kendimizi kötüleyerek baskıya karşı başka bir baskı oluşturuyoruz. 25 yaşındaki Aylin, “Çirkin değilim, sevgilimin de söylediği gibi onu etkileyebilecek her şeye sahibim. Ancak kendimi oldukça sıradan hissediyorum. Kadınları gerçekten güzelleştiren o hatlardan yoksunum gibi geliyor. Dümdüzüm, başkalarına “vay” dedirtecek kıvrımlarım yok!” diyor. 

Psikanalist Gerard Bonnet’ye göre; var olmak için görünür olma ihtiyacının kişinin hayatını zorlaştırmaktan başka hiçbir anlamı yok. Çünkü Aylin gibi birçok kadın neredeyse herkesi etkileyebiliyor, ancak kendiyle ilgili olumsuz düşünceleri yüzünden acı çekiyor. Yani kendini biraz sıkıcı, biraz sıradan hissediyor ve ayırt edilenlere imreniyorlar. Genç, zayıf ve dümdüz olmak normunun yerine fark edilir, görünür olmak gibi bir başkasını mı getirmeliyiz? Bazı durumlarda evet. Ancak özgünlüğü ifade ederken yüzeysel, yapay ve baskıcı bir tavırdan uzak durmak gerekiyor.

Gerçek Ayırt Edicilik

Günümüzde birçok dış görünüşün gözümüze hoş görünmesinin sebebi, kişilerin dış görünüşleriyle kim olduklarını dile getirmeye çalışmasından kaynaklanıyor. Her sezon defilelerde çokça karşımıza çıkan ve diğerlerine veya fotoğrafın amacına odaklanmamıza engel olan bu aşırı abartılı görünümlerin sayısı oldukça fazla. Amaçsa, kendini var etme. Psikanalist Anne-Sophie Benoit, “Aslında yapay olan bu orijinallik çok meşakkatli çünkü sürekli olarak yenilikleri takip etmek gerekiyor. Bu da baskıcı modaya ve mevcut eğilimlere boyun eğmek demek” diyor. Narsisizmin tam tersi olan bu mekanizma kısa süreli bir aldatmadan ibaret. Ayırt edilmenin, gerçek ayırt ediciliği ortaya çıkarmanın daha doğru yolları var. Anne-Sophie, “Arzuların paylaşımı kişinin bir yansıması olduğundan, kendini göstermenin çok daha doğru bir yoludur, kişinin kimliğini anlamamızı sağlar. Kişinin bu benzersiz sunumu ne dışarıdan bir onaylamaya ihtiyaç duyar ne de zamanın eğilimlerine itaat eder” diyor.

Arielle Dombasle’in uzun saçları ve balık elbiseleri, Jane Birkin’in jean, spor ayakkabı ve dağınık saçları, siyah kâkülleri ve saklamadığı fazlalıklarıyla Beth Ditto… Birçok marka, moda ve normların ötesinde üretim yapıyor, çünkü var olmak için daha derin ve samimi şeylere yer veriyorlar. Kendine has olabilmek için fark edilebilir olmak veya stil sahibi olmak için iyi giyinmek yetmez. Durum göründüğünden daha karışık. Başkalarının gözünde fark edilir olmak ve farklı görünmek istiyorsanız, öncelikle kendi gözünüzde var olmalısınız, kendinizi en güçlü ve gerçek halinizle göstermeyi tercih etmelisiniz. Kendiniz bunu hissetmezseniz, durumunuz bir fotoğraf karesine hapsolmaktan farksız olur.

Teoride normal giyinmeyi savunanlar desteklenirken, ABD’de “aşırı normallik” olarak çevrilebilecek yeni bir akım yükselmişti. Logoların kullanmadığı çabasız stillerin ön plana çıktığı bu akım Steve Jobs’un  sadeliğinden ilham aldı. Bu akım başta sempatik gelse de bunu uygulayan ve eğilimleri yok sayan mutlu azınlığın küçük dünyalarında aşırı normallik sistemleşti. Uygun bir jean, uygun bir çift ayakkabı ve uygun bir üstün olması yeterli. Sonunda yine aynı şey oldu. Bir norm diğerinin önüne geçti ve hoop yine başa dönüş.

Bir normun serbest bırakılması ve bireyin kendini özgün ifadesi her şeyden önce içsel bir harekettir, bireyin kendiyle arasında bir sorundur, benzersizlik arzusu ile bir gruba aidiyet veya ait olmama arasındaki dengeyi bulmasıdır.

Etiketler:
Önceki Yazılar

“HAYAT DENEYİMLERİNİ ZENGİNLEŞTİRİYORUZ”

Sonraki Yazılar

TEMMUZ SAYISI BAYİLERDE!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir