Rear View Of Woman Pointing Against Sky At Dusk

“BENİM BİR HAYALİM VAR”

 

 


Astronot olmak, adaya yerleşmek, bir sürü çocuk sahibi olmak… Gençlik ideallerinize hâlâ sahip misiniz? Neden henüz gerçekleşmediler? Belki de aynı rotada dönüp dolaşan dünyanıza biraz büyü katma vakti gelmiştir.

Gözlerinizi kapatın ve hatırlayın. Çocukluk hayalleriniz öyle yoğunlardı ki… Gelecek planlarınız da bir o kadar gerçekti. Maceracıydınız, dansçı ya da itfaiyeciydiniz, bir gemi inşa ediyordunuz ya da bulutların arasında uçuyordunuz, kurtlar/aslanlar arasında yaşıyordunuz, doğaya ait ve kendini bütün hisseden bir çocuktunuz. Tüm bedeniniz bu hayallerin verdiği hazla doluydu. Sevinç, hız, güç, özgürlük… Her şey mümkün görünüyordu. Bütün bunlar şimdi nerede? Bahse gireriz ki bazı dilekleriniz okul dışı etkinliklerde, tatillerde, yaşamın güzel anlarında gerçekleşti.

Hatta belki de, Saint-Exupéry’nin deyişiyle, hayatınızı bir rüya ve rüyanızı da gerçek yapma şansı ve azmine sahip oldunuz. Sizce bunu gerçekleştirmede hangi noktaya gelebildiniz? Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2017 yılında yaptığı Yaşam Memnuniyeti Araştırması’nda, Türkiye’de mutlu olduğunu beyan eden bireylerin oranı yüzde 58 oldu. Anket verilerine göre, geri kalan yarıyı ise orta mutlu ve mutsuzlar oluşturuyor. Eğitimleriyle kendi hedefinden vazgeçmiş, yaşam koşulları tarafından hırpalanmış, ekonomik gerçeklerle kısıtlanmış bireyler Küçük Prens’i üzen ‘büyükler’e dönüşüyorlar. Belirtileri ise şunlar: Kendini değersiz hissetme, başkalarının hak ettiği değeri vermediği hissi, bedeniyle barışık olmama, her şeyi bırakıp gitme isteği… Peki ya siz hangi gruba dahilsiniz?

UMUDU TEKRAR DİRİLTİN

20. yüzyıl başında Jung’un Batı dünyasında teşhis ettiği ruhsal rahatsızlık, Psikoterapist Inès Weber’e göre, eşi görülmemiş bir kitleyi ilgilendiren seviyeye ulaşmış bulunuyor ve insanlar mutlu olmak için gerekli her şeye sahip olsalar da psikoloğa danışıyorlar. Alman Psikoterapist ve Filozof Graf Dürckheim’ın şu sözlerini alıntılıyor Inès Weber: “Rasyonel uygarlık tarafından belirlenmiş insana özgü olmak üzere; bireyin yaşadığı acı, toplumun ona dayattığı düzenden kaynaklanır, randıman ve ahlaki davranışın katı gereksinimleri onun gerçek doğasını gizler.” Dürckheim’a göre, varoluşsal benliğimiz yani toplum içerisinde bir yer edinme ve bir işleve sahip olma kapasitemizle, esas varlığımız yani derin ve tekil doğamız arasında bir ayrım bulunuyor. Kaçımız farkında olmadan veya hayallerini gerçekleştiremediğinden başka bir yola saptı? Inès Weber, danışanları arasında aslında herhangi bir problemi olmayan kişi sayısının gittikçe arttığını belirtiyor: “En çok şikâyetçi oldukları şey, paradoksal bir şekilde ciddi herhangi bir soruna sahip olmamalarına rağmen yardım istiyor olmalarının kendilerini suçlu hissettirmesi.” İş, aşk, aile, her şey yolunda gidiyor, ancak dağınık ve sancılı bir memnuniyetsizlik, derin bir hayal kırıklığı duygusu veya yarım yaşama hissi öne çıkıyor. “Bu yöndeki sorular karşısında sonunda, bu kişilerin problemlerini çözmek için değil, özlem duyabilme, varoluşta gelişme ve daha gerçek bir yaşam ihtiyacıyla bize geldiklerini anladım” diyor Weber. Burada spiritüal bir talep mevcut: İnsan nasıl kendi olur?

ARZULARINIZI GERÇEKLEŞTİRİN

Kendin olmak… Bütün amaç ve olay bu.  Derindeki doğamız ve kişisel isteklerimizle uyumlu olmak için değilse hayallerimizi neden gerçekleştirmek isteriz? Söz konusu olan nedir ve bu nasıl yapılabilir? Bir arzuyu tatmin ederek mi? Bir fanteziyi gerçekleştirerek mi? Henüz sorumluluğu alınmamış bir projeyi tamamlayarak mı? Hangi hayallerimizden bahsediyoruz ve gece gördüğümüz rüyalarımızla ne gibi bir bağlantıları var? Psikanalizde ‘arzu‘ olarak adlandırılan kavram bu noktada büyük önem taşıyor. Psikanalist Gérard Bonnet, ifade edebildiğimiz isteklerin toplamından oluşan arzularla bu arzuların bağlandığı bilinçdışıarzu‘yu birbirinden ayırıyor. Bu arzu, kişinin eylemlerinde, yaşama şeklinde, bir projesinde ve bir yaratımında onu somutlaştırmayı başarmasını sağlamak amacıyla duyulmak ve yol açmak için her fırsattan yararlanır; hassasiyet ve ‘tam olarak bu değil‘ hissi eşlik etse bile. Böylece bütün varoluşumuz hareket enerjimizi beslemesinin yanı sıra radikal şekilde ulaşılmaz ‘arzunun karanlık nesnesi‘ni aramaya yöneliyor. Takip ettiğimiz hedefler eğer bu temel bilmeceyle uyumlularsa, gerçekten memnuniyet ve rahatlama kaynağına dönüşüyorlar. Ayrıca Inès Weber, standart başarı modeli, ekonomik güvence, başkalarının beklentileri gibi dış kriterlerle değil, içsel bir dürtüyle hareket ederek kendi tercihlerini gerçekleştirme becerisine herkesin sahip olmadığını gözlemliyor.

HAYAL GÜCÜNÜZÜ ORTAYA ÇIKARIN

Arzularımızı sürekli bir kenara bırakıyorsak, ne istediğimizi unutmaya başlıyoruz ve bu yüzden sorun daha da önemli bir hal alıyor. “Hiçbir projesi olmayanlar arzusuz değiller” diyor Gérard Bonnet. Ancak, bu arzuları sabırla ve peşlerini bırakmadan aramaya çıkmak gerekiyor. Arzumuz çocuklukta oluşuyor; bir engelin üstesinden gelmemizi ve rekabete karşı dayanmamızı sağlayan, ‘derin kaygıyı aktif güce dönüştürmemize‘ imkân veren bir nesne üzerinde gerçekleşiyor. Bu nesneyi sonra unutuyoruz. Arzunun özelliği kendini tekrarla ifade etmesinde bulunuyor. Freud’un da ortaya koyduğu gibi, özellikle gece rüyalarımızda gizlenmiş ve şifreli bir şekilde ortaya çıkıyorlar. Bu yüzden Psikanalist Anne Dufourmantelle, rüyaları uyanınca not etmeyi, üzerlerinde düşünmeyi, onlarla diyalog kurmayı öğrenmeyi tavsiye ediyor. Çünkü rüyalarımızda hem kendi gerçeğimizle ilgili hem de varoluşumuzu tamamlamada ilerlemek için yepyeni çözümler hakkında bize bilgi verecek yinelenen motifler ve ana hatlar resmediliyor. Uyandığınızda rüyalarınızı unutuyor musunuz? Hatırlamaya karar verin, bütün dikkatinizi verin, geri geleceklerdir. Hayal gücünüzü ortaya çıkarın, tekrar Jules Verne’lere, Küçük Prens’lere dönüşün. Heyecanlanma, kendini aşma, yükselme ihtiyacınızı göz ardı etmeyin. Buna ihtiyacınız var. Dünyanın buna ihtiyacı var. Oscar Wilde’ın tavsiyesine güvenin: “Her zaman Ay’ı hedefleyin, çünkü başarısız olsanız bile yıldızlara konarsınız.

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

“SORUNLARIM VAR”

Sonraki Yazılar

EVRAK İŞLERİNİ SEVMEMEK