ben-bir-sey-yapmadim! (1)

“BEN BİR ŞEY YAPMADIM!”

 

 

Hepimiz çoğu zaman ya farkında olmadan ya da işin içinden sıyrılmak için suçu göz göre göre başkasının üstüne atma eğiliminde oluruz. Bunu neden yaptığınızı hiç düşündünüz mü? Kendinizle yüzleşme zamanı…  

“Benim suçum değildi” diye ağlıyor beş yaşındaki Nil, üstüne süt döktükten sonra. Aslında suç erkek kardeşinin; her ne kadar masanın diğer ucunda otursa da! Ya da suç bizim; dikkatini konuşarak dağıttığımız için. İşin ilginç yanı, Nil, sadece beş yaşında olmasına rağmen kendisinin suçlanmaması gerektiğini biliyor. Ondan daha büyük ve bilgili olan bizlerin ise ondan farklı kalır tarafı yok, aynı şekilde davranmaya devam ediyoruz: “Ben yapmadım, o yaptı!” Psikiyatr Robert Neuburger, suçtan kurtulmanın en iyi yolunun, bunu başkasının üstüne atmak olduğunu söylüyor.

İyi ama biz, sinirlenme ya da mutsuzluk gibi diğer negatif duyguların üstesinden nispeten kolaylıkla gelirken, suçluluk duygusu konusunda neden bu kadar zorlanıyoruz? Psikanalist Virginie Megglé, öfke ve mutsuzluk duygularının utanmamıza neden olmadığını söylüyor ve ekliyor: “Onlardan ağlayarak kurtulabiliriz, ancak suçluluk duygusu üzerimize yapışır ve üstümüzde büyük bir sorumluluk yaratır. İnsanlar kendilerini eleştirmekten hoşlanmaz ve sorumlu tutulmak bize kendimizi güçsüz hissettirir.” Robert Neuburger ise bu konuda, “Hepimiz kendimizin ideal resmine sahibiz ve gerçek olsun ya da olmasın hata bunu kirletir” diyor.

Psikolog Lisa Letessier, “Suçun sorumluluğunu almak, kişinin kendisi hakkında şüphe uyandırır, kimlik duygusunu altüst eder, hayal kırıklığına uğratır ve dengesini kaybettirir” diyor. Bilişsel Davranışçı Psikoterapiler Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Hakan Türkçapar ise insanların genel olarak  olumsuz duyguları yaşamak istemeyeceğini vurguluyor. “Bu duygulardan bazıları diğerlerine göre daha zorlayıcıdır. Suçluluk, öfkeye kıyasla daha ağır ve halledilmesi zor bir duygudur. Özellikle diğer insanlarla ilişkilerimize darbe vurma, bizi uzaklaştırma ve yalnızlaşmaya itme potansiyeline sahip olduğu için yoğun acı veren bir duygu olabilir.”

Tüm bunlardan dolayı eleştirilmekten korkarız. Başkalarının bizi suçlaması her yönden çok tehlikelidir. Megglé, “Mantıklı düşünmenin ardında ciddi bir korku yatar; aşkı kaybetme ve yalnız kalma korkusu” diyor. Suçlama, kökleri geçmişe dayanan kompleksleri yeniden canlandırır.

“Reddedilmekten, hoşa gitmeyen insanlardan ya da çok istekli görünmekten korkarız” diyor Letessier. Hatalarımız yüzünden cezalandırılacağımız konusunda oldukça eminizdir; bu da, 40 yaşına geldiğimizde, beş yaşında olduğumuz kadar kolay olmaz. Dahası da var; psikanalist İrem Anlı, “Ego yapıları olgun olmayan kişiler, suçlanma hissiyle baş etmekte zorlanır. Bunlar, iş ortamında ‘mobbing’e en çok maruz kalan insanlardır” diyor.

Peki ya sorumluluğu üzerimize almayıp başka birini suçladığımızda ne olur? Söyleyelim; bu davranış, özsaygımızı koruyor ve bizi ağrılı düşüncelerden kurtarıyor. İnsanlar kendilerinde hoşlanmadıkları yönleri, başkalarının sorunuymuş gibi göstermeye meyillidir. Bu, düzenimizin sarsılmasına karşı bilinçdışından gelen güçlü savunma mekanizmasıyla ilgilidir. Letessier’e göre, başkalarını aslında kendimizde olan şeylerle ilgili eleştiriyoruz. Bunlar; kusurlar, karakter özellikleri ya da duygular olabiliyor. Özellikle ilişkilerde böyle değil midir? Her zaman karşıdaki kişi daha az seviyordur ya da çok fazla şey talep ediyordur. Ancak gerçeği kabul etmek, kendi kimliğimiz ve güvenliğimiz açısından çok fazla risk taşıyor. Dolayısıyla akıl, görevi devralıyor.

İyi ama tüm bunlara ne sebep oluyor dersiniz? Mehmet Hakan Türkçapar, “Olumsuz olaylardan dolayı başkalarını suçlamak özgüven eksikliğinin en önemli işaretidir” diyor. Araştırma sonuçlarına göre, dış etkenleri suçlama eğilimi ile özgüven eksikliğinin arasında bağlantı olduğunu söylüyor. “Özgüveni yetersiz kişiler, başkalarını suçlayarak özgüvenlerini yüksek tutmaya çalışır. Ortaya çıkan olumsuz duyguları yatıştırıp daha iyi hissederler. Bunu yaparken de kendi eksikliklerini görmedikleri için bunlarla ilgili değişiklik yapmazlar.”

Hata, suç, suçlu, başkasının üstüne atma, cezalandırma, kötü hissettirme… Çok kötü bir yere doğru giden bu sıralama iyi bir sonuca varamaz mı? “Öncelikle olan bitenin sadece bizimle değil, karşı tarafla, ortam ve şartlarla da ilgili olduğunu unutmamak gerekir” diyor Prof. Dr. Hakan Türkçapar. “Suçluluk, eğer yanlış değerlendirilirse (olumsuz duygular arasında), en fazla olumsuz sonuca yol açabilecek duygulardan biridir. Eğer ağır düzeydeki suçluluk duygusunu pişmanlığa (sağlıklı bir suçluluk duygusudur) çevirebilirsek, daha fazla olumlu değişiklik yaratılabilir. Hatalardan öğrenebilmemiz için sağlıklı oranda suçluluk duymalıyız. Aşırı suçluluk duygusu ise yaşadıklarımıza bakmayı engellediği için yeni bir şey öğretmez. Bir süre için kendimizi cezalandırdığımızı zannederek sahte bir ödeşme duygusu yaşarız, ardından ödeşmenin verdiği rahatlıkla aynı şeyleri yapmaya devam ederiz.”

Ancak bu yanlış yola girmemek için öncelikle özgüveni ve empati duygusunu geliştirmek gerekiyor. Sonrasında, hatalarla yüzleşmek, hata yapabileceğini kabullenmek ve onları suç gibi değil de öğrenme olanağı olarak görmek geliyor. Hata karşısında kişinin kendisini değil davranışı “suçlu” görmek ve değiştirmek de önemli. Aksi takdirde, bunu kabullenmek ve değiştirmek zorlaşıyor.

 

 

Etiketler: