bekarlik-gercekten-sultanlik-mi-1

Bekârlık Gerçekten Sultanlık Mı?

Günümüzde kadınlar bağımsızlık hazzı ve mutsuzluk arasında gidip geliyor. Yalnız kalmak için birçok gerekçe sunabiliyorlar ama aslında sevmekten mi korkuyorlar?

Bizimki gibi toplumlarda bekâr kadın olmak ne yazık ki kolay değil. Bir yandan “modern kadın” iltifatları alıyorsunuz ve dergiler sizin gibi kadınlardan “özgür kadın” veya “maceracı” diye bahsediyor. Diğer yandan, çevreniz sizi “ruh ikizinizle” tanıştırmak için kırk takla atıyor; anneniz her gördüğü bekâr erkeğe potansiyel damat gözüyle bakıyor ve arkadaşlarınız sizi online tanışma platformlarına üye olmanız için zorluyor. Bu devirde “bağımsız kadın” ve “evde kalmış” sıfatları arasında kendine bir yer belirlemek her zaman kolay olmuyor. 32 yaşındaki Simge şöyle anlatıyor: “Yaşamımı ikilem içinde geçiriyorum. Hayatımı, işimi, arkadaşlarımı çok seviyorum ama bazı hafta sonları eve kapanıp kimsenin beni sevmediğini düşünüp duruyorum. Aynı hafta içinde aşırı mutlu olabiliyor, sonra da umutsuzluğa kapılabiliyorum. Bekârlığımla ilgili konu açıldığındaysa, hemen süper kahraman rolüme bürünüp içinde bulunduğum medeni hali savunuyorum. Oysaki medeni halimle ilgili tek bir isteğim var: Onun değişmesi.”

Güçsüzlük hissi

Psikoterapist Sylvie Tenenbaum 10 yılı aşkın bir süredir bekâr kadınlara terapi desteği veriyor. “Bekâr kadınlar bunu duygusal hayatlarının bir başarısızlığı olarak görüyorlar ve bunun sebebini anlamak için kendi kendilerini yiyip bitiriyorlar. Ancak onların erkeklere olan davranışlarını ve partner seçimlerini inceleyince, davranışlarının merkezinde aslında korku olduğunu görüyoruz.”

Anahtar kelime: Korku

38 yaşındaki Esra itiraf ediyor: “Evet, korkuyorum. Hep böyle olacağından, tek başıma yaşlanıp gitmekten korkuyorum. Hayat akıp gidiyor ve her gün birbirine benziyor. Yarın değişen bir şey olacak mı?” Yalnız kadınlar bu korkuya kapıldıktan sonra genellikle daha derinlerde kalmış başka korkular da ortaya çıkıyor. “Bekâr kadınların hayatı her zaman kolay olmuyor” diyor psikanalist Nicole Fabre ve ekliyor: “Çünkü korkularıyla yüzleşiyorlar. Çift hayatı yaşamak ve yalnız kalmak arasında gidip geliyorlar ama biriyle asla tanışamama korkusunun arkasında, çoğunlukla biriyle tanışma korkusu yatar. Bu ‘ne yapacağını bilememe’ endişesi kadınları kişiliklerini ve değerlerini sorgulamaya itiyor.” Psikanalist Catherine Bensaid de bu sorgulamaların, kendini diğer kişinin kimliğinde kaybetme korkusu yarattığını ifade ediyor. “Aşkı bulamama korkusunun altında, yaşamak istediğimiz şeyi yaşamaya aslında gücümüzün olmadığını düşünmek yatar. Çünkü tanışacağımız kişinin bize istediğimizi veremeyeceğini, sadece kendi isteklerini empoze edeceğini ve bizi istediğimiz gibi sevemeyeceğini düşünürüz. Bütün bunlara yine de karşı koyamayacağımızı biliyorsak, ne yaparız? Hiç maceraya kalkışmayız…”

Hangi çift imajı?

Tanışma korkusunda göze çarpan başka bir gerçek de, erkeğin ve çift imajının olumsuz algılanması. Bu yüzden çoğu ilişki henüz başlamadan bitiyor. “Bütün senaryoları kafamda kuruyorum” diyor 26 yaşındaki Ebru. “Bir erkeğe ilgi duyduğum anda, olumsuzluk çarkı kafamda dönmeye başlıyor. Beni aramayacak, arkadaşlarımı sevmeyecek, kedime alerjik olacak, annemin hoşuna gitmeyecek, çocuk istemeyecek diye düşünüyorum. Daha denemeden baştan vazgeçiyorum.” 44 yaşındaki Betül ise tamamen vazgeçmiş durumda. “Ben artık erkeklere dönüp bakmıyorum bile. Flört etmek, kendini beğendirme çabaları, uğraşmak artık beni yoruyor. Kanıtlayacak hiçbir şeyim yok, sadece kendime iyi bakmaya çalışıyorum ve bunun için bir erkeğe ihtiyacım yok.”

Herkesin ağzından düşmeyen nakaratı da unutmayalım: “Etrafıma baktığımda beğendiğim hiçbir çift göremiyorum!” Catherine Bensaid şöyle diyor: “Bekâr kadınlar bir ilişkinin güzel, eğlenceli, uyumlu, cömert, kısacası iyi olabileceği fikrine sahip değiller. Tanışma korkusu aslında eksik olan çift algısından kaynaklanıyor.”

Elbette anne ve babanın oluşturduğu çift figürü burada hayati önem taşıyor. Önümüzdeki bu modele karşı mı geliyoruz, yoksa onunla uyum içinde, barışık mıyız? Bu imge bizim ulaşmaya çalıştığımız bir ideal mi, yoksa kaçındığımız, acı verici bir fikir mi? Nicole Fabre, anne modelinin çok önemli olduğunu ifade ediyor: “Önümüzdeki bu örneğe dayanarak kendi çift algımızı inşa ederiz. Annemiz babamızla mutlu olabilmiş mi? Yoksa acı çekmiş ve başarısızlık düşüncesini farkında olmadan bize mi aktarmış?”

Psikoterapist Saideh Reza ise konu hakkında şöyle diyor: “Erkeklerle yakınlaşmaktan çekinen kadınlar, küçük kız çocuğu çemberine sıkışıp kalmıştır ve bu çemberde büyümek tehlike demektir. Oysaki büyümek, korku ve çocukluk endişelerinden sıyrılmak anlamına gelir. Kişinin kendi ebeveyni olması ve partnerinin bu boşluğu doldurmasını beklememesi gerekiyor. Erkek duygusal bir yama görevi görmemeli, kadınla birlikte hayatı paylaşmalıdır.” Ama karşımızdaki kişiden geri dönüş alamayacağımız korkusuna asla kapılmamalı, özellikle de standartlarımızı erişilmesi imkânsız bir seviyeye çıkarmamalıyız.

İlişki seçimi

Bekâr bir tanıdığınıza potansiyel bir ilişkiden ne beklediğini sorun. Psikanalist Catherine Bensaid, danışanlarıyla bunu birçok defa yaptığını ifade ediyor: “Çoğunlukla bana şöyle cevap veriyorlar: ‘İyi biri olsun, bana çiçekler alsın, iyi bir baba olsun…’ Sadece erkekten bahsediyorlar ama asla ilişkinin kendisinden beklentilerini söylemiyorlar. İlişkiyi karşılıklı bir alışveriş değil de bir beklenti veya bir talep gibi görüyorlar. Partneri olmayan kadınların kendilerine sormaları gereken tek bir soru var: ‘Karşı tarafa ne verebilirim veya paylaşacak neyim var?’ Kadının ilişkide rolü aktiftir, çünkü bir ilişki, iki tarafın birbirine yakınlaşmasından oluşur.” Yalnız olan kadınlar sınır çizmekten, kendini duyuramamaktan, saygı duyamamaktan korktukları için yalnız kalmayı tercih ediyor olabilirler. Saideh Reza, kadınların korkularının esiri olmamaları gerektiğini söylüyor. “Yalnız kadınlar dişilikleriyle barışmalılar. Ancak benlik algılarını düzeltip kendilerine olumlu bakabildiklerinde ilişki yaşayabilecekleri erkeklerle tanışabilirler.” Kısacası beklemek bir ihtiyaç değil, seçiminiz olsun.

Paylaşım

“Cinselliği pek de özlediğim söylenemez” Esra, 48 yaşında, gazeteci ve girişimci

“Yılbaşı partisinde bir arkadaşım bana, ‘Bu yıl senin yılın olacak. Hayatının aşkını bulacaksın!’ demişti. Bunu birkaç yıl önce duysaydım, heyecanlanırdım ama artık pek bir etkisi kalmadı. Yeni yılda yaşamak istediğim birçok şeyi düşündüm ve hiçbirinin bir erkekle ilgili olmadığını fark ettim. O yüzden arkadaşıma böyle mutlu olduğumu, tek başıma da kendime yettiğimi söyledim. Bana ters ters bakıp yanımdan gitti. Bu tepkiyi gerçekten çok sık alıyorum, o yüzden artık alıştım. 16 yıllık evliliğim beş yıl önce boşanmayla bittikten sonra, bekârlığa garip bir şekilde ayak uydurdum. Boşanma sonrası tekrar flört etmek heyecanlı olduğu kadar hayal kırıklığı da yarattı. Belki yaşımdan kaynaklanıyor ama evliliğim boyunca eski kocamı gerçekten sevdiğimi düşünüyorum, dolayısıyla bir şey kaçırmışım gibi hissetmiyorum. Hayatımdan şu anda memnunum. Sevdiğim bir işim, birlikte iyi vakit geçirdiğim arkadaşlarım, kızım ve kedim var. Kendimi duygusal olarak boşlukta hissetmiyorum. Seks konusuna gelince, cinselliği pek de özlediğim söylenemez. Kısa bir süre önce bir iş gezisine davetliydim ve bütün gün boyunca tek hayalini kurduğum şey, akşam odama gidip televizyonda güzel bir film açmaktı. O yorgunluğun üzerine sevişme, sonrasında da yatakta başkasıyla birlikte uyuma fikri bana hiç cezbedici gelmedi. Dolayısıyla halimden memnunum ama elbette bekârlığın eksilerini özellikle maddi konularda hissediyorum.”

 

 

Önceki Yazılar

İlişkilerde Romantizmi Artırmanın Yolları

Sonraki Yazılar

Moni ve Bobo İsimli Hikâye Kitabı