bedeninize-kulak-verin

Bedeninize Kulak Verin

Toplumsal önyargılarla görmezden gelinen endometriozis hastalığı üreme çağındaki 10 kadından birini etkiliyor. Bedenimiz ve sağlığımızla ilgili farkındalığımızı artırarak gerekli önlemleri alabiliriz.

Kadınların yaşadıkları sorunlar tarih boyunca pek çok toplumda yok sayıldı, önemsenmedi veya kanıksandı. Ergenlik çağında yaşanan ağrılar büyümeyle bağdaştırıldı, ağır regl semptomları “evlenince geçer” veya “doğum yapınca geçer” gibi bilimsellikten uzak söylemlerle geçiştirildi. Evli olmayan genç kadınların yaşadıkları ağrı, kanama gibi problemler görmezden gelindi ve “bekârlar”ın jinekolojik muayeneye tabi tutulması yadırgandı. Cinsel ilişki sırasında ağrı yaşayan kadınlar ise yine toplumsal baskı yüzünden ifade güçlüğü çekti ve eşleri tarafından suçlandı. Bu sosyal tutum sorunları beraberinde geçmeyen ağrılı süreçleri, teşhis edilemeyen rahatsızlıkları ve bunu kanıksayan kadınları getirdi. Halk arasında “çikolata kisti” olarak bilinen, rahim içi zarının rahim dışında (karın boşluğu, yumurtalık veya vücudun herhangi bir yeri) oluşması sonucu meydana gelen endometriozis hastalığı hakkında çok az bilgi sahibi olunmasının teşhis ve tedavinin aksamasındaki rolü büyük. 15-49 yaş arasındaki kadınlarda görülen bu hastalığı jinekolojik onkoloji uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör, iyi huylu fakat çoğunlukla ağrılı kronik bir hastalık olarak tanımlıyor. Günümüzde dünyada yaklaşık 176 milyon ve Türkiye’de ise bir buçuk milyon kadında endometriozis hastalığı var; bu da üreme çağındaki her 10 kadından birine tekabül ediyor. Ergenlik çağından itibaren her kadının en az bir yıllık periyotlarlajinekolojik muayene olması en etkili erken teşhis yöntemlerinden biri elbette. Fakat kadınların çoğu jinekolojik muayeneden hoşlanmıyor ve yıllarca erteleyebiliyor. Öte yandan, belirtilere kulak verilmesi ve hastanın kendini dinleyerek sonuca varması da oldukça önemli. Prof. Dr. Mete Güngör endometriozis hastalığının en önemli belirtisinin kronik ağrı olduğunu ifade ediyor. Bir süre sonra âdet döneminden bağımsız devamlı bir karın ağrısı olabileceğine değinen Güngör, “Jinekolojik muayene esnasında da şiddetli bir ağrı gerçekleşir. Eğer endometriozis bağırsakları etkilemişse, ağrılı dışkılama, şişkinlik ve tıkanıklık meydana gelebilir. Mesaneyi etkilemişse, kanlı idrar ve yanma şikâyeti olur” açıklamasında bulunuyor. Endometriozisin meydana getirdiği hasarlar nedeniyle kısırlığa da neden olabileceğine dikkat çeken Güngör, hastalığın hiç belirti vermeyebileceğinden de bahsediyor. Âdet döneminde ve cinsel ilişki esnasında şiddetli ağrı yaşayan hastaların ise mutlaka doktora başvurmalarını öneriyor.

Âdet ağrısından nasıl ayırt edilir?

Aylık döngüyle beraber gelen âdet ağrıları zaman zaman kadınların korkulu rüyası olabiliyor. Pek çok kadın yataktan kalkamayacak kadar sancılı günler geçiriyor, fakat bu durum normal sayıldığı için hayatlarına devam etmek zorunda kalıyorlar. Güngör, âdet ağrılarının çoğu zaman normal karşılansa da bir hastalığın belirtisi olabileceğini ifade ediyor ve âdet ağrısını şöyle açıklıyor: “Âdet döneminde rahim, içerisindeki kanamanın kontrollü bir şekilde atılmasını sağlamak için kasılır. Buna bağlı olarak rahme giden kan akımı ve oksijen azalır, ağrı hissedilir. Rahim kasılmaları âdet gören her kadında olur, ancak bazı kadınlar bu kasılmaları ağrı şeklinde hissederler. Doğal bir süreç olarak kabul edilen bu ağrılar, 20-25 yaşlarına kadar azalarak devam edebilir. 20-30 yaş aralığında ortaya çıkan ve artarak devam eden âdet ağrılarında ise endometriozis, rahim ağzındaki darlık, rahim tümörleri, miyomlar, polipler, rahmin şekil bozuklukları, rahim ve komşu organların iltihabı gibi hastalıklar, yumurtalık kistleri, rahim içi veya karında yapışıklıklar akla gelmelidir.” Ağrının gerçek nedenini ortaya koymak için hastanın hikâyesinin iyi dinlenmesini ve jinekolojik muayenenin yanı sıra ultrasonografi, manyetik rözonans görüntüleme ve diğer laboratuvar testlerinin yapılmasını tavsiye eden Güngör, nedeninin belirlenemediği durumlarda laparoskopik yöntemlerle karın içinde ağrıya sebep olabilecek rahatsızlıkların varlığının sorgulanması gerektiğini söylüyor.

Endometriozisin doğurganlık üzerindeki etkileri neler?

Endometriozis’le ilgili en sık karşılaşılan söylem, doğurganlık problemlerine yani kısırlığa yol açtığı yönünde. Prof. Dr. Mete Güngör, bu konunun halen tartışmalı olduğunu ifade ediyor. Ayrıca endometriozis odaklarının özellikle tüplerde, yumurtalıklarda tıkanıklar ve yapışıklıklara yol açabildiğini, bunun da yumurtalıklardan yumurta salınımı ve transportunu engelleyerek kısırlığa yol açabildiğini söylüyor ve ekliyor: “Bununla beraber endometriozis odaklarından salgılanan bazı maddeler de yumurta ve spermin döllenmesine veya rahim içerisine yerleşmesine engel olabiliyor. Yapılan çalışmalarda kısırlık nedeniyle hekime başvuran kadınlarda yüzde 15-55 oranında endometriozis olduğu tespit edildi. Her endometriozis hastalığı kısırlığa yol açmaz. Bazı hastalar kendiliğinden gebe kalabilirken, bazıları ise çeşitli yardımcı tedavi yöntemlerine gereksinim duyabilir.”

Tedavi için seçenekler

Endometriozis tedavileri hastalığın türüne, hasta hikâyesine, semptomlara ve hastanın doğurganlığını etkileme durumuna göre farklılık gösteriyor. Uzmanın gerekli gördüğü durumlarda cerrahi müdahaleler olabildiği gibi, büyük çoğunlukla hormonal ilaçlarla dokunun kontrol altına alınması tercih ediliyor. Güngör, hormonal ilaçların endometriyal dokunun büyümesini yavaşlatabildiğini ve yeni yapışıklıkların oluşmasını engelleyebildiğini söylüyor. “Ancak bu ilaçlar mevcut bulunan endometriozis dokularını ortadan kaldırmaz. Büyük oranda kullanıldığı sürece sadece şikâyetleri azaltır. Endometriozisin esas tedavisi cerrahidir, ancak her endometriozisi olan hastayı ameliyat etmeyiz. Ameliyat doğurganlığı artırmak ve ağrıyı azaltmak için tercih edilebilir.” Güngör, cerrahi tedaviye karar verildiğinde, ameliyatın kapalı yöntemlerle ve bu konuda tecrübeli hekimler tarafından yapılmasınınhem hastanın doğurganlık ve hormonal fonksiyonlarının bozulmaması hem de hastalığın bir daha tekrarlanmaması için önemli olduğunun altını çiziyor.

Rahatlatan destekler

İlaç tedavisi ve cerrahi müdahalenin yanında, yoğun pelvik ağrıyı azaltmak için uygulanan diğer yöntemler arasında özellikle son yıllarda pelvik taban fizyoterapisi ve yoga ön plana çıkıyor. Pelvik bölgenin ağrıları, pelvik taban kaslarında tonusun giderek artmasına neden oluyor. Artan tonus ise pelvik taban kaslarında spazma neden oluyor ve ağrılı dışkılama, kabızlık, sık idrara çıkma, idrar yaparken ağrı ya da idrarı tam boşaltamama, cinsel birliktelikte ağrı gibi sıkıntılar oluşturuyor. Pelvik taban fizyoterapisti Alime Büyük, pelvik taban rehabilitasyonunun içerisinde önerilen egzersizlerin enflamatuvar bir hastalık olan endometriozis kistleri için medikal tedaviye ek olarak tamamlayıcı bir yaklaşım olduğunu ifade ediyor ve kişinin düzenli egzersiz yapmaya teşvik edilerek ağrılarının azaltılmasının amaçlandığından bahsediyor. Egzersiz reçeteleri fizyoterapistler tarafından tasarlanan kişiye özel hareketlerden oluşuyor. Esneme ve gevşeme egzersizlerini deneyimleyen endometriozis hastaları tarafından yapılan geribildirim ağrı düzeylerinin giderek azaldığı yönünde. 37 yaşındaki Melis aylardır düzenli yaptığı yoga sayesinde ağrılarının hafiflediğini anlatıyor. Doğru bir şekilde yapılan yoga asanaları, bütün bedene temiz kan, oksijen ve prana yani yaşam enerjisi pompalar. Kası kasıp gevşettikçe, kaslardaki tutulmalar rahatlar. Yoga terapisti Banu Çadırcı, yoga egzersiziyle birlikte kalça vebacakların rahatlamasının zamanla daha derine, pelvik taban kaslarına ulaştığını söylüyor. “Kasma kalıbını fark ettikçe kaslardaki tutulmalar gitgide azalmaya başlar” diyen Çadırcı ekliyor: “Yoga asanalarının ayrıca çok önemli bir faydası da var; o da kendimiz için bir şeyler yapıyor olmak. Bu da şifalanmanın yolunu açıyor.” Bir başka rahatlama yöntemi olan meditasyonun endometriozis üzerindeki etkisi ise zihni netleştirmek. Banu Çadırcı, meditasyon sayesinde zihnin belki hiç olmayacak felaketlere odaklanmak yerine o an ne oluyorsa onu fark etmeye odaklandığını ifade ediyor. Meditasyonun diğer faydası da “sıkma kalıbını” fark ettirmek. Diş, omuz, kalça sıkma gibi fizyolojik tepkileri yogayla gidermek mümkün. Çadırcı, “Sıkma kalıbını fark ettikçe, günlük yaşama da uyarlamaya başlarız ve sıkma yerine rahatlamaya odaklanırız” diyor. Ayrıca meditasyonla birlikte gerçekleştirilen nefes çalışmalarının içinde bulunduğumuz ritmin dışına çıkıp yeni bir ritim bulmaya yardımcı olduğunu ve böylelikle ağrıya farklı bir bakış açısıyla bakılmasını sağladığını ifade ediyor.

Yazı: Hüma Kaya