bebek-cocuk-ergen-psikolojisi-kongresi

Bebek Çocuk Ergen Psikolojisi Kongresi

İstanbul Rumeli Üniversitesi ve Çocuk Aile Gelişim ve Eğitim Vakfı (ÇAGEV) işbirliğiyle ülkemizde ilk defa düzenlenecek Bebek Çocuk Ergen Psikolojisi Kongresi’nde ruhsal ve gelişimsel olarak sağlıklı çocuklar yetiştirebilmek için yapılması gerekenler konuşulacak.

Geleceğin nesillerini yetiştirmek üzere kurulan İstanbul Rumeli Üniversitesi ile gelişimsel ve ruhsal olarak sağlıklı nesillerin oluşabilmesi için çalışan Çocuk Aile Gelişim ve Eğitim Vakfı (ÇAGEV) 24-26 Nisan tarihlerinde İstanbul Rumeli Üniversitesi’nde I. Bebek Çocuk Ergen Psikolojisi Kongresi’ni gerçekleştirecekler. Uluslararası konuşmacıların ve workshop’ların da yer alacağı etkinlikle ilgili sorularımızı İstanbul Rumeli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hazım Tamer Dodurka, Rumeli Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ömer Faruk Şimşek ile ÇAGEV Başkanı ve Kongre Eş Başkanı Elif Erol yanıtladı.

Değişen yaklaşımlar ve teknolojiler ışığında İstanbul Rumeli Üniversitesi kendini nerede konumlandırıyor? Ne gibi farklılıklar sunuyor?

Hazım Tamer Dodurka: Gelişen teknolojiyi yakalamayan, bilgiyi kullanamayan ülkelerin uluslararası rekabette şansları olmadığı gerçeğinden yola çıkarak eğitimdeki mevcut paradigmayı değiştirmek için çaba gösteren bir üniversiteyiz. Değişimi yakalamak gibi bir derdimiz yok, biz değişimde öncü olmak istiyoruz. Dünde kalan bilgilerle geleceği şekillendiremeyiz, yani dünün bilgileriyle yarının öğrencilerini yetiştiremeyiz. Bu nedenle ders müfredatlarını geleceği hedefleyerek güncelliyoruz. Değişen koşullardaki çalışma yaşamı sadece alan bilgileriyle donatılmış bireylere şans tanımıyor, çalışma hayatında çok yönlü ve farklı donanımlara sahip olan bireyler bir adım öne çıkıyor. Bu nedenle öğrencilerimize ders dışı etkinliklere katılma imkânı veriyor,  Sürekli Eğitim Merkezi’mizde onları diğer meslektaşlarından farklı kılacak alanlarda sertifika eğitimleri alma fırsatını sunuyoruz.

Psikoloji bölümünde ne gibi yenilikler görebiliriz?

Ömer Faruk Şimşek: Nitelikli bir kadroyla lisans ve yüksek lisans düzeyinde hizmet veriyoruz. Klinik psikoloji yüksek lisans programımızı açtık. Önümüzdeki yıl endüstri ve örgüt psikolojisi alanında çalışan üst düzey insan kaynakları çalışanlarına yönelik bir yüksek lisans programı ve lisans düzeyinde İngilizce programı açmayı planlıyoruz. Ayrıca Haliç’teki kampüsümüzün klinik psikoloji öğrencileri ve araştırmacıları için bir üs olmasını sağlamak adına çaba gösteriyoruz. Klinik psikoloji alanındaki çalışmalarımızı beyin görüntüleme yöntemleriyle destekleyerek bu anlamda daha derinlemesine bilimsel çalışmalara imza atmayı ve öğrencilerimizi bilim insanı-uygulamacı perspektifine yakışır bir şekilde yetiştirmeyi hedefliyoruz. Bu amaçla gelecek yıl beyin görüntüleme cihazlarımızın olduğu laboratuvarımızı açmak için de hazırlıklarımızı sürdürüyoruz. Tüm bunlara ek olarak, kampüsümüzde bir-iki yıl içerisinde farklı yaklaşımlara dönük psikoterapist yetiştirme modüllerimize başlayacağız. Uzun sözün kısası, Rumeli Üniversitesi Psikoloji Bölümü olarak başarılı bir kadro ve çok disiplinli bakış açısıyla bir klinik psikoloji üssü olma yolunda emin adımlarla ilerliyoruz.

Yeni kuşak öğrencilerin eğitimden ve gelecekten beklentileri nasıl bir farklılık gösteriyor?

Hazım Tamer Dodurka: Eski kuşaklar yenilerine göre değişime karşı daha dirençliler. Farklılıklara daha az tahammül gösterip otoriteye daha saygılılar. Oysa internet ve televizyonla yetişen yeni kuşakların dijitalleşme ve yeni jenerasyon teknolojilere uyum yeteneği daha yüksek. Gelişmeye daha hevesliler, yeniliğe daha açıklar, farklılıklara daha saygılılar, daha yaratıcı ve girişimciler, özgürlüklerine daha düşkünler ve emir almayı sevmiyorlar. Doğal olarak böyle bir neslin eğitimden beklentisi de farklı oluyor. Onlara göre bu eğitim yukarıda sözü edilen yeteneklerin geliştirilmesi yönünde olmalı, yenilikçiliğe ve girişimciliğe özel önem verilmeli, derste teknolojinin iyi kullanılması ve asla dersi okur gibi anlatan ve karşısındakilerin bu şekilde öğrenmesini bekleyen bir hoca figürü olmamalı.

Şüphesiz bir de hayatın gerçekleri var ve öğrenciler bu gerçeğin de farkındalar. Özellikle tüm dünyayı kavuran işsizlik, gençlerin umut duygusunu köreltiyor. Y kuşağının özelliği olarak hayatı da sorgulayan bu gençlik, gelecekten umudunu kaybettiğinde, okulu bitirmeye ve mesleğinde iyi olmaya karşı hevesini de kaybediyor. Hedefleri ve amaçları konusunda kafaları karışıyor. Bu onların ders çalışma motivasyonunu da olumsuz etkiliyor. Bu nedenle eski nesillerle yeni nesillerin beklentileri arasındaki fark denilince üniversite mezunlarının iş bulabilme olasılıkları arasındaki farkı da saymak gerektiğini düşünüyorum.

Öğrencilerin iş bulabilmeleri için bilimsel çalışmalarla deneyimi birleştirmeleri de çok önemli. Bu konuda ne gibi uygulamalar yapıyorsunuz?

Hazım Tamer Dodurka: Üniversitemizin merkez yerleşkesine uzak sayılmayacak bir çevrede 15 tane organize sanayi bölgesi var. İş insanları dernekleri, Ticaret ve Sanayi Odaları gibi sivil toplum kuruluşları, Ar-Ge merkezleri, hastaneler ve iş merkezleri var. Bunlardan birçoğuyla yaptığımız protokoller sayesinde bazı öğrencilerimiz özellikle eğitimlerinin son yıllarını çalışacağı sahada geçiriyor. Bu öğrencilerimizi de yine saha deneyimine sahip olan hocaları yönlendiriyor. Partner hastanelerimiz öğrencilerimiz için hem uygulama hem de mezuniyetlerinde iş imkânı sağlıyor. Bizim uygulama yaptırdığımız bu işyerleri acemi mezunlar istihdam etmek yerine, işi öğrenmiş, çalışkanlığını kanıtlamış mezunları hazır olarak buluyorlar. Bu da hem yeni mezun öğrencimiz hem de işveren için büyük bir fırsat oluşturuyor.

Bu yıl ilk defa Bebek Çocuk Ergen Psikolojisi Kongresi’ni düzenliyorsunuz. Kongrede neler hedefliyorsunuz?

Hazım Tamer Dodurka: Hastalıkların erken tanısı psikolojik rahatsızlıklarda da büyük önem taşıyor. Yetişkinlikteki psikolojik sorunların çoğunun kökeninde çocukluk yıllarına ait zorluklar görülüyor. Çocuk psikolojisi, çocuk eğitiminden bir kademe daha önde tutulmalı, çünkü ruhsal sorunları olan bir çocuğu eğitmek de kolay değil. Ancak gerek dünya da gerekse ülkemizde çocuk eğitimi, psikolojinin çok ötesinde değere sahip. Ülkemizde her çocuğun eğitime ücretsiz erişim hakkı varken, psikolojik desteğe ücretsiz erişimi yok. Tüm bu sebeplerle, çocukların psikolojisine gerekli dikkati çekmek için düzenlediğimiz kongremizde, en erken dönemden yani anne karnından en geç döneme yani ergenliğe kadar geniş bir açıdan bakmak, farklı disiplinler ve kuramlar üzerinden düşünmek, tartışmak istedik. Hedefimiz üniversitemizde ve ülkemizde çocuk psikoloji hakkında yapılan çalışmaları desteklemek, çoğalmalarına yardımcı olmak.

Elif Erol: ÇAGEV olarak tüm çalışmalardaki yegane amacımız, gelişimsel ve ruhsal olarak sağlıklı nesillerin oluşabilmesi için ailelere psikolojik ve pedagojik olarak yardımcı olmak. Ülkemizde ilk defa düzenlenecek olan bu kongremizde de, çocukluğun üç halini yani bebekliği, çocukluk dönemini ve yetişkinliğe geçmeden evvelki son durak olan ergenliği aynı çatı altında toplamayı hedefledik. Psikoloji disiplini pedagojiyle yakın temastadır. Örneğin özel eğitime ihtiyaç duyan çocuklar hem eğitim hem psikoloji alanının teknikleriyle sağaltılmaya çalışılırlar. Bu düşüncelerden hareketle kongremizde psikolojinin farklı çalışma alanlarını ve kuramlarını bir araya getirerek Amerika, Avrupa ve Asya’dan konuşmacılar ve bildirilere yer verdik.

Katılımcılar için nasıl bir öğrenme ortamı tasarlıyorsunuz?

Elif Erol: Kongremizde katılımcılar, bebeklikten yetişkinliğe psikopatoloji hakkında bilgi sahibi olurken, aynı zamanda zengin vaka sunumlarıyla teori ve pratiği birleştirebilecekler. Sadece klinik çalışmalarda değil, özel öğrenme güçlüğü, otizm gibi konuları içeren özel eğitim alanında da dünyada uygulanan farklı teknikleri geliştirici ve uygulayıcılarından dinleme şansını yakalayacaklar. Sunumlara ek olarak ilgilerini çekecek workshop’lara katılma şansını yakalayarak hem bilgi ve deneyimlerini artırırken hem de uluslararası sertifikasyonlara sahip olabilecekler.

Psikoloji bölümü olarak bu kongreye katkılarınız neler olacak?

Ömer Faruk Şimşek: Öğretim üyelerimizle kongrede konuşmalar başta olmak üzere çalıştaylar ve bilimsel çalışmalarımızla katkı sunmayı planlıyoruz. Türkiye’de Geştalt psikoterapi ekolünün kurucusu olan, Türkiye Geştalt Psikoterapi Derneği’nin kurucusu, ilk ve tek uluslararası Geştalt terapisti olan Ceylan Daş bir çalıştayla katkıda bulunacak. Davranış bilimleri alanında artık tüm dünyada bilimsel çalışmaların vazgeçilmez bir parçası olan Yapısal Eşitlik Modellemesi konusunda ise ben iki günlük bir çalıştay düzenleyeceğim. Aynı zamanda öğretim elemanlarımız da kongrede kendi bilimsel çalışmalarıyla katkı sunacaklar.

 

 

Önceki Yazılar

Hayati Bir Mesele: Uykusuzluk

Sonraki Yazılar

Kasala Metodu