“baglanma-sorunu-yasiyorum”

“Bağlanma Sorunu Yaşıyorum”

Her ay bir Psychologies okuru, psikiyatr ve psikanalist Robert Neuburger’le ön görüşme yapıyor. Bu ayki okuyucumuz 32 yaşındaki Sophie.

İş hayatımda her şey yolunda gidiyor. Çalıştığım şirkette hoşuma giden işler yapıyorum. Son beş senedir Londra’da yaşıyorum. Ondan önce de beş sene Oslo’da yaşadım. Yurtdışında yaşamayı çok seviyorum” diyerek başlıyor Sophie. “Bu yurtdışı sevgisi nereden geliyor?” diye soruyor Robert Neuburger.

Sophie: Bilmem. Ergenlik çağımdan beri yabancı dillere, seyahat etmeye ilgim var. Ailem pek seyahat etmez. Ben sizi duygusal hayatımda olan bitenle ilgili görmek istedim. Şu an hayatımın, âşık olduğum ve erkek arkadaşımla ilişkimin ciddileşmek üzere olduğu ama olası değişikliklerin beni boğduğu bir dönemindeyim. Bu yüzden ilişkimi sorgular haldeyim. Aslında bu konu duygusal hayatımı aşıyor, çünkü sevgilimden koptuğumu hissettiğim zamanlarda tüm hayatımı sorgularken buluyorum kendimi. Her şeye mesafeli oluyorum, kaçasım geliyor. Başka bir şehirde yeni bir hayat kurasım geliyor. Bir ruh halinden diğerine böylesine atlıyor olmak beni yoruyor.

Robert Neuburger: Bu durum ayrılık sinyalleri mi veriyor?

S.: Hayır, o kadar ileri gitmiyorum. İki senedir birlikte olduğum kişi, ben böyle olduğumda geri çekiliyor ve geçmesini bekliyor. Bense onun beni biraz zorlamasını isterdim, sorunun ne olduğunu, hata yapıp yapmadığını sormasını isterdim. Ama bu onun hatası değil zaten. Bu sadece benimle ilgili bir sorun ve sebebini bilmiyorum.

R. N.: Daha öncesinde çok fazla ilişki yaşadınız mı?

S.: Evet, ilişkilerim çok genç yaşta başladı. İlk ilişkimde 13 yaşındaydım, sevgilim 20 yaşındaydı. Sonra devamı geldi, hiç yalnız kalmadım. Bazı ilişkilerim uzun sürdü; biri beş, diğeri de altı sene.

R. N.: Hep ayrılan siz mi oldunuz?

S.: Genelde evet. Sadece bir keresinde, 14 yaşındayken terk edildim. Benim için çok zordu. İntihara bile kalkıştım. İlkyardımlık bir durumdu.

R. N.: Şöyle diyebilir miyiz… Doğru ifadeyi arıyorum… İnsanlara güveninizi kaybetmişsiniz.

Sophie: (Gülüyor) Bu komik… İçime kapandığım zamanlarda herkese olan güvenimi kaybettiğimi hissediyorum. Durum tam olarak bu. Herkesten kaçıyorum ve sessizliğe gömülüyorum. İşimde bile… Tekerinde kendi kendine oynayan hamster gibi içime kapanıyorum. Dünyayla iletişimimi kesiyorum.

R. N.: İçinize kapanıyorsunuz ve kendinizi korumaya alıyorsunuz. Ama ortada bir şey yokken neden koruyorsunuz kendinizi? Gökten sorun düşmediğine göre, her davranışımızın bir sebebi vardır. Mantıksız olsa bile! Örneğin içinize son kapanışınızın sebebi neydi?

S.: Kendimi her zaman çok kilolu bulmuşumdur. Yemek yemekten suçluluk duyarım ve hep diyete başlarım. Sevgilimle lokantada yemek yiyorduk ve ben çikolatalı tatlı siparişi verdim. Suçluluk duygusu hissediyordum ve onun beni tatlıyı yemek için cesaretlendirmesini istiyordum ama yapmadı. Çok aptalca olduğunu biliyorum ama o andan itibaren kendimi kötü hissettim ve günlerce içime kapandım. Seçimlerim için, sevgilimin onayına ihtiyaç duyuyormuşum gibi geliyor ve bu ihtiyaç beni sinirlendiriyor. Bu yüzden kendime kızıyorum, o an yanımda oluşu beni sinirlendirmeye başlıyor, çünkü yanımda olmasa kendimle bu çatışmaya girmeyeceğimi düşünüyorum.

R. N.: Peki daha önceki olaylar daha ciddi sebeplerden mi gelişti?

S.: Hayır hep böyle… Hep önemsiz, küçük şeyler yüzünden bu hale geldim. Belki de hangi durumlarda içime kapandığımı tespit etmeliyim.

R. N.: Hiç fena fikir değil. Çünkü her seferinde insanlara güven problemi yaşıyorsunuz. 14 yaşındaki terk ediliş hikâyenizin bugün bir anlamı var sizin için, çünkü o günden beri bir daha terk edilmemek üzere bir hayat kurmuşsunuz. İlişkilerinizin sinyal verdiğini hissettiğiniz an, kaçan siz oluyorsunuz. Terk edilmenin nasıl iz bıraktığının farkındasınız ama belki bunun da öncesi vardır. Ailenizde terk edilme yaşadınız mı?

S.: Bir bakıma evet. Ben 12 yaşındayken, ablam anoreksiya hastalığına yakalandı. O dönem evimizde huzur kalmamıştı. Ailem benimle ilgilenmiyordu. Ablam herkesi intihar etmekle tehdit ediyordu. Hepimiz çok gergindik. Kendimi çok yalnız hissettiğim bir dönemdi.

R. N.: Peki bunun dışında ailevi bir sorun var mıydı? Ebeveyniniz iyi anlaşır mıydı?

S.: Hayır, pek anlaşamazlardı. Babam alkolikti, annem ise hep üzgündü ve içine kapanıktı. Beslenme ve kilo problemleri vardı. Çok sevimli bir ortam yoktu evde.

R. N.: Pek güven veren bir ortam da değilmiş. İlk ilişkiniz için 13 çok genç bir yaş. Bu demek oluyor ki aileniz sizinle ve yapabileceklerinizle pek ilgili değilmiş.

S.: Ablam iyileşmeye başladığında, ailem onun kız arkadaşlarıyla gece çıkmasının iyi olabileceğini düşündü. Kardeşler arasında bir eşitlik anlayışımız olduğu için ben de onlarla gidiyordum. 13-15 yaşlarında her hafta sonu gece kulüplerindeydim.

R. N.: Asıl amaç ablanıza yardımcı olmanız mıydı?

S.: Kesinlikle! Bu benim için değil, onun içindi.

R. N.: Yurtdışına olan bu tutkunuzu şimdi anlıyorum.

S.: (Gülüyor) Evet, benim için evden ayrılmak bir kurtuluştu.

R. N.: Kız kardeşinizle şimdi aranız nasıl?

S.: Çok iyi. O benim hem ablam hem de en yakın arkadaşım. Aramızdaki bağ çok güçlü ve kutsal. O biraz da benim cephe arkadaşım. Benzer tecrübelerden geçtik. Hayatı gayet iyi gidiyor. Evli ve çocuklu. Hiçbir beslenme sorunu kalmadı. Antidepresan kullanmaya devam ediyor.

R. N.: Ablanızın rahatsızlığı anne-babanızı birbirine yakınlaştırdı mı, yoksa uzaklaştırdı mı?

S.: Hiç yakın değillerdi ki. Ablam iyileşmeye başladığında ben rahatsızlandım ve 17 yaşında bu sefer ben anoreksiyaya yakalandım.

R. N.: Ve yanılmıyorsam, bu da anne-babanızı yakınlaştırmamıştır.

S.: (Gülüyor) Annem alışmıştı artık. Benim tedavimle ilgilendi, bir yılın sonunda beslenmem düzelmişti.

R. N.: Ailenizde ne zaman bir şeyler yolunda gitmese beslenmenizin etkilendiğini görüyorum. Ablanız hastayken babanız içmeye devam ediyor muydu?

S.: Evet. Onu hep alkolik olarak ve alkol sorunlarıyla tanıdım. Kavga çıkarması, ağır laflar etmesi… Annem onu tokatlardı, çünkü zilzurna sarhoş oluyordu. Hiç de sevimli olaylar değildi. Şimdi annem iyi biriyle hayata yeniden başladı, ablam ve ben onun adına memnunuz. Babam bir trafik kazasında birkaç sene önce vefat etti.

R. N.: Fanusunuza kapandığınız dönemlerde savunma mekanizmanızı devreye soktuğunuzu anlıyorum. Bazı durumlarda, çok gençken bile, içinize kapanarak kendinizi korumayı öğrenmişsiniz. Bugün yaşadığınız şey de artık bu yöntemin işe yaramamasından kaynaklanıyor. Şimdiki şartlarınızla uyuşmuyor. Ben buna “geçmeyen” semptom diyorum. Bu yüzden kafanız daha rahat bir şekilde yaşamanızı sağlayacak küçük bir terapi görmenizin iyi olacağı kanaatindeyim. Bu elbette sadece bir tavsiye. Terapiye başlamazsanız sizin için kötü olmaz. Ancak ben semptomlarınızın zamanın akışına uymadığını görüyorum. Terapinin amacı size güven hissini geri kazandırmak olacaktır.

Gizlilik sebeplerinden dolayı, isimler ve bazı bilgiler değiştirilmiştir.

Bir Ay Sonra

Sophie: “Biraz hayal kırıklığına uğradım. Hikâyeme yeni bir bakış açısıyla yaklaşılmasını bekliyordum. Öyle olmadı. Birçok şey konuştuk ama günün sonunda sorunumun erkeklerden mi, yoksa daha genel bir sorundan mı kaynaklandığının cevabını alamadım. Doktor Neuburger çocuk gibi fanusuma kapandığımı ve yetişkin olduğum için de artık bunun işe yaramadığını düşünüyor ki bu doğru. Ama ben bunun üzerine gitme ihtiyacı hissetmiyorum bu yüzden terapiye başlamayacağım.”

Robert Neuburger: “Bir semptom her zaman hem sorunun hem de çözümün kendisidir. Sophie’de gördüğüm şey sorundur ve bu onun özel hayatını etkileyebilir. Aynı zamanda bir çözümdür, çünkü geliştirdiği yöntem onu terk edilmek veya terk edilme riski ya da ailesi tarafından önemsenmemek gibi daha büyük acılardan korumaktadır. Sorunun üzerine gitmektense içine kapanıyor, çünkü eski acılarını hatırlamaktan koruyor kendini. Meşru direnişine saygı duymak lazım çünkü aksi takdirde daha büyük sorunlar yaşayabilir. Bu yüzden terapi önerimde ısrar etmedim. Beni dinleyip dinlememek onun tercihidir.”

 

 

Önceki Yazılar

Mide Bulantısı İçin Bitkisel Çözümler

Sonraki Yazılar

Teknoloji Kendimizi Yalnız Hissetmemize Mi Neden Oluyor?