Young happy family relaxing in grass outdoors while spending a spring day at sunset.

BAĞIMSIZLIĞA DOĞRU 8 BASAMAK


Sütten kesilme, anaokuluna başlangıç, ilk aşk… Çocuklarımız yetişkinliğe doğru adım attıkça, bizim dengemiz daha da çok bozuluyor. Anne babaların da bu evleri çocukları gibi sağlıklı bir şekilde geçirmeye ihtiyacı var. Uzmanlarımızın tavsiyeleriyle atlatmakta zorlandığınız bu hassas dönemlerin üstesinden gelebilirsiniz.

  1. Doğum

Annenin karşılaştığı ilk ayrılık doğumdur. Geri dönüşü yoktur ve acılıdır. Çocuğu onu terk eder, artık onu içinde hissetmeyecektir. Bebeğini babasıyla, büyükanneleri ve büyükbabalarıyla paylaşacaktır. Hamileliklerini bütün olma hissiyle geçiren kadınlar çoğu zaman bu ayrılığı zor atlatır. Kendilerini işe yaramaz, boş, yoksun bırakılmış hissederler, çünkü bebekleriyle yaşadıkları bir olma halini ve mahremiyeti kaybetmişlerdir. Hormonal değişimler ve yorgunlukla artan bu duygu doğum sonrası depresyonun nedenlerinden biridir. “Bir çocuğun doğumu hem olumlu hem de olumsuz duyguların bir arada yaşandığı bir andır” diyor Klinik Psikolog ve Psikoterapist Christine Brunet. “Fakat anneler bunu kabul etmez ve çevreleri de genellikle bu sıkıntıyı görmezden gelir. Bazen de hayallerindeki çocukla karşılaşmadıkları için hayal kırıklığı yaşarlar; kız çocuk isterken, erkek çocuk olması ya da güzel bir bebek olmaması gibi. Annenin hamilelik sırasında kafasında kurduğu ideal imajdan ayrılma vaktidir.

  1. Sütten kesilme

Emzirme anne için büyük bir zevktir. Bebeğini göğsünde tutar, sadece onda olan ve bebeğine keyif veren bir şey kendi bedeninden çocuğunun bedenine geçer. Bu tensel temas dokuz ay boyunca yaşanan mükemmel birliktelik dönemini hatırlatır. Bazıları da çocuğunu sütten kesmede zorlanır ve bir sene, hatta daha da uzun, uzatmaları oynar. Çocuğun sütten kesilmesi, tümgüçlülükten vazgeçmek ve yetkiyi vermeyi kabul etmektir. Babanın dışlanmış hissetmemesi için bazıları biberonun baba tarafından verilmesini tercih eder. “Emzirme bebek için faydalıdır ama aynı zamanda birbirine geçmiş anne-bebek ilişkisini uzatmak için babayı, büyükanneyi ve çevreyi dışlamayı beraberinde getirir” diyor Christine Brunet.

  1. İş hayatına dönüş

Birçok anne çalışmaya tekrar başladığında, kendini suçlu hisseder, çünkü bebeğini bir yabancıya terk etmiş duygusuna kapılır. Kendilerinin özlediği gibi bebeklerinin de onları özlemelerinden korkarlar. Bu sert ayrılık eğer her iki ebeveyn tarafından güven vererek yaşanırsa, çocuk tarafından kolayca kabul edilebilir.

Psikanalist ve Psikoterapist Nicole Fabre’a göre, çalışmak zorunda olmayıp işe geri dönen anneler kendilerini daha çok suçlu hissediyor.

Bebeklerinden uzakta, mesleklerinde ilerlemekle ilgili yanlış düşüncelere sahip olabiliyorlar. Oysaki onlar mutluysa, bebekleri de mutludur; özellikle de akşamları yokluklarını telafi etmek için ilgiye boğmadan sakince bebekleriyle ilgilenirlerse.

  1. Anaokulu

Çocuğun anaokuluna başlaması önemli bir adımdır. Daha önce evden ayrılmamış olanlar için ilk büyük ayrılıktır. Çocuk okulda dış dünyayla karşılaşır, başkalarıyla ilişkileri oluşmaya başlar ve tek başına var olmayı öğrenir. Bütün gün oyun oynayan çocukların ritmi düzenli olur ve akşam eve yorgun dönerler.

Bazı ebeveynler okula başlama esnasında kaygılanırlar ve bu kaygıyı çocuklarına yansıtırlar. Belki de bu onların okulla ilgili kötü bir geçmişleri olmasından kaynaklanır. Burada önemli olan, eğitmenlere ve okuldaki personele güvenmek ve bu güveni çocuğa da hissetirmek. Psikanalist ve Psikoterapist Gilles-Marie Valet, “Ebeveyn her sabah çocuğuna okula kadar eşlik ederek, bir nevi öğretmeni kendi yerine yetkilendirir ve kendisinin veremeyeceği bilgileri öğretmenin verebilmesi için çocuğunu ona emanet eder” diyor.

  1. Arkadaşlar

Ergenliğe giren çocuk aileden yavaş yavaş uzaklaşır ve hayatının büyük bir bölümünü kaplamaya başlayan yaşıtlarıyla yakınlaşır. Kendini tanımak ve oluşturmak için onlarla benzeşmeye ve aile modelini reddetmeye ihtiyacı vardır. Ebeveynlerin büyük çoğunluğu bu uzaklaşmayla baş etmekte zorlanır. Bu prestij ve iletişim kaybını ya kayıtsız kalarak ya da tam tersine çok fazla direterek ve otoriter bir tutum izleyerek yaşarlar. Bu yaştaki çocuğun sınırlar koyulması konusunda sorumluluk sahibi olan ebeveynlerle yüzleşmeye her zamankinden daha çok ihtiyacı vardır, boşanmış bir çift olsa dahi. Ama aynı zamanda ebeveynin çocuğuna nasıl güveneceğini, otonomisini nasıl destekleyeceğini ve çocuk tutkularından bahsederken onu nasıl dinleyeceğini de bilmesi gerekir.

  1. İlk aşk

Çocuğun ilk aşkı ebeveynde karmaşık duygulara yol açar: Gurur, mutlu olmasından dolayı sevinç, ilk cinsel ilişkisi için kaygı, ilk aşk acısından dolayı acıma gibi. Aynı zamanda bu durum onlara kendi gençliklerini ve artık 20 yaşında olmadıklarını hatırlatır. Christine Brunet’ye göre, oğulları ya da kızları aşık olunca, ebeveynler kendilerini beceriksiz hisseder, çünkü bu durum onlarda çok mahrem bir yere dokunur. Cinselliğe bağlı risklere karşı önlem almak için, özel hayatına saygı göstererek onlarla konuşabilmek önemlidir. Her alanda olduğu gibi bu alanda da her şeyin kontrol edilemeyeceği kabul edilmelidir.

  1. Aileden uzakta ilk tatil

Bir gün ergen çocuğunuz artık sizinle tatil köylerindeki tatillere gelmek istemediğini, onun yerine arkadaşlarıyla kamp yapmak istediğini söyler. Başlangıçta bu şok etkisi yaratır. Christine Brunet, “Tatiller ebeveynin rahatladığı ve birlikte ortak aktiviteler yapabildiği, sohbet edebildiği özel anları temsil eder. Bundan vazgeçildiğini görmek can sıkıcıdır. Buna karşın birlikte yapılan tatilleri azaltmak, çocuk için bu anları daha çekici kılabilir ve yeterince olgunlaşmış çocuğun arkadaşlarıyla tatile çıkması kabul edilebilir; tabii nerede olduğunu bilmek ve aradığınızda ona ulaşabilmek şartıyla” diyor.

  1. Evden ayrılış

Şüphesiz en acılı, en önemli evredir evden ayrılış. Çocuk kaç yaşında evden ayrılıyor olursa olsun, ebeveyn için hala çok erkendir. Anneler bir anda kendilerini işe yaramaz ve boşlukta hissederler. Bu, boş yuva sendromudur. Çift birbiriyle baş başa kalmaktan endişelenir.

Eğitimci Brigitte Bloch-Tabet, “Bir çocuğun evden ayrılışı tıpkı emeklilik gibi yaşanır” diyor ve ekliyor: “Ebeveyn işe yaramama duygusunu bastırmak için yeni hobiler bulmaya, dışarı çıkmaya, seyahatler planlamaya başlar. Diğer yandan çocuklarıyla günlük hayatın gerginliklerinden uzak, yetişkinlere has yeni tür ilişki inşa ederler. En önemlisi de anne-baba en sonunda bir çift olarak kendi hayatlarına kendilerini adayabilirler.

Ve sonunda onlar olmadan çocuklarının hayatla başa çıkabildiklerinin farkına varırlar. Zaten verdiğiniz bütün eğitimlerin amacı bu değil miydi?

ÇOCUĞA NE ZAMAN YARDIM ETMELİ?

Klinik Psikolog Christine Brunet: “Günümüz ebeveynleri çocuklarının zor bir hayatı olduklarını düşünüyor ve onlara her türlü imkanı sunmak istiyor. Bu başlangıçta iyi bir hissiyat veriyor. Fakat sınırları aştıklarında, çocuklarını olgunlaşmamış ve kendilerine bağımlı bir hale getiriyorlar. Çocuklar kendilerini ifade edemiyorlar. Özel hayatlarına karışarak ilişkilerini bozuyorlar. Bu bonkörlüğün altında aslında çocuklarının kendilerine karşı minnet duymalarını istiyorlar. Zaman zaman yardım eli uzatmak iyidir, fakat her zaman değil!

Yazı: Anne Lanchon, Çeviri: Büke Tozlu

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

LOGOTERAPİDEN İKİGAİYE

Sonraki Yazılar

“HAYATTAKİ YOLUMU BULMAKTA ZORLANIYORUM”