muzik

BAĞIMLILIK VE YARATICILIK


Ruhsal bozukluklarla yaratıcılık arasında ilişki var mı?

Saksafonun efsane ismi Charlie “Bird” Parker, alkol ve eroin bağımlısıydı. Madde bağımlısı olarak hayatını sürdürürken, dünya caz tarihinin en önemli saksafoncusu olmayı başardı.

Tıpkı Parker’ın saksafonculuğu için geçerli olduğu üzere gitarla ilgili bilinen her şeyi değiştirdiğini rahatlıkla ifade edebileceğimiz Jimi Hendrix, gitar tekniği oluşturmaya uzanan çizgideki virtüözlüğüne uyuşturucu etkisi altında sahip oldu.David Bowie’nin ’80’lere kadar sahip olduğu tüm yaratıcılık kokain etkisi altındaydı.

Jim Morrison, bilumum uyuşturucu haplar ve alkol etkisi altında bir “şair” oldu. Ve şarkıların ötesinde o unutulmaz The Doors şarkı sözlerini yazdı. İntihar eden Nirvana efsanesi Kurt Cobain, yaratıcı müzik hayatı boyunca eroin kullandı.

LSD, bir dönem neredeyse Bob Dylan’ın göbek adı olmuştu. Beatles üyeleri LSD kullandıktan sonra grup elemanı George Harrison’ın evini büyük bir denizaltı olarak gördüler ve “Yellow Submarine” isimli şarkılarını yazdılar. Yine Beatles’ın en sevilen şarkılarından biri “Lucy In The Sky With Diamonds”ın baş harflerinde LSD şifresi gizlidir.

Bu noktada, hazır Bob Dylan ve Beatles’tan söz etmişken işin içine Pink Floyd’u da katarak “psikedelik rock” dönemine kısaca değinmemiz lazım.

Bu dönemde yaygın kullanılan LSD, olaylar yavaşlıyormuş algısı ve düşüncenin derinine iniyormuş hissi yaratıp cemaat/kabile davranışını motive eden, kişiyle dünya arasındaki sınırları silikleştiren bir madde olarak müzisyenler arasında baş tacı edildi. Dönemin genel davranışı, Vietnam Savaşı’na ve ardından gelen “soğuk savaş”a bir isyandı. Bu isyan ruhu için geçerli olduğu gibi LSD de madde olarak rock müzik tarihinin çok önemli bir dönemine, dolayısıyla birçok önemli şarkı ve albüme damga vurdu. O dönem yapılan şarkıların tamamı LSD etkisi altında üretildi desek abartı olmaz.

Kısaca “psikedelik rock”, LSD gibi görsel veya işitsel sanrılar (halüsinasyon) yaratan, algı bozukluğuna yol açan uyuşturucuların etkisi altında yapılan bir rock müzik alt türüdür diyebiliriz. Bu maddeler kişinin genel algıları dışında hareket etmesine ve “farkında olmadan” ortak bilinç kazanmasına olanak tanıdığından hem müzisyenlerin hem de dönemin müzik tüketicisi olan hippilerin tüm davranışını etkiledi.
Tüm bu örneklerin ışığında müzikal yaratıcılık ve uyuşturucu/uyarıcı madde kullanımı arasında bir bağ yoktur demek çok da kolay değil. Olayın bir başka boyutu da ruhsal bozukluklar ve müzikal yaratıcılık arasındaki ilişki… Şizofreni ve özellikle bipolar bozukluğun müzisyenler ve genel olarak yaratıcı işlerle uğraşan kişiler arasında daha yaygın görülüyor oluşu, bunun da ötesinde yaratıcı işlerle uğraşan kişilerin bu tür hastalıklara (depresyon, anksiyete, alkol bağımlılığı dahil olmak üzere) yatkınlığı da birçok araştırmanın ulaştığı sonuçlar arasında.

Ayrıca müzik tarihi boyunca birçok örneğini gördüğümüz üzere müzisyenlerin ve genel olarak yaratıcı işlerle uğraşan kişilerin intihar eğiliminin toplum geneline göre çok daha yüksek oluşu da bilimsel çevrelerde genel olarak kabul gören bir bilgi. Araştırmalar böyle diyor. Aslına bakarsanız uyuşturucu/uyarıcı madde kullanımı ve yaratıcılık arasındaki ilişkinin bir benzerinin ruhsal bozukluklar ve yaratıcılık arasında oluşu da tesadüf değil. Örneğin şizofreniye neden olan beyin kimyasının çok benzeri bir beyin kimyası bazı uyuşturucuların/uyarıcıların kullanımı sonucu da oluşabiliyor.

Elbette bir müzisyen nevrotik özellikler gösterebilir. Kimi ruhsal sorunlar yaratıcılığı besliyor olabilir. Uyuşturucu ya da uyarıcılar da yaratıcılığı destekleyebilir. Ancak tüm bunların sonucunda müzikal yaratıcılık her zaman ruhsal sorunlar ya da uyuşturucu/uyarıcılar kaynaklıdır diyemeyiz.

-Tolga Akyıldız, Psikolog ve Müzik Yazarı

 

 

Önceki Yazılar

ÇOCUK İSTİSMARI: “BANA DOKUNMA!”

Sonraki Yazılar

TANTRACI SEKS İLE TANIŞIN!

Bir cevap yazın