çocukpsikolojisi

“BABA ÇALIŞMASAK OLMAZ MI?”


Çocuğunuz ona verilen ödevlere bıkkınlıkla yaklaşıp, spor ve müzik derslerinden kaytarmak için can mı atıyor? Çaba gösterme, sorumluluk bilinci ve başarmanın verdiği hazzı çocuklarımıza nasıl aktarabiliriz?

Çocuklara ve ergenlik çağındaki gençlere “çalışmanın değerini” nasıl anlatabiliriz? Bu soru sadece terapistlere sorulmuyor, aynı zamanda okullarda öğretmenlerin, evde de ebeveynlerin kafasını kurcalıyor. Psikanalist Claude Halmos bize bu konuda yol gösteriyor. Halmos’un cevapları en az sorular kadar düşündürücü.

Öncelikle, yetişkinler çocuklarını ikna etmek için, nasihat vermenin yeterli olacağını düşünüyorlar. “Çalışmazsan, hiçbir şey olamazsın” cümlesi ne yazık ki işin içinden sıyrılmak için biraz fazla basit bir cevap. Bununla birlikte, günümüzde öğretilen “çaba gösterme bilinci” her ne kadar doğru olsa da gençlerin büyük bölümü üzerinde maalesef etkili değil. Terapistlerin çoğu gençlerden hep aynı cümleleri duyuyor: “Öğretmenler sürekli çalışmam gerektiğini söylüyor ve ben buna sinir oluyorum.

Son olarak, yetişkinler çocuklarla konuşurken farkında olmadan kendilerine öğretilenleri aktarıyor. Onlar için çalışmak, tüm keyif ve hazdan uzak bir algı. Çalışmalıyız; çünkü bunun “iyi” bir şey olduğu bize aşılandı. Bu politik bir doğruluk, ancak pek heyecan uyandırmaz.

Halmos’un bu gerçeklere karşı sihirli bir çözümü yok ama üç farklı odak noktasıyla tartışmaya yeni bir boyut kazandırabilir:

  1. Gençlere çalışma ve çabalama algısı erkenden aşılanmalıdır.
  2. Bu eylem sadece sözel olarak sınırlı kalmamalıdır.
  3. Çalışma eyleminin üç önemli dayanağı vardır: İstek, haz ve kural.

Düşünmeye izinli

Çalışmayı her zaman normalleştiren yetişkinlerin aksine, bu aslında o kadar da basit değil; tam tersine psikolojik olarak karmaşık bir eylem.

Çalışma eylemi için şunlar gereklidir:

  • Yapılacak işin bilincine varmak.
  • Onu yapacak isteğe yeteri kadar sahip olmak.
  • Bu isteği eyleme dökmek.
  • Onu tamamlamak için gerekli adımları atmak.
  • İşi tamamlamak için teknik ve psikolojik beceriye sahip olmak.

Çalışma eylemini gerçekleştirmek; düşünebildiğimiz, varsayabildiğimiz, istekli olduğumuz ve yapabildiğimiz anlamına gelir. Bu da zamanla gerçekleşir, çünkü bunun için çaba göstermemiz gerekir. Ama ne yazık ki bu herkesin sahip olduğu bir şey değil. Bebekler doğuştan bu kapasiteye erişme potansiyeline sahip olur ama bazı kişiler aldıkları eğitime bağlı olarak gelişim gösteremez. Bu yüzden bazen terapi seanslarında, bazı çocukların tek başına düşünme veya eyleme geçme yetilerinin olmadığı fark edilir. Onlara ne sorarsanız sorun, cevap için annesine dönüp bakar ve o da çocuğunun yerine cevap verir. Tıpkı tek başına giyinmeyi bilmesine rağmen, paltosunu annesine uzatıp ona giydirmesini beklemeleri gibi…

Bu çocukların zekâlarında herhangi bir sorun olmamasına rağmen, kendilerini tek başlarına düşünme ve yapmaya yetkin hissetmiyorlar, çünkü hayatları boyunca yetişkinler bunu onlar için yapıyor. Günlük hayatın eylemlerini onlar yerine anneleri gerçekleştiriyor ve kendileri sorumluluk almıyor. Anneleri onlara: “Git ödevlerine başla ve ihtiyacın olursa bana haber ver” demek yerine, “Otur. Defterini aç” diyor. Tıpkı bir robotla konuşur gibi, yapmaları gerekenler onlara söyleniyor. Bu şekilde yetiştirilen çocuklar çok hızlı bir şekilde bu davranışa adapte olur ve yetişkinlerin ileride “tembellik” olarak adlandıracakları pasif bir durumuna girerler.

Bu elbette hiçbir şeye çözüm olmadığı gibi aynı zamanda da onlara yapılan bir haksızlık, çünkü aslında suçludan çok mağdurlar. Kısıtlamaya hapsedilmiş bu çocuklar ne başarmanın hazzını deneyimleyebiliyorlar ne de gayret etme yetileri gelişiyor.

Man working on a computer with his son.

Bilmemek ayıp değil

Çalışmanın önemini aktarmanın bir ön koşulu var: Çocuğun küçük yaştan itibaren tek başına var olabilmesi, kanatlanabilmesi, gerçeklerle yüzleşerek deneyimlemesi için onu bırakmak gerekir. Çocuk aslında normal şartlarda 2 yaşındayken, giysisinin düğmesiyle kendi kendine cebelleşerek bazı şeyleri öğrenir. Ama yetişkinlerin şu konuları konuşmada her zaman kendilerine destek olacaklarını bilmeliler:

  • Bilmemek, başaramamak, yanılmak ayıp değildir. Yetişkinlik çağında başarılı olan herkes, daha küçük bir çocukken hiçbir bilgiye sahip değildi. Hepsi bunu zamanla, düşe kalka öğrendi. Yetkin olmama korkusu ve kendini bu yüzden alçak görme, yetişkinlerin ezelden beri her şeyi bildiğini zanneden çocuklarda çaba gösterme algısının gelişimini engeller;
  • Azimli olursak her zaman başarırız;
  • Başarının sonunda büyük bir haz duygusu vardır. Kendimizle gurur duyarız, daha da “büyüdüğümüzü” hissederiz, iltifatlar alırız.

Çocuklar bu denklemi kurabildiklerinde, baştan başlama isteğine ve yenilikleri deneyimlemeye açık olurlar; ancak o zaman girişken ve çalışkan olup hep öyle kalırlar. Bu şekilde yetiştirildiğinde, “çalışmanın değeri” onun için daha somut bir kavram haline gelir ve bu onun arzu ve keyifle gerçekleştirdiği bir eylem olur. Elbette ki çocukların hayatında, tıpkı yetişkinlerde olduğu gibi, isteksiz yapmak zorunda oldukları bir sürü şey olacak. Peki, bu durumda nasıl ilerlemeli?

Herkesin sorumlulukları var!

Bu aşamada üçüncü dayanak, yani “kural” devreye giriyor. Bu jenerik kelime aslında insanların, düzeni belirli bir topluma doğdukları günden itibaren uymak zorunda oldukları kuralları kapsıyor. Çocuğun çalışma ahlakı edinmesi için, ona uyması gereken bazı talimatlar aşılamaya çalışabiliriz. Aslında çocuğun anlaması gereken bazı temel noktalar şunlar:

  • Kim olursak olalım, hayatta her istediğimizi yapamayız, çünkü hepimizin sorumlulukları ve zorunlulukları vardır.
  • İstediğimiz bir şey için her zaman bedel öderiz. Dünyaca ünlü futbolcular bile bütün zamanlarını çalışarak geçirmeseler bu kadar ünlü ve zengin olamazlardı.
  • İleride bize büyük haz verecek bir şey elde etmek istiyorsak, şu anda daha ufak hazlardan vazgeçmemiz gerekebilir.

İş ahlakının üçüncü önemli noktası olan kurallar kısmını anlatmak için ebeveynler kararlı bir iletişim becerisi göstermeliler. Çocukların kurallara uymaları için onlara destek olunması ve benimseyecekleri kuralın gerekliliğini tek başlarına anlayana kadar bu desteğin bitmemesi gerekir.

Bu noktada ebeveynlerin rolü ve çocuklara örnek olmaları çok önemli, çünkü çocuk bilinçsizce de olsa kimliğini anne ve babasına göre her zaman belirler. Aynı şekilde, iş ahlakını ve çaba göstermenin önemini de mecburen maruz kaldıkları bir durumla öğrenir veya sürekli yenilenen bir fırsatlar bütünü olup olmadığına ebeveynleri vasıtasıyla karar verirler.

Paylaşım gibi burası

7 ila 12 yaş arası çocuklara, çalışmaya bakış açılarını sorduk.  

Asıl” iş ebeveynlere düşüyor

* “Bence okulda yaptıklarımız bir çeşit hazırlık. Ama çalışırken yaptıklarımız da okulda öğrendiğimiz bilgilerle ilgili.

* “Okuldayken iyi notlar alabiliyorsun ama paran olmuyor. Çalışırken aslında tam anlamıyla hayatını kazanmak için çalışırsın.

Yetişkinlerin işi çocuklarınkinden “daha iyi

* “Yetişkinlik aslında okul hayatı gibi ama biraz daha zor. Sevdiğimiz bir işi yaparsak, daha keyifli olur.

* “Üniversitede tarih, sanat, dil eğitimleri var. Canın başka bir şey yapmak isterse onu da yapabilirsin. Mesela bazen derslere gitmemeyi tercih edebilirsin, sırf canın istemiyor diye.

İş hayatı ebeveynleri çocuklardan “çalıyor

* “Bazen aralarında işle ilgili sorunlardan bahsediyorlar ve ileride acaba benim de başıma gelir mi diye düşünüyorum.

* “Ben babamın mesleğini pek sevmiyorum, çünkü onu çok sık göremiyorum.

Çalışma motivasyonu

* “Maketlerimizi boyadıktan sonra onlarla oynayabiliriz ama matematik dersinde oyun oynamak çok kolay değil.

* “Ders çalışmanın hiçbir zevki yok. Çünkü her gün ders çalışmak zorundayız.

* “Çok çalışmanın ne işe yaradığını gayet iyi biliyorum ama şu anda hiçbir işime yaramıyor.

En iyi metot, öğrenme isteği doğurandır

* “Günün birinde arkadaşlarına bir şey öğretebilecek gibi hissetmek güzel bir duygu.

* “Çok iyi bir tarih öğretmenimiz var. Her zaman derste işlediğimiz konular hakkında küçük hikayeler anlatıyor. Bu bize öğrenme isteği veriyor.

* “İyi bir öğretmen, konuları çok iyi anlatan ve hiç kızmayandır.

* “Öğretmenim iyiyse, okulu daha çok seviyorum ve daha hızlı öğreniyorum.

Kutu

EBEVEYNLERİN KORKUSU:

Baskıcı olmak

Konu çalışma olunca, ebeveynler “baskıcı” olmaktan korktukları için çocuklarına sınırlama getirmekte zorlanıyorlar. Bu yüzden tamamen “teslim oluyorlar” ve ilk zorlukta duvara toslayan çocuklar kendilerini aynı anda piyano, dans ve dil dersleri alırken buluyorlar. Sihirli bir değnekle veya hiç çaba göstermeden gerçekleştirebilecekleri bir aktivite arayışına giriyorlar. Ama bu tehlikeli bir yaklaşım, çünkü ne yazık ki periler ve sihirli değnekler gerçek değil; hayatlarının sonuna kadar bu arayışa girme yanılgısında bulunabilirler. Oysa ebeveynler çocuklarına hayatın, kendilerinin de maruz kaldığı sınırlarını öğretirken baskıcı olmazlar. Çocuğun, istekleri konusunda destek gördüğünü ve yeri geldiğinde kendisine seçme şansı verildiğini hissetmesi, gelişimi için önemli bir noktadır.

 

 

Önceki Yazılar

DEĞİŞİKLİK İHTİYACININ KAYNAĞI NE?

Sonraki Yazılar

İLİŞKİNİN İNŞA EDİLMESİ