ayrilik-surecine-dair-her-sey

AYRILIK SÜRECİNE DAİR HER ŞEY

 

 

Biten bir ilişki iç dünyada depreme sebep olur. Taşlar yerine oturduktan sonraysa, olmak istediği kişiye uygun hayatı tekrar kurma imkânı doğar. Psikoterapist ve yazar Şule Öncü bu psikolojik süreci açıklıyor.

Ayrılık kişinin iç dünyasında nasıl bir sarsıntıya sebep olur?

Bugün kadın-erkek ilişkilerine baktığımızda partnerimiz; hem aşığımız, hem sevdiğimiz, hem eşimiz, hem yakın dostumuz, hem yoldaşımız, hem sırdaşımız, hem duygusal hem de mali müttefikimiz, hem ev arkadaşımız hem de varsa çocuğumuzun ortak ebeveynidir. Tek bir kişiye bu kadar çok rol ve kimlik üzerinden bağlanırız. Dolayısıyla ayrılık durumunda bu rol ve kimliklerin hepsi birden etkilenir ve ayrılık bir benlik krizine dönüşür.

Yoğun bir üzüntü ve acı kaynağı olmasının sebebi nedir?

Partnerinize hiç değilse bir zamanlar aşkla bağlandığınızı farz edelim; aşk (biraz ürkütücü gelse de) bütün dünyanın tek bir insana sığmasıdır. Bütün dünyaya bir kişi üzerinden sahip ve dahil olmak… Bu durumda ayrılık ya da aşığını kaybetmek, bütün dünyayı kaybetmek gibidir. Aşktan sonra geriye kalan herkesi ve her şeyi yeniden tanımlamak, yaşamımızda yeniden konumlandırmak gerekir. Ne çok acı, ne büyük karmaşa, ne ağır iş yükü…

Kişinin düşünce, duygu ve davranışlarını nasıl etkileyebilir?

Her ilişkide adeta kendimizin farklı bir versiyonunu inşa ederiz. Çünkü o kişiden başka hiç kimseyle o kişiyle olduğumuz kişi olamayız. Bu yüzden ayrılık sadece birlikte olduğumuz kişinin kaybı değil, bir dönemin ve bir kendilik versiyonunun da kaybıdır. Dolayısıyla yeni bir kendilik versiyonu inşa edene, yeni hayata adapte olana kadar acıyla birlikte tereddüt, huzursuzluk, kafa karışıklığı da yaşarız. Yeniden birine güvenmek, bağ kurmak, yeni bir ilişkiye yerleşmek zorlaşabilir.

Çocukluktaki ayrılık süreçleriyle aralarında bağlantılar mevcut mudur?

Sigmund Freud aşkı, “anneden ayrışmanın yarattığı boşluktan önceki bir olma evresinin yeniden inşası” olarak tanımlar. Dolayısıyla âşık olduğumuzda aslında bebekliğimizde annemizle yaşadığımız ilişkiyi yeniden sahneleriz. Ötekine bebeğin annesine bağlandığı gibi bağlanırız; o olmasa, ölecekmişiz gibi. Bu yüzden ayrılık ya da ayrılık ihtimali, bizi bebekliğimizdeki gibi kaygılı, kırılgan, muhtaç ve çaresiz hissettirir. Buradan hareketle diyebiliriz ki aşk, bebekliğin idame dozudur. Yerleşik ilişkiler de aşkın idame dozu.

Yas süreciyle benzer yönleri var mıdır?

Evet, ayrılık bir yas sürecidir aslında. Kadın-erkek ilişkileri, arkadaşlık-dostluk ilişkileri gibi değil, ötekini dışarıda bırakan niteliktedir. Taraflar sadece o ilişkiye özgü bir mahremi paylaşır ve bu mahremin başkalarına açık olmasına pek çoğumuzun tahammülü yoktur. Dolayısıyla ayrılırken “azaltmak” söz konusu olmaz çoğu zaman, “kopmak” gerekir. Kopuşlar, ötekinin fiziksel kaybı gibi işlem görür iç dünyada. 

Olumlu ve yapılandırıcı işlevlerinden bahsedilebilir mi?

İlişki süreğen çatışmalar ya da kopuklukla tanımlıysa; taraflardan beslenemiyor, dolayısıyla tarafları besleyemiyorsa; spontan, yaratıcı, üretken, gelişip büyüyen yapısını kaybetmişse; taraflar ilişkiyi kasvet, iç sıkıntısı, kaygı, bunaltı gibi duygular eşliğinde deneyimliyor, ilişkiyi taşımak, çekiştirmek, sürekli mevzu etmek durumunda kalıyorlarsa; ilişkinin gerek tamiri gerekse tahliyesi için çift terapisinden fayda görürler. Ayrılık ve yeniden yapılanmak acı dolu, zorlu bir süreçtir, ancak mümkündür ve daha iyi bir yaşama, daha aşkın bir benliğe vesile olabilir.

 

 

Önceki Yazılar

BEBEKLERİ EKRANDAN UZAK TUTMANIN YOLLARI

Sonraki Yazılar

BAŞARISIZLIĞIN ALTI NEDENİ