aynadaki-yansimamiza-karsi-neden-bu-kadar-acimasiziz (2)

AYNADAKİ YANSIMAMIZA KARŞI NEDEN BU KADAR ACIMASIZIZ?

Kendimizi sadece aynada gördüğümüz geçici yansımalardan ibaret sanıyoruz. Yansımamızı kimi zaman yaşlı, kimi zaman kilo almış, kimi zaman da suratsız görürüz. Kendimize karşı bu körlüğün kaynağı nedir? Aynada gördüğümüz insanla nasıl barışabiliriz? Gelin, aynaların ötesinde bir yolculuğa çıkıp bu soruya cevap arayalım.

Bazen başkalarının bizi nasıl görüğünü o kadar merak ederiz ki adeta onların bedenlerine girmek isteriz. Her sabah, banyodaki aynada bu dünyada en çok gördüğümüz kişiyle göz göze geliriz. Fakat fotoğraflarımıza baktığımızda, oradaki kadın ya da erkek bize yabancı görünür. Ya da kendimizi bir videoda izlediğimizde, kendimizde gördüğümüz yüz ifadeleri, mimikler, duyduğumuz ses bize yabancı gelir.  Neden kendimizi olduğumuz gibi yalın göremeyiz? Beden imajı algısı üzerine çalışmalar yapmış Psikanalist Juan David Nasio’ya göre, aslında aynada gördüğümüz kişi duygularımızla, çocukluk anılarımızla ve başkalarının dış görünümümüz hakkındaki fikirleriyle çarpıtılmış bir yansımadır. Bu da öznelle nesnel arasında, etten kemikten halimizle kendimize yönelik kuruntularımız arasında bir kopukluk yaratır. Bu kopukluk bizde olumsuz etkiler yaratır. Bazen aynada sadece defolarımıza odaklanırız, hatta bazen olmayan kusurlarımızı takıntı haline getiririz. Kendimizle ve bedenimizle barışmak için genelde bu kuruntuların kaynağına inmek gerekir.

Duyuların yansıması

Kendimiz hakkındaki düşüncelerimizin kaynağı sadece görme duyumuz değildir. Beş duyumuzun sonucudur. Kafamızda yarattığımız fikirler ve başkalarının fikirleriyle ilgili çarpıtılmış düşüncelerimizde kendimiz hakkındaki duygu ve düşüncelerimizi etkiler. Üç boyuttan yani hislerden, duygulardan ve kuruntulardan oluşan kişisel imajımız geçmişimizle sıkı sıkıya bağlantılıdır. Nasio, “beden imajı algısı” terimini anlamamız için şu küçük egzersizi yapmamızı tavsiye ediyor: “Her gün, gözlerinizi kapatın ve aynadaki yansımanıza baktığınızı hayal edin. Kendinizi nasıl görüyorsunuz? Dinç mi, yorgun mu? Capcanlı mı, halsiz mi?” Bu egzersiz, yüz ifademizin yansımamızı her yönüyle açıklamadığını anlamamıza yarar. Bu yüzden Nasio şöyle diyor: “Beden algımız ifademizin yanı sıra vücudumuzun ana hatları, yoğunluğu ve enerjisi gibi çok sayıda etkenin yarattığı duyguların toplamıdır.” Aynada gördüğümüz kişi hakkında zihnimizi en çok meşgul eden şey, gergin veya huzurlu, sinirli veya sakin görünüp görünmediğimizdir. Yani esasta iki tür yansıma görürüz: Görsel yansımamız (dış görünümümüz) ve duygusal yansımamız (iç dünyamızın görünümümüze yansıması). Ancak Nasio bu iki kavramın birbirinden kopmadığını, iç dünyamızı güzelleştirmek ve zenginleştirmek için dış görünüşüme önem vermeyelim gibi düşüncelerin gerçekçi olmadığını vurguluyor. “Özümüz ve yansımamız diye iki ayrı olgu yoktur; kendimiz hakkındaki imajımız özümüzün temelini oluşturur ve bu sistem daha anne rahimdeyken yani duyularımızın çalışmaya başladığı andan itibaren başlar.”

Beden hafızası

Rahimdeki bebek, bedenini tanımak ve algılamak için yeterince gelişmemiştir. Buna karşılık etrafındaki sesleri duyabilir, amniyon sıvısının tadını algılayabilir, başparmağını ağzına götürüp emebilir, rahimden süzülen ışık huzmesini görebilir ve annenin hareketlerini anlayabilir. Psikanalist Nasio, fetüsün hissettiği her şeyi zihnindeki yansımasıyla algıladığına ve bu yansımalarla özvarlığını yavaş yavaş farkına vardığına işaret ediyor. Yetişkin olduğumuzdaysa, kendimiz hakkında edindiğimiz fikirler, yıllarca biriken hisler yamasının bir bütünü oluyor. Sahiplenilmenin, sıcak bir sarılmanın, kimi zaman biri tarafından sakinleştirilmenin, bazen de ciddi yaralar almanın getirdiği hisler bunlar. Geçmişteki yaşanmışlıklar iz bırakarak bizi biz yapan olaylardır ve kendimizle olan ilişkimizde belirleyici rol oynarlar. İşte bu yüzden, “Bedenimiz hakkında bilinçdışımızda bulunan fikirler bir hafızanın sonucudur” diyor Nasio. “Aslında kendimizi aynada kendi gözümüzden değil, bizi sevenlerin veya bize kötü davrananların gözünden görüyoruz.”

Çarpıtılmış bir beden algısı

“Güzel kızların benlik bilincinin zayıf olmasına şaşmamalı, çünkü aynadaki yansımamız yanıltıcıdır” diyor Nasio. Zira güzel kız bile kendini aynada güzel görmeyebiliyor. Bu yansıma doğası gereği özneldir, yani tarafsız bir gözle analiz edilmemiştir. Hem duygularımızla hem de başkalarının bizim hakkımızdaki düşüncesine göre şekillenir. “Bu yansıma özümüzün temeli olmasına rağmen yanıltıcıdır.” Bu gerçeği biliyor olsak da dış görünümümüz hâlâ gözümüzdeki önemini korur, çünkü bedenimiz kişiliğimizin ifadesi için kullandığımız en önemli araçtır, her ne kadar onu safdışı bırakmak istesek de.

Eşi olmayan yansıma: Yüzümüz

Aynada gördüğümüz yansımamızın tümüne karşı hassasiyetimiz olsa da vücudumuzun bizi en savunmasız yakalayan bölgesi yüzümüzdür. Nasio, “Gözümüzden burnumuza kadar her detayıyla yüzümüz bedenimizin en eşsiz bölgesidir. En önemlisi de duygularımızı, bilinçdışımızı, insani yönümüzü, her şeyimizi ifade ettiğimiz yerimizdir” diyor. Yüzümüze bir şey olması ihtimali vücudumuzdaki herhangi başka bir yere zarar gelmesinden daha çok korkutur bizi. Çünkü birçoğumuz için yüzümüzde oluşabilecek deformasyon yok olmayla eş değerdir. Bu yüzden yüz ifadesini beğenmeyenlerin yaptırdığı estetik operasyonların sonuçları derin sarsıntılara sebep olabilir. “Her ne kadar yüzümüzün yeni hali hoşumuza gitse ve beğenmediğimiz, deforme olmuş ifademizi geride bırakmak bizi iyi hissettirse de, operasyon sonrası dönem yeni kimliğimize alışmak için zorlu bir süreçtir. Ne de olsa insan aynada görmeye alıştığı yüzünden beslenir ve ondan ayrılması zaman alır.”

Gözümüzden kaçan ayrıntı

Operasyonlar geçirdik ve bambaşka görünümler elde ettik. Beğenmediğimiz yerlerimizi değiştirmek ve kendimizi daha güzel görmek için ne kadar çabalarsak çabalayalım önemli bir ayrıntıyı gözden kaçırıyoruz. Nasio, “Bedenimiz bir şekilde kendini ifade etmeye devam eder; biz türlü yollarla saklamaya çalışsak da” diyor. Mimiklerimiz, ifademiz, olaylar karşısındaki tepkilerimiz ve ses tonumuz her şeyi belli eder. Bilinçdışımızdakileri ne kadar derinlere gömsek de bizi ele verirler; kendimize güven duyduğumuz anda duruşumuzun dikleşmesi veya zayıf anlarımızda kamburumuzun çıkması gibi. Bu ipuçlarını toplayan çevremiz, bedenimizin aldığı şekillerle kişiliğimizi, nahoş tecrübelerimizi, kaygılarımızı ve sevinçlerimizi etiketler ve bu sayede bizim hakkımızda izlenimler edinip kafalarında bir imaj yaratırlar. Nasio, “Kendimizi iyi hissettiğimizde, duygularımızı değil duruşumuzu düzeltmekle ilgileniyoruz” diyor. Oysa bizi ilgilendiren dışımız değil içimiz olmalı. Komplekslerimizi aşmak için uğraşacağımıza ve derine ineceğimize yüzeysel bakıyoruz. Bedenimiz etkileşimlerden beslenir, yani işitilen kelimelerin etkisinde kalır. Duyulan üzüntünün de, gururun da etkisindedir ve asla unutmaz. Bu hafızanın büyük çoğunluğu ebeveynlerimizin bize olan yaklaşımıyla oluşur. Örneğin ebeveynimizin görünüşümüzle ilgili söylediği sözün yarattığı etki ve bizde bıraktığı iz ömür boyu kalır. Ve yaralanmış bedeni sadece yüzeyde iyileştirmeye çalışmak yaraları sarmaya yetmez. Bunlardan kaynaklanarak yıllar içinde bir çığa dönüşen kuruntularımızı deşifre etmek için derine inmek gerekir ki bu düşüncelerden kendimizi azat edebilelim. Nasio, defo ve komplekslerimizin onlara bakışımızı değiştirdiğimiz takdirde en güçlü yanlarımıza dönüşebileceğini söylüyor. Öte yandan defolarımızı sevmek, çocuklarımıza da iyi örnek teşkil eder; böylece kendini olduğu gibi sevmeyi öğrenirler. “Benliklerine yabancılaşmamaları için onlara doğal hallerinin en güzel halleri olduğunu söylemek gerekir. Ömür boyu içinde yaşayacakları bedenlerine duyacakları sevgiyi uyandırmak ve özgüvenlerini oluşturmak bizim elimizde.”

Yazı: Laurence Lemoine 

Çeviri: Hazal Louze

 

 

Önceki Yazılar

MESLEKLERDEKİ CİNSİYET AYRIMI

Sonraki Yazılar

HAYATTAN İSTEDİĞİNİZİ ALABİLMENİZ İÇİN SEKİZ ÖNERİ