atiksiz-hayat-hareketi

ATIKSIZ HAYAT HAREKETİ

 

 

Dünyaya bıraktığımız 1,8 trilyon plastik atık tüm canlı türlerini tehdit ediyor ve gezegenimizin daha fazla atığa gösterecek toleransı kalmadı. Artık atıksız yaşam hakkında konuşmaya başlamamız gerek!

Bir kısmımız henüz farkında olmasak da, gezegenimizin doğal hayatı, sağlığı kriz yaşıyor ve bu kriz önümüzdeki yıllarda artarak devam edecek gibi görünüyor. Buzullar eriyor, ormanlar yanıyor, soluduğumuz hava giderek kirleniyor, su krizi hakkında bilim çevrelerinde neredeyse her gün üzücü bir rapor yayınlanıyor ve hayvanların yaşam alanları sürekli yok oluyor. Bu büyük sorunlar karşısında tek başımıza ne yapabiliriz? Pek çok şey! Büyük değişimlerin bireysel çabalarla gerçekleştiğini asla unutmamalıyız.

Kafa yormamız gereken konuların başında tüketim alışkanlıklarımız geliyor. Dünyayı şekillendirmek hiç de zor değil. Hayatımızdaki ufak değişikliklerle doğaya saygılı, sürdürülebilir ve etik bir yaşam inşa edebilir, çevremizi de bize katılmaya kolaylıkla ikna edebiliriz. Kısa sürede küçük farkındalıklarla kendimize ve doğaya ne büyük bir iyilik yaptığımızı fark ettiğimizde, irademizle gurur duyacağız.

“Çöp devri”

Jeolojik çağlara tarih derslerinden veya bilimkurgu filmlerinden az çok aşinayız. Binlerce yıllık süreçlere yayılan jeolojik çağlar yeryüzündeki tüm canlıları etkileyen büyük değişimlerle adlandırılıyor. Örneğin 10 bin yıl önce girdiğimiz Holosen çağı, buzulların erimesi ve insanların yerleşik yaşama geçmesi temeline dayanıyor. Bu doğrultuda, yazılı tarihin başlaması, kültürel gelişmelerin ortaya çıkması ve iletişim, sanat, teknolojinin gelişmesi çağın en belirgin özelliklerini oluşturuyor. Bazı bilim insanları ise artık Holosen çağında olmadığımızı, bu çağın beklenenden milyonlarca yıl önce insan eliyle sona erdirildiğini savunuyor. Çünkü artık biz insanlar jeolojiden etkilenmiyor, hem jeolojiyi hem de ekolojiyi bizzat şekillendiriyoruz. İnsanın gezegeni etkisi altına aldığı bu yeniçağ “Antroposen çağ” olarak adlandırılıyor. Diğer jeolojik çağların geçişi binlerce yıl sürerken, Antroposen çağının başlangıcı için bilim insanları net bir tarih, hatta saat verebiliyor: 16 Temmuz 1946 saat 05.29. Tarihteki ilk nükleer deneme olarak bilinen Trinity ile insanlık yeryüzüne radyoaktif bir imza bırakıyor ve yeni bir jeolojik çağı başlatıyor.

Yedinci kıta

Belki dünyaya nükleer atık bırakma konusundan bizler pek sorumlu değiliz, ama bu ekolojik değişimden hepimiz sorumluyuz. Gezegeni ve ekosistemi tehdit eden en büyük tehlikelerden biri plastik atıklar. Siz günde kaç tane plastik atığı gezegene bırakıyorsunuz? Tüm dünyada her yıl bir trilyon plastik poşet, 500 milyon plastik şişe ve 5 milyar plastik pipet atık oluşturuyor. Şu ana kadar her birimizin kullandığı yaklaşık 250 parça plastik önce suya, sonra nehirlere, denizlere ve okyanuslara karıştı. Dünyadaki tüm insanların çıkardığı bu atık okyanusta birleşti ve 1,8 trilyon plastikten oluşan bir adaya dönüştü. Neredeyse 3,5 milyon kilometrelik bir alanı kaplayan bu devasa plastik atık kütlesi Türkiye yüz ölçümünün beş katı, dolayısıyla onu ada değil, kıta olarak adlandırmak daha doğru olur. Bu kütlenin büyük çoğunluğu Havai ve Kaliforniya arasında toplanmış durumda. Bilim insanları tarafından “Büyük Pasifik Çöp Alanı” olarak tanımlanıyor. Bazı çevrelerde ise yüz ölçümü ve okyanuslarda kapladığı alandan ötürü “Yedinci Kıta” olarak adlandırılıyor. Güneşin ve dalgaların etkisiyle çoğunluğu yarım santimetreden bile küçük mikro plastiklere dönüşmüş oldukları için bu yığını uzaktan görebilmek zor, ancak annenizin gençken kullandığı plastik sepetlerin veya sizin ilk oyuncağınızın atığının hâlâ oralarda bir yerlerde olduğunu biliyoruz. Mikro boyuttaki plastik atıklar aslında büyük olanlardan daha tehlikeli; biz göremesek de 700’den fazla canlı türünü tehdit etmeye devam ediyorlar. Deniz kuşlarının ya da deniz kaplumbağalarının %44’ünün midesinde plastik atık parçaları var. Her yıl bir milyondan fazla deniz kuşu sadece bu sebeple ölüyor. Bu canlıların neslinin tükenmesi ihtimalinin her geçen gün artmasının yanı sıra, besin zincirinin bozulması da bir diğer etken. Hatırlatalım, besin zincirinin en üstünde insanlar var.

Ve ne yazık ki “Yedinci Kıta” veya “Büyük Pasifik Çöp Alanı” dünya üzerindeki tek çöp yığını değil. Şu anda dünyada beş noktada buna benzer atıklar toplanmaya devam ediyor. Bu atıkların kütlesinin 2050 yılında denizlerde yaşayan tüm balıkların kütlesine eşit olacağı öngörülüyor. Bu da dünyaya neredeyse bir kıta büyüklüğünde bir alanın eklenmesi demek ve bunun tek sebebi biz insanlar. Elbette dünya için iyi haberler de var. Büyük Pasifik Çöp Alanı’nı temizlemek için bazı kurumlar harekete geçiyorlar. Devasa bir atık temizleme aracı okyanusların su üzerinde ve sualtında çalışmaya başladı. Fakat maalesef bu tek başına yeterli değil. Sadece Büyük Pasifik Çöp Alanı’nı temizlemek için bunun gibi 60 sistem daha üretilmesi gerekiyor. Böyle bir filoyla dahi beş yıl içinde çöplerin sadece %50’sinin temizlenebileceği öngörülüyor. Tabii beş yıl içinde oluşacak yeni devasa çöp yığınlarını saymazsak! Dolayısıyla çözüme ulaşılabilmesi için yapmamız gereken en önemli şey, ürettiğimiz bireysel çöp miktarını olabildiğince azaltmak ve bu bilincin yayılması için elimizden geleni yapmak.

Atıksız yaşam mümkün mü?

Kullandığımız malzemelerin çöplerini ayrıştırılmış geridönüşüm kutularına atmak, önemsiz bir çevrecilik hareketi diyemeyiz, ancak bilmemiz gereken bir şey var ki çoğu zaman belli kütlenin altında kalan veya farklı materyallerle karışmış çöpler, geridönüşüme uğramadan atık sahalarına gönderiliyor ve bu işlemin zahmetli ve maliyetli olması genellikle işleri zorlaştırıyor. Geridönüşüm tesislerinin karbon ayak izi bırakıyor olması ise caydırıcı noktalardan sadece bir tanesi. Gerçek anlamda çevreci bir şeyler yapmak istiyorsak, ilk sorgulamamız gereken şey kesinlikle hayat tarzımız. “Atıksızlaşma hareketi” sizi sadece çevre için değil, kendiniz için de atıklarınızı ayrıştırıp daha az geridönüşüm yapmaya sevk edecek. “Sıfır Atık Ev” kitabının yazarı Bea Johnson, atıksızlaşma hareketini şöyle özetliyor: “İhtiyacın olmayanı reddet, ihtiyaçlarını azalt, tükettiğini yeniden kullan; reddedemediğini, azaltamadığını ve yeniden kullanamadığını geri dönüştür ve geri kalanı kompostta çürüt.”

Atıksızlaşma hareketinde esasen hedeflenen sonuç, sıfır atığa ulaşmak değil, çünkü bu hedef günümüz koşullarında pek gerçekçi değil ve insanları uygulamadan uzaklaştırabilecek kadar radikal bir söylem. Muhtemelen bu harekete katılan herkes atıksız yaşam bloglarında veya kitaplarda gördüğü her şeyi uygulayamayacak ve bir yıllık atığı bir litreye indirgeyemeyecek. Bea Johnson’ın kitabında da bahsettiği gibi, asıl önemli olan kişinin ne kadar atık ürettiği değil. Önemli olan alım gücümüzün çevre üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu anlayıp buna göre davranmak. Herkes hayatının el verdiği ölçüde değişime gidebilir ve sürdürülebilirlik yolunda atılan en ufak adımın bile gezegenimiz ve toplumumuz üzerinde etkisi vardır.

Nasıl “atıksızlaşırız”?

Akşamları kapının önüne bıraktığımız kocaman çöp torbaları sabah birden yok olmuştur: Hokus pokus! Peki, sahiden öyle mi? Evimizden uzaklaştırdığımız kilolarca atık gözümüzün önünden uzaklaşıyor, ama aslında hiçbir yere gitmiyor. Katı atık depolama sahalarına giden çöpler, belki Yedinci Kıta’nın yüz ölçümüne ekleniyor, içme sularına ve temel yaşam kaynağımız olan doğaya zehirli atıklarını salıyor. Bilinçsizce satın alıp “tükenmeden tükettiğimiz” ve defalarca yeniden satın aldığımız ürünlerin üretiminde harcanan enerji ve karbon ayak izi ise bambaşka bir kayıp. Bu nedenle durup sorgulamamız gereken ilk şey, tüketim alışkanlıklarımız olmalı. “Bu çöpü ne yapacağım?” sorusundan önce, “Bu ürün gerçekten hayatımı ne kadar değiştirecek?” sorusunu sorarak başlayabiliriz. Yazar Bea Johnson, geridönüşüm meselesine kitabında şöyle açıklık getiriyor: “Birçok kişi radikal geridönüşümden ibaret olduğu algısına sahip olsa da tam aksine sıfır atık, geridönüşüm uygulamalarındaki yüksek maliyete ve belirsizliklere dikkat çeker. Geridönüşüm ancak atıklarla ilgili alternatiflerden biridir ve sıfır atık modelinde yeri olsa da aynı kompost gibi katı atık sahalarına gönderilmeden önceki son seçenektir.”

Atıksız yaşamı mümkün kılmanın beş basit yöntemi var: Reddet, azalt, yeniden kullan, dönüştür, çürüt. Bu felsefeyi benimsemenin ilk adımı, tüketim ürünleri hakkında bir seçim yapmak. İlk seçenek mümkünse tüketmemek, ikinci seçenek ise sadece gerekli olan şeyleri ikinci el veya toptan alarak tüketim alışkanlığını geliştirmek; alışverişe giderken yanında kendi yeniden kullanılabilir bez alışveriş torbalarını ve cam kavanozlarını götürmek, açık ve ambalajsız ürünler satın almak. Gerçekten ihtiyacınız olmayan şeyleri tüketmeyi bıraktığınız zaman doğa için yapabileceğiniz en büyük iyiliklerden birini gerçekleştirmiş olacaksınız. Gelin bu beş yöntemi yakından tanıyalım:

  • Reddetmek: Atık azaltmak ve minimalist yaşamak birçok kişi tarafından ekonomik tasarrufla karıştırılıyor ve hâlâ bir şeyi tüketmenin önündeki engeli para harcamak olarak görenler var. Fakat bu cüzdanınızdaki bakiyeyle değil, ekolojideki kredinizle alakalı bir mesele. Restorana gittiğinizde, tek kullanımlık pipetleri, plastik servisleri ve onlarca kâğıt mendili reddetmek, otellerdeki şampuanları kullanmamak ve alışverişlerde “ücretsiz olsa da” plastik poşet kullanmamak, size düşen atık miktarını büyük ölçüde azaltmanızı sağlar.
  • Azaltmak: Evinizde aynı boy saklama kabından beş taneye gerçekten ihtiyacınız var mı? Veya o kadar çok spor ayakkabıyı giyecek kadar sportmen misiniz? Gerçekten kullanmadığınız şeyleri çevrenizle paylaşabilir ve ikinci el pazarında satıp sürdürülebilirliğe katkıda bulunabilirsiniz. Gardırobunuzda sevdiğiniz giysiler tamamını bir ay içinde giyebileceğiniz sayıda olduğunda daha şık kombinler yapabildiğinizi veya ertesi gün ne giyeceğinize daha rahat karar verebildiğinizi göreceksiniz.
  • Tek kullanımlıkları bırakmak: Tüketim alışkanlığınızda bulunan kâğıt mendil, makyaj pamuğu, Amerikan servis gibi tek kullanımlık ürünleri yeniden kullanılabilir olanlarla değiştirdiğinizde, atık miktarınızın ne kadar azaldığını göreceksiniz. Piyasada pek çok ürünün yeniden kullanılabilir versiyonunu bulmak mümkün, sadece biraz araştırma yeteneğinizi açığa çıkartmanız yeterli.
  • Geri dönüştürün: Reddedemeyeceğimiz, azaltamayacağımız ve yeniden kullanamayacağımız şeyleri geri dönüştürmek son seçenek de olsa sürdürülebilir yaşama katkı sağlamanın bir yoludur. Bunun için satın alma aşamasında geri dönüştürülebilir materyalden üretildikleri muhakkak teyit edin.
  • Gübreleştirmek (Kompost): Meyve ve sebze artıkları, yumurta kabukları ve komposta girebilecek her türlü şey, şehir hayatında dahi kullanılabilen solucan gübresi gibi basit mekanizmalarla çürütülerek tekrar doğaya döndürülebilir. Size uygun sistemin hangisi olduğunu biraz araştırarak kolaylıkla bulabilirsiniz.

Yazı: Hüma Kaya

 

 

Önceki Yazılar

CİNSEL HAYATINIZI İYİLEŞTİRİN

Sonraki Yazılar

ÇOCUK VE ERGENLERİN BİREYSELLEŞME SÜREÇLERİ