uzay1

ASTRONOT PSİKOLOJİSİ

Uzay Yolu’nun ünlü doktoru McCoy “Uzay, karanlığa ve sessizliğe gömülü bir hastalık ve tehlikedir” diyordu. Armageddon sadece bir çizgi roman ve uzaydan gelecek bir tehlikeyi durdurmak hiç de öyle anlatıldığı gibi olası değil. En azından şimdilik…
Bir meslek düşünün ki ilk andan itibaren risklerle yüzyüzesiniz. Bizim için sadece bilim kurgu filmlerde görüp rüyalarımıza girebilecek tüm riskler onların gerçeği. Markete giderken astroit çarpma olasılığı ne kadar mesela? Tehlike zaten daha dünyadan kalkarken başlıyor. Astronotlar için birçok risk var ama en tehlikelisi de kalkış kısmı. Sevdiklerini geride bırakmanın en şiirsel hali herhalde onlar için geçerli. Peki asıl mesele; tüm bunlara değer mi?
Uzay geminizle aurora’dan geçtiğinizi bir hayal edin! Uzay yürüyüşüne çıktığınızı düşünün ya da. Dünyada olduğunu bildiğimiz ve pek çoğunu görmediğimiz güzellikleri tepeden izlemek nasıl bir duygu olabilir? Sanırız bu sorular “değer mi?” sorusunun cevabını karşılıyor. O kadar eşsiz bir tecrübe olmalı ki dünyaca ünlü Kanadalı Astronot Chris Hadfield kişisel twitter hesabından gördüğü ilginç şeyleri bizimle paylaştı.
Biz dünyalıların asıl sorunu neyin üzerinde yaşadığımızı ve daha da önemlisi evrendeki tek yuvamız olan gezegenimizin nerede asılı durduğunu kavrayamamak ya da unutmak. Eğer her saniye bu gerçekle burun buruna olsaydık ne kadar küçük, ama bir o kadar değerli olduğumuzu asla unutmazdık. Ünlü gökbilimci Carl Sagan’ın, Voyager’dan soluk mavi nokta olarak görülen dünyamıza dair sözlerine kulak verelim: “Şu noktaya tekrar bakın. Orası evimiz. O biziz. Sevdiğiniz ve tanıdığınız, adını duyduğunuz, yaşayan ve ölmüş olan herkes onun üzerinde bulunuyor. Tüm neşemizin ve kederimizin toplamı, binlerce birbirini yalanlayan din, ideoloji ve iktisat öğretisi; insanlık tarihi boyunca yaşayan her avcı ve toplayıcı, her kahraman ve korkak, her medeniyet kurucusu ve yıkıcısı, her kral ve çiftçi, her aşık çift, her anne ve baba, umut dolu çocuk, mucit, kaşif, ahlak hocası, yoz siyasetçi, her süperstar, her yüce önder, her aziz ve günahkar onun üzerinde; bir günışığı huzmesinin üzerinde asılı duran o toz zerresinde
Entropi düzensizliğin düzeni demek ve evrenin üstüne kurulu olduğu bir gerçek. Dünyada nispeten korunaklı olsak da uzayda tamamen korunmasız haldeyiz. Her şey bozulmaya, parçalanmaya ve ayrışmaya meyilliyken organik bir varlık nasıl varlığını sürdürmeye devam edebilir? Uzayda yaşarken dünyada hiç olmadığımız kadar düzenli olmaya mecburuz. Yapılması gereken işlerle günlük ihtiyaçlar arasında bir denge kurmak gerekiyor. Belki de burada da uygulamamız gereken bir düzen bu. Farkındaysanız uzayda olmanın bütün bu zorluklarıyla başa çıkmayı göze alan astronotlar için bulunmaz tecrübe bir yandan da. Bizim hayalini bile izlediklerimiz sayesinde kurabildiğimiz tecrübe hem de.
Ne Maya’ların, ne Babillilerin, ne de 2018 yılında biz modern insanların kozmoza dair soruları varlığımız sürdüğü sürece devam edecek. Yüzde 99’umuz sorularına yanıt bulamayacak gibi görünüyor. Fakat Dünya’yı uzaydan görebilmiş ve Neil Armstrong’tan sonra günümüzde dünyanın en ünlü astronotlarından biri olarak adlandırılan Kanadalı Astronot Chris Hadfield, uzaydan görülen Dünya’mızın hikayesini 14 Mayıs Pazartesi günü saat 20.00’de Zorlu Performans Sanatları Merkezi Ana Tiyatro’da tüm meraklılara aktarmaya geliyor. Black Swan, Requiem for a Dream ve Mother! filmlerinin yönetmeni Darren Aronofsky’nin yönettiği, çekimleri 100 hafta süren ve National Geographic’te yayınlanan Sıra Dışı Bir Kaya belgeselinden yola çıkarak, Bosch Ev Aletleri’nin katkılarıyla düzenlenen ‘National Geographic Live: Uzaydan Dünyamız‘ etkinliğinde, ünlü astronot Chris Hadfield uzayda geçirdiği 166 günün hikayesini ve uzay deneyimlerini izleyicilerle paylaşıyor. Hadfield, dünyamızın güzelliklerine de değinerek bizi uzayın derinliklerine doğru bir seyahate çıkarıyor. Belki biz uzayda yaşamanın psikolojisini deneyimleyemeyeceğiz ama bunu yaşamış birini dinleme fırsatımız var artık.

 

 

Önceki Yazılar

MUTLULUK HORMONUNU ARTIRMANIN 6 DOĞAL YOLU

Sonraki Yazılar

İŞ YAŞAMINDA DUYGUSAL ZEKA (EQ) NE KADAR ÖNEMLİ?