asiri-dusunme-kilo-mu-aldiriyor (2)

Aşırı Düşünme Kilo mu Aldırıyor?

Bugünlerde neredeyse mutfaktan çıkmıyoruz. Endişeleri yemek yiyerek dindirmek sık karşılaşılan bir reflekstir. Bu rahatlama şekli bazı kişilerde oldukça baskın olsa da yerine başka zevkler koymak mümkün.

Kötü bir haber aldığında ya da üzücü bir durumla karşılaştığında, buzdolabına gitmemiş olan var mı? Bir parça, birazcık daha ve bir tablet çikolatayla rahatlama yöntemini herkes bilir. Bu davranışın binlerce yıl öncesine dayandığını öğrenmek aslında şaşırtıcı değil. Yeni doğan bebeklerde beslenme alanında uzman pediatr Dr. Marie Thirion, “Yemek yemenin ilk insandan bu yana kaygıyı azalttığı biliniyor” diyor ve ekliyor: “Tarih öncesi insanları hayal edin: Sabah karınları aç uyanıyorlar ve yiyecek bulamayacakları konusunda endişeliler. Ancak ağızlarına atacak bir şeyler bulduklarında rahatlayabilecekler. Bugün dolaplarımız yemekle dolup taşıyor olsa bile, bu kaygı arkaik beyinlerimizden silinmedi ve hâlâ davranışlarımızı etkiliyor.” Yemek yemenin, özellikle yağlı ve tatlı yiyeceklerin, endorfin ve dopamin gibi zevk hormonlarını serbest bıraktığını eklemekte fayda var. Yani gıda en iyi antidepresanlardan biri, hem de reçetesiz satılıyor! Aynı zamanda, reklamların güvenle ve gecikmeden tatmamızı önerdiği geniş ürün yelpazesiyle gıda, tüketim toplumunun en önemli zevklerinden biri.

Bebeği yatıştırmak

Aynı genetik mirasa sahip olsak ve hepimiz reklam bombardımanına maruz kalsak da, insanların bu rahatlama şekline karşı aynı tutumu benimsemediği ortada. Bazıları yemeye diğerlerinden daha duyarlı ve bu farkın açıklaması çocukluk dönemine uzanıyor. “Bebeğin beslenme biçimi, yetişkinlikte dönüşeceği kişiyi, özellikle de zor zamanlarda gıdayla olan ilişkisini etkiler” diyor Thirion. “Sütten kesim süreci kötü mü geçti? Anne endişeli miydi? Başka bir konuda rahatlamaya ihtiyacı varken ağzına biberon mu koyuldu? Bunlar gibi birçok faktör yemek yiyerek rahatlama arayışını açıklayabilir.”

Psikosomatik bozukluklar ve yeme bozuklukları alanında uzman psikanalist Jean Benjamin Stora, yemek arayışının her zaman anneye ilişkin olduğunu belirtiyor. “Yemek yerken anneyi bulmak isteriz, çünkü bu eylemi, bizi sakinleştiren, kelimenin psikanalitik anlamıyla annesel bir objeyle ilişkilendiririz.” Peki zararlı yiyecekler hakkındaki çelişkili telkinlere ne demeli? Örneğin sağlıklı olmak için doğal beslenmek gerektiği bilinse de her gün yapılan endüstriyel gıda ürünlerinin reklamları ancak COVID-19 kriziyle durdu.

Gıda markaları da daha çok “sağlıklı” kategorisinde yer alan ürünlerini öne çıkarmaya başladı. “Bebeklerin açık ve net mesajlara ihtiyaçları vardır, aksi takdirde ajite olurlar” diye açıklıyor Thirion ve ekliyor: “Yetişkinler de benzer şekilde iki ayrı zorluk arasında kalma stresine maruz kalırlarsa, huzursuzlanırlar ve yatıştırıcı gıda ürünlerinde teselli bulurlar.”

Stresle başa çıkmak için yemek

Stres, yanında karanlık düşünceler alayıyla beraber, sürekli hale geldiğinde ruhsal sistemin normal işleyişini tamamen bozar. Psikanalist Jean Benjamin Stora, “Şaşkınlık içerisindeki sistem cevap vermeyi bırakır. Kontrolü beynin en ilkel kısmı olan hipotalamus ele alır. Hayatta kalmayı mümkün kılan programa uyar. İnsan belirli işlevleri kontrol edebiliyor olsa da, beyni üzerinde kendi isteğiyle etki edemez” diye açıklıyor. Bu durumda da arkaik refleksler ortaya çıkıyor. “Beyin stres kaynaklarını birbirinden ayırmaz. Sonuç, bir kıtlık olasılığını ortadan kaldırmak için depolar” diyor Dr. Marie Thirion. Bu açıdan, stresi ve hayal kırıklığını besleyen diyetler öngörülenin tam tersi bir etkiye sahiptir. Kilo alımını kolaylaştırırlar, o da stresi artırır ve bir kısırdöngü meydana gelir.

Diğerleri ise aşırıya kaçacak şekilde yemek yer, çünkü daha iyisini hak etmediklerini düşünürler. “Aynada kendime baktığımda, fazla kilolarımdan dolayı kendimden tiksiniyorum, kendimi şekilsiz ve bir hiç gibi hissediyorum. Ancak kendimi zayıflamaya zorlamak yerine, olabildiğince ağır bir tatlıya doğru koşuyorum” diye anlatıyor birkaç fazla kilosu olduğunu belirten 38 yaşındaki Sena. Kişisel hikâyedeki nedenlerden ötürü benlik saygısı düşük olduğunda, kendini yiyecekle cezalandırma eşiğine çok daha hızlı bir şekilde adım atılıyor.

Hayatını kontrol altına almaya çalışmak

Giderek daha fazla insan tabaklarının içeriğine takıntılı hale geliyor. Psikiyatr Stéphane Clerget, “İnsanların sadece seks hakkında düşündüklerini düşünürdüm, aslında sadece yemek hakkında düşünüyorlar” diyerek duruma esprili bir şekilde yaklaşıyor. Sofra zevklerini, lezzetleri ve tatları paylaşmaktan daha doğal bir şey yok. Ancak aklımızın bir yanında gıda endüstrisiyle ilgili haberler ve skandallar, diğer yanında organik, lokal, mevsimsel yemek yeme önerileri yer alıyor. “Tabii ki üzerimize yağan öneriler de rol oynuyor, ancak bazıları bunları hiç dikkate almazken diğerleri harfiyen uyguluyor” diyor Jean Benjamin Stora ve “Bu kişiler genelde obsesif karakter özelliklerine sahip, katı ve yasaklarla dolu bir eğitim almış kişiliklerdir” notunu düşüyor. Stora ayrıca, tabak önünde hissedilen kaygının arkasında başka bir kaygı saklanabileceğini de söylüyor: “Tabağın içeriğini kontrol etme girişimi çoğu zaman hayatın diğer alanlarında kontrol sahibi olma imkânsızlığını aşmanın bir yoludur. Böylece gıdaya yönelik endişeler, daha çok kaygı verici bir düşüncenin, hatta bir aile sırrının ortaya çıkmasını önler.” İnsan yaşamında olup biteni bilemedikçe, en azından ne yediğini bildiğinden emin olmak istiyor.

 

 

Önceki Yazılar

Daha Sağlıklı Bir Cilt: Aloe Vera Nasıl Kullanılır?

Sonraki Yazılar

Divan: Madonna