asik-olmak-neden-iyi-hissettiriyor

AŞIK OLMAK NEDEN İYİ HİSSETTİRİYOR?

 

 

O sizin hayatınızın aşkı! Aşktan gözünüz kör olmuş durumda, duygularınızla hareket ediyorsunuz ve her şeyi tozpembe görüyorsunuz; adeta transa geçmiş gibisiniz. Peki, aşkın minik minik hammaddelerin karışımından meydana geldiğini, moleküller ve bilinçdışından ibaret olduğunu bilseydiniz de böyle mi davranırdınız? Aşkın simyasını keşfetmeye hazır mısınız?   

Bizimkisi bir kimya hikâyesi

Testosteron, oksitosin, endorfin… Tüm bu moleküller âşık olduğumuz anda salgılanmaya başlar ve bizi bulutların üzerinde hissettirir, zevkten dört köşe yapar, bize hayal kurdurur ve cesaret kazandırır. Hiçbir âşık yoktur ki hormonal değişimler, bünyesini adeta bir kimya laboratuvarına dönüştürmesin. Bağımlılıklar konusunda uzman olan psikiyatr Michel Reynaud bu durumu şöyle açıklıyor: “Bizler bir diğer kişiye bağımlı olmaya ve aşktan dolayı gözü hiçbir şey görmemeye programlanmış canlılarız. Çünkü ihtiyaçlarımıza göre koşullanmış durumdayız.” Söz konusu olan, diğer kişiyle birleşme, fiziki zevk duyma ve duygusal anlamda kendini güvende hissetme ihtiyacıdır. Hem kadınlar hem de erkeklerde bulunan cinsellik hormonu olan testosteronla başlıyor her şey aslında. Bu hormonun salgılanmasını cinsel ilişkinin başladığı anda üretime geçen luteinizan hormonu takip ediyor. İşte tam da bu hormon bize sarılma ve temas ihtiyacını hissettiriyor. Akabinde orgazm anında ortaya çıkan endorfin patlaması yaşanıyor. Endorfinle tüm bilincimiz radikal bir değişim geçiriyor, çünkü bu hormon bizde zevk ve mutluluk etkisi yaratıyor. Tüm bu moleküller bizi adeta kanatlandırıp uçuruyor. Son aşamadaysa, yani hislerimizle bilincimiz aynı anda afallamışken, vücudumuzda bizi karşı tarafa bağlayan oksitosin hormonu salgılanmaya başlıyor. İşte bu aşama, zevkin aşka dönüştüğü aşamadır. Michel Reynaud, “Bütün bu hormonların bir arada ve yüksek dozda çalışması bünyemizde dopamin üretilmesine sebep oluyor ve bilimde ‘motivasyon döngüsü’ olarak adlandırdığımız mekanizma harekete geçiyor. Dopamin sayesinde harekete geçmeye, cesaret göstermeye, zorluklara göğüs germeye başlıyoruz” diyor. Hayatımızda karnımıza ağrılar girmesine neden olan aşk olmadığı dönemlerde ise dopamin azalıyor ve duygu durumumuzu az veya çok depresyona itiyor, bizi hayatımızdaki eksikliği yönetemeyecek hale sokuyor.

İki bilinçdışının tanışması

Psikanaliz sayesinde artık biliyoruz ki aşkın simyasının tesadüfle hiçbir ilgisi yok; aşk, iki bilinçdışının birbirini seçmesiyle ortaya çıkıyor. Bir kişinin herhangi bir mimiği, sesi, dokunuşu, konuşması veya mekândaki varlığı bile içimizde nicedir uyuyan duyguları uyandırmaya, en eski duygusal hafızamızı rızamızı almadan harekete geçirmeye yetebiliyor. Psikanalist ve filozof Marie Laure Colonna, “Annemizle bebekken kurduğumuz ilk füzyonel ve duygusal bağ, birine âşık olduğumuz zaman gerileme yaşar veya eğer o bağ sorunlar taşıyan bir bağsa, onu tedavi eder.” Âşıkken sıradan gerçeklik genleşmeye başlar, hem içimizdeki hem de çevremizdeki tüm kapılar açılıyormuş gibi görünür, duygular yoğunlaşır, sıradan hayat içine girdiğimiz yoğun mutluluk hissiyle eriyip gider.

 

 

Önceki Yazılar

KIYASLAMA MUTSUZLUĞU ARTIRIYOR

Sonraki Yazılar

KIŞ DEPRESYONUNDAN KORUNMA YOLLARI