nazlı kocabaşa anagörsel

AŞIK OLMA SÜRECİ NASIL GERÇEKLEŞİR?


Karşınızda biri var, onu doğru düzgün tanımıyorsunuz bile ama onunla göz göze geldiğinde kalbiniz deli gibi çarpıyor, elleriniz titriyor, ne diyeceğinizi bilemiyorsunuz, içinizde bir heyecan dalgası oluşuyor. “Yoksa aşık mı oluyorum?” diye soruyorsunuz kendinize. Peki, bu süreç nasıl gerçekleşiyor? Çift ve Aile Danışmanı Psikolog Nazlı Kocabaşa cevaplıyor.

Aşka dönüşecek bir karşılaşmada neler yaşanır?

Yıllar yılı insanlar aşık olmak sadece kalbin işiymiş gibi düşündüler; oysaki bu süreçte asıl görev beynimizdedir. Yapılan araştırmalar kişinin aşık olma sürecinin biyokimyasal yönlerinin olduğunu gösteriyor. Öncelikle dopamin, adrenalin ve noradrenalin hormonları salgılanmaya başlar. Dopamin ile coşku ve sevinç artıyor, adrenalin ve noradrenalin de vücut tepkilerini ayarlıyor. Bu sebeple kişinin elleri titriyor, gözbebekleri büyüyor, kalbi hızlı çarpıyor ve bu belirtilerle aşk başlıyor. Aşkın başlamasıyla beynimiz mutluluk hormonu olarak da bilinen serotonini daha çok salgılıyor. Kişi kendini çok daha keyifli hissetmeye, hayata daha pozitif bakmaya başlıyor. Aşk sırasında salgılanan tüm bu hormonlar aynı zamanda kişiyi güzelleştiriyor da, ciltleri normalden daha parlaklaşıyor. Böylece enerjileri oldukça yükseliyor.

Kişinin merkezinin aşık olunan kişiye kaydığı söylenebilir mi?

İlk başlarda, evet. Beynin salgıladığı hormonların da etkisiyle kişi her anını onunla geçirmek ister, başka bir şey yaparken bile aklında o vardır. Ama bu durumun zamanla azalması beklenir. Hayatımızda birçok alan var: Aile, okul/iş, arkadaşlar, hobiler vb. Aşık olduğumuz kişiyle yaşadığımız ilişki de bu alanlardan birisidir. Diğer bütün alanları silip sadece kendine ilişki alanını bırakan kişi hem kendisi hem de hayatındaki kişi adına yanlış bir yol tercih eder, çünkü bu ilişkilerini çok yıpratacak bir şey olacaktır. Eğer aile üyelerinden, arkadaşlarımızdan, işteki başarılarımızdan alacağımız enerjinin tümünü hayatımızdaki kişiden almayı beklersek, hem biz hayal kırıklığına uğramış oluruz hem de o kişinin sırtına çok yük biner ve yorulur. İlişkiniz başlayalı iki-üç ay oldu ve sizin hala tüm odağınız bu ilişkiyse, bu durumu değiştirmeye çalışmanızı öneririm.

Karşılık alamama korkusu aşktan kaçmayı bir seçenek yapar mı?

Karşılık alamama, karşılık alsa da ilerleyen zamanlarda işlerin yolunda gitmeyebileceği ve hayal kırıklığı yaşama korkusu kişinin aşık olmaktan kaçmasına sebep olabilir. Psikolojide bu duruma filofobi denir. Duygusal ilişkiler mutluluk, sevinç gibi olumlu duygular yaratması gerekirken, bu kişilerde yoğun kaygı ve korku yaratır. O yüzden sürekli bir kaçınma halindelerdir. Bu durumun sebebi başından geçen olumsuz bir ilişki deneyimi olabileceği gibi daha eskiye dayalı çocukluk travmaları da olabilir. Kişi bilinçdışında reddedilmekten, terk edilmekten, dilediği yoğunlukta sevilmemekten o denli korkar ki aşktan adeta kaçar.

Peki, karşılıklı bir aşk nasıl bir değişim getirir?

Aşkın ilk evresindeki heyecanı atlatıp aşkımızın karşılıklı olduğunu anladıktan sonra bir ilişkiye başladığımızı düşünelim. İlk zamanlar buluşmalardan önce kalp çarpıntılarımız, el titremelerimiz devam etse de zamanla bu durum son bulur, çünkü artık beynimiz ilk zamanlar salgıladığı kadar dopamin, adrenalin ve noradrenalin salgılamaz, onun yerine sevgi ve bağlılığın hormonu olarak da bilinen oksitosin salgılamaya başlar. Bu hormon sayesinde çiftler birbirlerine karşı daha sakin ama daha bağlı bir sevgi hissetmeye başlarlar. Zaman içinde sağlam temelleri oluşan sağlıklı bir ilişkide, sevmek ve sevilmek kişiyi mutlu ve tamamlanmış hissettirir. Hayatın güzelliklerini paylaşıp, zorluklarını birisiyle beraber göğüsleme fikri onu daha güçlü ve motive kılar. Birçok kişinin kaçtığı yalnızlık hissi ise ortadan kaybolur.

Aşkta duygusal anlamda eşitlik var mıdır?

Aşkta kadının duyguları mı yoğundur, yoksa erkeğin mi sorusunun cevabı çok değişkendir. Toplumumuzda kadınlar her zaman duygularının daha farkında ve onları göstermede daha rahat olduklarından daha çok seviyor gibi görünebilir ama gerçek durum böyle olmak zorunda değil. “Erkek dediğin ağlamaz” lafı, toplumumuzda erkeklerin duygularını bastırması yönünde ne kadar baskı altında olduğunun en iyi örneklerinden birisi. Çocukluğundan beri kalbini, duygusunu dinlemeyip onların sesini duymamak için kendine başka meşgaleler bulan erkeğin, evlendiğinde ya da bir ilişkideyken karşısındaki kadının tartışma esnasında neden ağlıyor olduğunu anlamıyor olması da gayet anlaşılabilir. Kadın ve erkeğin sevgisi eşit olsa da bunları kendi içlerinde yaşama şekillerinin farklı olduğu kesindir.

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

TEKNOLOJİNİN KARANLIK YÜZÜ: BAĞIMLILIK

Sonraki Yazılar

“YAPTIĞIM İŞTE BİR ANLAM ARIYORUM”