arzuyu yargılamak

ARZUYU YARGILAMAK

 

 


Bilginin öne sürdüğü ya da desteklediği teoriler kadar, onları üretenler de bizlere bilginin ne kadar kapsayıcı, bilimsel ve insan sağlığını gözettiğini gösterir. Örneğin günümüzdeki birçok jinekolojik muayene aracı, onları asla kendi bedenleri üzerinde kullanmayacak kişiler tarafından tasarlanmıştır. Yine jinekoloji ve genel tıpla ilgili bilgilerin ciddi bir kısmı, çoğunlukla Afrika ve Güney Amerika kökenli insanların, onayı olmadan tabi tutuldukları deneyler aracılığıyla oluşturulmuştur. Pazarlama araştırmaları ve araştırma teknikleri günümüzde tam olarak bu şekilde işlemese de, etik standartlar ve kullanıcı deneyimleri önemsense de, geçmişten günümüze gelen köklü, taraflı ve bazen ayrımcı bilgilerin önünü almak kolay olmayabiliyor.

Avrupa’da toplumsal standartlara sığmayan, fazla konuştuğu düşünülen, eğitime merakı olan, cinsel isteklerini hayata geçiren ve farklı olan kadınların “cadı” denilerek yargılandığı dönemlerde, kanunlardan biri şunu buyururmuş: “Cadı olduğuna inandığınız kadını dereye atın. Boğulursa masumluğu kanıtlanır. Yüzebiliyorsa cadıdır ve ölüme mahkûm edilir.” Tarihte belli gruplara ve oluş biçimlerine takılan isimler değişmiş olsa da, alt metin değişmemiştir. Kadınlar ve toplum tarafından ayrımcılığa uğrayan birçok grup, bugün hâlâ, faillerin suçluluğunun kanıtlanması yerine, masumiyetlerini kanıtlamak için bazen şiddete varan travmatik deneyimlere maruz bırakılıyor.

İnsanların bilimi kullanarak birbirlerini kandırmalarının en etkili yollarından biri, sunulan bilgiler arasında bir “mantık” ilişkisi kurmak ve bilimi her zaman bilim olmayan fakat insanların kalplerine ya da ruhlarına dokunacak bir mesele haline getirmekten geçer; din, ahlak, aile, milliyetçilik gibi. Kürtaj karşıtı söylemlerde asla “zigot” ve “fetüs” gibi kavramların kullanılmaması ve özellikle “bebek” ve “cinayet” kelimelerinin kullanılması buna örnektir. Bebek kelimesi çoğunlukla zigot kelimesinden çok daha yüklüdür: Annelikten milletin kalkınmasına, gelecek nesillerden aile değerlerine kadar birçok elle tutulamayan ama varoluşumuzun olmazsa olmazları olarak idealize ettiğimiz şeyleri temsil eder. Zigot ise zigottur. Birçok hücrenin bir rahimde varoluşudur. Milliyetçilik ya da kutsallıktan pek nasibini almamıştır.

Şiddet, gebelik ve bedensel uyarılmanın bir mantık sıralamasına dizildiği karanlık çağlarda ise bilinmeyenlerden oluşan boşluklar değerlerle doldurulmuş, bilim olarak sunulmuş ve sonrasında bir yasa haline getirilmiştir. Bu süreç maalesef karanlık çağla sınırlı kalmadı. Bu inanışa göre, bir kadının gebe kalabilmesi için uyarılması gerekir. Uyarılmasının kanıtı ise lubrikasyondur (vajinanın ıslanması) ve ancak lubrikasyon meydana gelirse, sperm yumurtayla birleşebilir. Bedensel uyarılma isteğin ve dolayısıyla onayın varlığı olarak kabul edilir. Bu bilginin dayandırıldığı yasaya göre, bir kişi tecavüz sonucunda gebe kalıyorsa, bu bir tecavüz sayılmaz; çünkü gebe kalmış olabilmesi için vajinanın ıslanmış olması gerekir, bunun olabilmesi içinse kişinin bu eylemden memnun olması ve uyarılmış olması, dolayısıyla istekli olmuş olması gerekir. Mantıklı değil mi? Mantık ancak mevcut bilginin elverdiği kadar işleyebilir.

Gerçekte ise, bedensel uyarılma ile zihinsel uyarılma birbirinden bağımsız olabilen süreçlerdir. Vajina sadece istenilen uyaranlarla uyarılma sonucunda değil, birçok farklı zamanda ve istenmeyen uyaranlarla karşılaştığında bile ıslanabilir. Onay süreci bedensel uyarılmaya (yani ereksiyon, vajinal ıslaklık, kalp atışlarının hızlanması, yüz kızarması vs.) bağlı şekilde değil, söz konusu cinsel aktiviteye dahil olan kişiler arasında sürekli bir iletişimi gerektiren güvene bağlı bir anlaşma olarak tanımlanabilir.

 

Yazı: Seksolog, Danışman ve Cinsellik Eğitmeni, Kapsamlı Cinsellik Eğitimi Serisi’nin yazarı, Rayka Kumru Bayazit

 

 

Önceki Yazılar

KARAR VERMENİN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ

Sonraki Yazılar

BEYNİNİZİ UYARIN ÖMRÜNÜZÜ UZATIN