arzu1

ARZU YENİDEN DOĞAR MI?

Aşk üç sene sürmeye mahkûm değil. Çiftler arasındaki arzu bazen ateşini yitirse de tutkunun yeniden canlanmasını sağlamak elinizde.

“İnsanlar birbirini çok uzun zaman sevince, bazen sevişmeyi unutuyor. Görkem’le gerçekten sevişmeyi unutmuştuk. Bazen haftalarca sevişmezdik ama hiç sorun olmazdı. Sonra bir gün birden bire yeniden birlikte olduk, nedenini söyleyemiyorum bile. Ve çok iyiydi! (Gülüyor). Birbirimize, ‘Bunu daha sık yapmalıyız’ dedik ve öylece cinsel hayatımız yeniden başladı” diyor 42 yaşında ve yaklaşık 10 yıldır Görkem’le beraber olan Melis. Pamir, 59 yaşında, uzunca bir süre tutkulu bir aşk yaşamış ve artık “arzunun mucizesinden” bahsetmiyor. “Hatta 30 yıl sonra sanki ilk zamanlarmış gibi yeniden yapmaya başladık, hem de aynı yoğunlukta. Sonra aylarca uykuya daldık. Bence bu hormonal. Bir dönem zirvede kalıyor ama nihayetinde bir zaman geliyor ve ‘darmadağın’ oluyor. (Gülüyor) Mutluluk gibi, her daim zirvede olamıyor, zaten öyle olsa ona nasıl minnettar kalabilirdik ki?”

Arzu mucizevi bir şey mi? Doğrusu bilinçdışı mekanizmaların farkında olmuyoruz. Fakat uyarıcı etmenler hep ortada oluyor. “Ateşi yeniden körükleyen birden fazla durum söz konusu” diyor 48 yaşındaki Ercan. “En etkili olan ise kıskançlık. Hiçbir şey kıskançlık gibi silkelemiyor insanı. Aslında her türlü değişiklik bu konuda kazanç sağlıyor. Bir ayrıntı, yeni bir saç kesimi, yeni bir gözlük, yeni bir görünüş… İnsanı şaşırtan bir şey, diğerinin bilinmeyen bir yüzünü ortaya çıkarıyor. Tutkuyu alışkanlık, monotonluk öldürüyor. Kendini her daim yenilemek gerek, rutine bağlamamak, gelişmesi için bunu kabullenmek ve kendini döngüden çıkarmak.”

Beş yıldır Doğan’a tutkun 34 yaşındaki Tuvana’ya göre, korları yeniden alevlendirmek için vücutların gerçek anlamda ayrı kalması gerekiyor. “Birbirimizi daha az arzuladığımızı fark etmemiştim. Sevişiyorduk ama eskisinden daha az ve eskisi kadar vahşi değildik. (Gülüyor) Aslında bir şefkat balonu içerisinde büzüşmüştük, birbirimizin sevimli uyku oyuncağı haline gelmiştik. Artık ‘seksi’ değildik. Sonra Doğan’ın Londra’ya tayini çıktı. Altı aydır sadece hafta sonları görüşebiliyoruz. Onu özlemeye başladığımdan beri onunla ilgili fanteziler kuruyorum. Öpüştüğümüzde, ilk zamanlardaki gibi ‘midemde uçuşan kelebekleri’ ve içimin eridiğini hissediyorum. Onu istiyorum. Hafta sonlarını sevişerek geçiriyoruz ve sonrasında mesajlaşıyoruz. Bu kadar hızlı ve güçlü orgazm olabildiğimi unutmuştum.”

Bazen birbirini daha çok arzulamak için uzaklaşmak gerekir. Merve ve Selim, “buzul çağından” beri beraberler ve birbirilerini yeniden kucak kucağa bulmaları ayrılık safhasında oluyor, hem de arabada. “Birbirimize dokunmayalı yıllar olmuştu” diyor Merve. “Yan yana, her şeyden mutsuz yaşıyorduk; iş hayatımızdan, aşk hayatımızdan… Çıkmaz sokakta gibiydik. Çift terapisine de gittik. Sonunda  ayrılmaya karar verdik. Bu karar nihayet ikimizi de özgür kılmış, harekete geçirmişti. Benim kendimi işe vermem gerekiyordu, o ise nihayet tutkunu olduğu alanda eğitim almaya cesaret etmişti. Boşanmayı organize etmek için buluştuğumuz bir akşam yemeğinden sonra beni arabayla eve bıraktı. Tam yeni evimin önüne park etmişti ki kendimi onun kollarında buldum. Hâlâ nasıl oldu bilmiyorum. Seviştik, tam orada, hızlıca, kan ter içinde ve soluk soluğa, aynı filmlerdeki gibi. Olan bitenden şaşkına dönmüş bir halde… O gece uyumak için eve geldi ve iki yıldır hiç ayrılmadık.”

Eksikliğini hissetmek ve yakın olmak, sürprizler ve sıradanlık, yücelme ve işe yaramazlık… Cinsel atılım zıtlıklardan beslenir. “Arzu, kendinin ve karşıdakinin özel olduğu bilinci ile (yeniden) doğar” diye özetliyor Psikanalist ve Seks Terapisti Catherine Blanc. Karşınızdakine arzu duymak, kendi içinizdeki arzuyu yeniden bulmaktır. Bazen kendini yeniden beğenebilmek sadakatsizliğe kadar gider ya da beş kilo vermeye ve salsaya başlamaya. İş değiştirmek, kendine yeni iç çamaşırları almak, aynada kendine bakmak… Kısaca, kendini yeniden arzulanan ve arzulanmaya değer görmek ve kendine bu gözle bakmak. Arzu bulaşıcı olduğundan beğenilme döngüsü (yeniden) kurulur.

Psikiyatrist Mehmet Sungur’a göre, “Çoğu kez kadınlar kendilerine yönelik ilgi azalmasını artık beğenilmediklerine dair bir kanıt olarak değerlendirirler. Bu algı çekiciliklerinin azaldığı biçiminde yorumlanırsa, kadını kaygılı ve endişeli bir hale getirir. Bazen de tamamen umursamaz bir hale dönüştürür. Bazıları beğenilirliklerini artırmak için gereksiz ve aşırı sayılabilecek aktiviteler içine girebilir, bazıları ise hala beğenilebildiklerini kendilerine gösterebilmek için çevredeki insanların dikkatlerini çekmeye yönelik çabalar içine girebilirler. Diğer taraftan erkeklerin en temel ihtiyaçlarının ‘ihtiyaç duyulmak’ olduğu düşünülürse, cinsel ilişkinin sıklığının azalması artık kendisine ihtiyaç duyulmadığı, önemsenmediği, yeterince beğenilmediği ve ikinci plana düştüğü şeklindeki algılarını artırarak onları daha çökkün bazen de daha agresif yapabilir.”

“Karşınızdakinde baştan çıkarıcı olan, sizinkinden farklı bir dünyaya sahip olmasıdır” diye hatırlatıyor Catherine Blanc. O dünyayı merak ediyoruz; tanıştığımızda üzerinde çok az ama tatlı bir gücümüzün olduğu ve uzaklaştığımız her an bu gücü kaybetmeyi kabul ettiğimiz bu dünyayı. Oysa birbirimizi kaybettiğimiz bir sürü an var, çocuklardan, işlerden dolayı… O kadar da mühim değiller. İpler, diğer insanın bize ait olduğu fikrine kapıldığımız zaman geriliyor; “benim kocam”, “benim karım”… Onu “tanıyoruz”, onun kim olduğunu, nasıl tepki vereceğini biliyoruz. Bugün olduğu kişiye bakarak nereye doğru yol alacağını biliyoruz. Oysa karşımızda bambaşka bir dünya var.”

Bu gizem içerisinde arzu jübilesini yapıyor. Bizi ayıran bir alan, bir mesafe, bir buğu, bir özlem olmazsa “başkasına doğru” nasıl çekilmek isteyebiliriz? “Karşılıklı olarak kendini biraz kaybolmuş hissetmek iyidir. Çünkü farklıyız, farklı fikirlerimiz var (illa seksle ilgili olması gerekmiyor) ve dışarıda tehlikeli veya keyifli olabilecek şeylere az çok bulaşıyoruz. Böylece doluyoruz, kendimizi tamamlıyoruz ve ilişkiyi de dolduruyoruz. Teklif gücünü elimizde tutmaya devam ediyoruz. Bir başkasının yanında yeniden dengeyi bulma keyfi, çok ama çok heyecan verici” diyor Catherine Blanc.

Simyayı gerçekleştirmek için üçlü formül gibisi yoktur. İkili formül, aşk için iyidir ama tutku için üçlü formül daha iyidir. Bunu çocukluğumuzdan beri biliriz. Oyuncağımız ne kadar güzel olursa olsun, başkası onu bizden almak istediğindeki kadar değerli değildir. Antropolog René Girard, bunun üzerine bir sistem kurmuş. “Mimetik” arzu; tüm arzunun temelinde yer alır ve bunu şekillendirmek için sadece başkasına duyulan arzunun taklidi vardır. Doğası gereği üçgen biçimindedir. 36 yaşındaki Pınar 15 yıldır Emrah’la beraber yaşıyor. “Pençeleri kesilmiş iki kocaman kedi gibi mırlıyorduk, Birden hayatında başka biri olduğundan şüphelendim ve ona yeniden deli olmaya başladım. Kıskançlık çok sefil bir duygu, diğeri için iyi olanı istemiyorsun. Bu tür durumlarda kendimi küçük, aşağılık hissediyorum ama bu beni heyecanlandırıyor. Öte yandan o da deli gibi kıskanıyor ve onunla oynuyorum. Onun içini gıdıklayacak hikâyeler uyduruyorum. Gizli bir günlük tutuyorum ve orada var olmayan şeylerle ilgili imalı sözler karalıyorum. Gizlice okuduğunu biliyorum. Bu bizi harekete geçiriyor ve bir çeşit ‘sevişme’ ortamına sokuyor. Çok fazla mırladığımızda, herkes köşesine çekiliyor.”

Bir üçüncü kişi fikri, fazla yakınlaştığımız zaman üzerimizde dolanan “akraba olma” havasını dağıttırır. Mehmet Sungur, sadakatsizlikle ilgili olarak, “Sadakatsizliği belirleyen farklı temalar vardır. Bunlardan biri de kendini yeniden fark ettirmek amacıyla yapılan ‘gör beni’ sadakatsizliğidir. Kısa sürelidir ve hatta cinsel yakınlaşma içermeyebilir. Amacı evlilik içinde ihmal edildiği mesajını vermek ve diğer eşin bu mesaja yönelik sağırlığını ve körlüğünü ortadan kaldırmaktır. Çoğu kez kıskandırmanın öfkelendirme aracılığıyla kaybedilen ilginin yeniden kazanılacağı düşünülür.” diyor.

“Üçüncü kişiler, aynı zamanda bir proje, bir tutku, bir arkadaştır” diye belirtiyor Catherine Blanc. “Bize, karşımızdakinin biz olmadan keyif aldığı bilincini kazandırır ve aydınlatır. Birden onu canlı olarak algılarız. Bu da dolayısıyla akıllara şu soruyu getirir: Kendimizde, kişisel gücümüzde neyi unuttuk? Kendimizi neden mahrum bırakıyoruz?”

Odağı kendi yaşam gücüne, öz mekanizmalarına, kendine çevirmek en iyi fırsattır. Bunun dışında birkaç evrensel yasa ve bunların her birinin, hikâyesine, deneyimine, kalıplarına bağlı olarak (yeniden) arzulama biçimi ve kendi uyarıcıları vardır. Uyanmak için kendi “hileleri” de. 37 yaşındaki Aliye, mevsimlik libido dalgalanmaları hakkında. “Kışın uyuyorum. Ama her yaz kendimi ne zaman deniz kenarında, güneşin altında, yüzerken, bisiklete binerken buluyorum, işte arzu o zaman bana geri dönüyor. Vücudumu yeniden keşfediyorum, tepeleri tırmanırken baldırlarımı hissediyorum, akıcı hareketlerim oluyor, ölü toprağını üzerimden atıyorum. Sevişme isteği duyuyorum.” diyor.

“Önemli olan her koşulda bedeninizle barışık olmak ve daha iyi olmasını istediğiniz beden bölümlerini gerçekçi biçimde saptayıp bunu sağlamaya yönelik gerekli girişimleri devreye sokmaktır” diyor Mehmet Sungur. Vücudu uyandırmak ve ona yaşadığını hatırlatmak, arzuya kendini bırakmak için gereklidir. Daha şehvetli olanlar spor yapmayı, masaja gitmeyi, kendini değerli kremlere bulamayı ya da kendine yeni bir gömlek almayı tercih ederken, diğerleri Anais Nin’in “Venüs Üçgeni”ni okumayı veya ilişkilerini tehlikeye atmayı tercih edebilir. Her birinin düzeni farklıdır. Normları fazla düşünmeden, nihayetinde arzuya bağlı kalarak, ona güvenerek ama en basit durgunlukta paniğe kapılmadan, temposunu ve tabii münasebetsizliğini kabul ederek… 40 yaşındaki evli Tunç’a göre, libido arızalarını giderebilmek için “karanlık taraflarıyla” oynamak gerekiyor. “Arzu, ‘popüler bir şarkı değil’, düzenli bir iştir. Seksten bahsetmek, birbirini kendi siperlerine doğru itmek, fantezilerini keşfetmek… Hangimizin fantezisi yok ki? Partnerine cesur açıklamalar yapmak… Cüret etmek… Eşini çocuklarının annesi olarak görmeyi bir kenara bırakıp, onu sanki bir arzu nesnesiymiş gibi kabul etmek ve fantezilerini gerçekleştirmek için başka yere gitmemek… Birbirinizi tanıdıkça, birbirinizden sıkılmak yerine coşkularınızı daha da ileriye götürebilirsiniz.”

İki kişilik bir hayat “arzu katili” değildir. En iyi ihtimalle hafızanın avantaja dönüştüğü bir ifade ve keşif alanıdır. “Murat’a çok saygı duyuyorum; duruşuna, yaşayışına, doğruluğuna” diye itiraf ediyor 41 yaşındaki Sıla. “Ama bunlar her gün aklıma gelmiyor, hatta bazen unutuyorum ve sadece beni rahatsız eden şeylerine odaklanıyorum. Hatırlamak içinse kendime küçük bir çimdik atıyorum. Ona dışarıdan bakıyorum, onda neleri sevdiğimi hatırlıyorum. Bu da benim uyarılmamı sağlıyor.”

“Pek sevişesim olmadığında, ilk zamanlarımızı düşünüyorum” diyor Nilüfer. Çok iyi tanımadığım zamanlardaki Cem’i yeniden görüyorum; ince boynu, uzun parmakları, beni çokça heyecanlandıran şeyleri. Büyük zevk anlarımızın üzerinden geçiyorum, yapabildiğimiz şeylerin… Birden ona farklı bir gözle bakmaya başlıyorum. Ve o da bunu hissediyor.” İnsan sevdiğinde, istenmeyi de istiyor. Bu zaten en büyük adımlardan biri.

“Partnerleri barıştıran ve kişileri rutinin dışına çıkaran tutkulu birliktelik halidir”. 

Psikiyatrist Mehmet Sungur, cinselliği sıcak tutabilmenin dokuz yolunu anlatıyor.

  • Cinsel iletişim

Cinsel ilişkinin gidişi hakkında karşılıklı konuşup geribildirim sağlayabiliyor musunuz?

  • Cinsel arzu

Cinsel ilişki için ne kadar isteklisiniz? Cinsel ilişki sıklığı her zaman cinsel arzunun düzeyini göstermez. Özellikle kadınlar birlikteliğin devamını sağlamak, cinselliği ödev gibi algılayarak evliliği devam ettirme yönünde çaba göstermek gibi nedenlerle de arzu duymadan ilişkiye girebilirler.

  • Yakınlık

Yaşanan ve paylaşılan cinsellik konusundaki düşünce ve duygularınızı partnerinizle ne oranda paylaşıyorsunuz?

  • Cinsel teknikler

Kendinizi ve partnerinizi uyarabilme becerilerini artırmak için kullandığınız teknikleri, nelerden hoşlandığınızı fark edip partnerinize bunları fark ettirebiliyor musunuz?

  • Cinsel yaşama çeşitlilik boyutunu ekleyebilme

Rutinden çıkıp cinselliğe yenilik ve yaratıcılık katabiliyor musunuz?

  • Romantizm

Bazen bir partnerin romantizm düzeyinin ya da romantik ifadeler kullanma becerisinin artması diğer partnerin cinsel arzularını artırabilir, bazen de cinsellik repertuvarındaki bir yenilik partnerinizin duygusal yakınlığını artırabilir.

  • Beden imgesi

Dış görünümünüzün iç dünyanızda nasıl algılandığı, cinsellikle ne oranda konfor yaşayacağınızı belirleyen önemli bir etkendir.

  • Tüm beden duyumlarına odaklanabilme

Partnerlerin ilişki sırasında farklı duyumları fark edebilme, kullanabilme ve kendilerini cinselliğe bırakıp yaşanan ana odaklanabilme becerisidir.

  • Tutku

Cinselliği neredeyse bir bağımlılık haline dönüştüren ve onun bir ilaç gibi algılanmasını sağlayan bir çeşit şehvet duygusudur. Bu şehvet güçlü ve kontrol edilmesi zor bir duygunun göstergesi olarak da düşünülebilir. Mantıklı düşünce süreçlerini yavaşlatan kısa süreli yaşanan odaklanmışlığı gerektiren tutkulu cinsellik olarak tanımlanabilir. Aslında partnerleri barıştıran ve kişileri rutinin dışına çıkaran tutkulu birliktelik halidir. Bazı çiftlerin birbirleriyle küstükten sonra yeniden yakınlaşmalarını sağladıklarını belirttikleri cinsellik işte bu tutkunun ürünüdür.

OKUMA ÖNERİSİ

“Hayat Boyu Flört”, Zig Ziglar, Aura Yayınevi

“Aşk Nasıl Sürdürülür?”, Nan Silver, John Gottman, Varlık Yayınları

Derleyen: Ekin DANACI

 

 

Önceki Yazılar

ÇEVRE KOŞULLARI EŞ SEÇİMİNİ ETKİLİYOR

Sonraki Yazılar

ASLA TOLERANS YOK

Bir cevap yazın