“arzu-etmek-ve-hayal-etmek-serbesttir”

“ARZU ETMEK VE HAYAL ETMEK SERBESTTİR”

 

 

Psikanalist Nilüfer Erdem’e göre, hayallerimizi gerçekleştirmenin önündeki en temel engel, istisnai dış koşullar haricinde, içsel engellerimiz. Bütün arzularımızın gerçekleşmesi gerekmese de, hayallerimizin bir kısmının gerçeklik ilkesiyle birleşebilmesi daha tatmin edici bir hayat sağlıyor. Bir hayal bittikten sonra ise, sıra diğerinde…

Hayallerimiz, arzularımız ve projelerimiz arasında nasıl bir ayrım bulunuyor?

Hayallerimiz ve arzularımız sınırsız olabilir; imkânsız, tehlikeli, yararsız şeyleri bile isteyebilir ya da hayal edebiliriz. Arzu etmek ve hayal etmek serbesttir; eyleme dökmek ise öyle değildir. Proje de eyleme yakındır. Arzu; hayal ve eylem arasında bir yerde bulunur, eylemden bir önceki adımdır. Dolayısıyla gerçekliğin sınırlarına tabidir. Psikanalitik kurama göre düşünürsek, arzu ve hayalin alanını haz ilkesiyle; plan, proje ve eylemin alanını ise gerçeklik ilkesiyle eşleştirebiliriz. Bu iki ilkenin ruhsallığımıza yön verdiğini ve iç dünyamızla dış gerçeklik arasındaki ilişkiyi belli bir ahenkle yaşamamızı sağladığını düşünüyoruz.

Arzu bilinçdışına ait ise onları nasıl belirleyebiliriz?

Psikanalizde kastedilen bilinçdışı arzu, gündelik hayatta bahsettiğimiz arzudan biraz farklıdır. Psikanalizde kastedilen kökensel arzudur. O hiçbir zaman tam anlamıyla bilinçli olamaz, çünkü bilinçdışı düşlemlerle iç içe geçmiş bir yapısı vardır. Bizi biz yapan farklılıklarımızın kaynağını bilinçdışı arzularımız ve düşlemlerimiz oluşturuyor. Buna karşılık gündelik hayatta arzularımızdan ve hayallerimizden bahsettiğimizde bilinçli bir isteği kastediyoruz. Örneğin, “Psikolog olmak istiyorum”, “Everest’e çıkmak istiyorum”, “Şu kişiyle evlenmek istiyorum” dediğimizde bilinçli bir arzuyu dile getiriyoruz. Ama bunların da basit bir istekten farkı var; dil bize arzunun istekten daha güçlü olduğunu ima ediyor. İşte bilinçdışı arzu ve düşlemleri bu ayrımda sezebiliriz.

İdeallerimiz olan, bazen nedensizce ısrarla istiyormuşuz gibi göründüğümüz şeylerdeki arzumuz, çoğu zaman gücünü bilinçdışı arzudan alır. Başka bir deyişle, dile gelen arzularımızın ardında bilincinde olmadığımız daha temel güdüler veya arzular yatıyor olabilir. Bir sorun olmadığı müddetçe, yani ruhsal bir tıkanıklık yaşamıyorsak veya işimiz bu değilse, mesela psikanalist ya da sanatçı değilsek, arzunun kökenlerine inmemize ihtiyaç olmayabilir. Çünkü hayat; deneyimlerimiz, yakınlarımızla ilişkilerimiz ve dünyanın hali yaşamımızı anlamlı şekilde yaşamamıza yetecek kadar bilinçdışı arzularımızla temas etmemize ve onları gerçekleştirilmeye daha yakın arzular haline
getirmemize yardım ediyor. Savaş, baskı ve yıkımın olmadığı bir dünya halini kastediyorum. İçinde yaşadığımız toplumlar veya aile iyi işlemiyorsa, iç dünyamız da sıkışır. O zaman o derinlerde yatan arzularımıza yabancılaşırız ve kendimizi sıkışmış, kurumuş gibi hissederiz.

Arzularımızı yaşamamızı engelleyen nedir?

Bütün arzularımızı yaşamamız gerekmiyor. Hatta bazı arzularımızı, toplumsal sözleşmeye aykırı olduğu için, ötekinin alanını, bütünlüğünü ihlal edebileceği için gerçekleştirmememiz gerekiyor. Bu noktada arzularımıza yabancılaşmamamız yeterli aslında; yoksa bir şeyden vazgeçmek de bizi mutlu edebilir. Mesela vicdan, ahlak, fedakârlık bu ilkeye dayanıyor.

Öte yandan bir insan mutsuzsa ve “Arzularımı gerçekleştirmem engelleniyor” diyorsa, bu daha farklıdır. O durumda çoğunlukla içsel ve dışsal kısıtlamalar baskı halini almıştır. Kişinin yaşamında ya toplumun, ailenin veya çevrenin dayattığı somut engeller vardır ve onları gerçekçi bir yolla ortadan kaldırmaya çalışır ya da içsel engelleri vardır, bunları keşfetmesi gerekir.

İçsel engellerimizi nasıl aşabiliriz?

İçsel engelleri esas itibarıyla kişisel psikanalizle veya psikoterapiyle aşabiliriz. Bir de bütün sanatlar, müzik ve edebiyat, bizi kendi iç dünyamızla yapıcı ve yaratıcılığın olduğu bir temas halinde tutarak yardım edebilir.

Hayallerimizi gerçekleştirirken karşılığında bir bedel öder miyiz?

Tabii, bedelsiz olmaz. Hayallerimizin gerçeklik haline gelmesinin kendisi bir bedel aslında. Gerçekleşmesi, o hayalin sınırlanması demek. Bununla da kalmıyor, mesela Everest’e çıkan dağcı bunu canı pahasına yapıyor. Her bedel bu kadar ağır değil ama en nihayetinde gerçeklik, sonluluk demek, sonluluğun kabulü demek, bu da bir bedeldir. En basitinden, bir hayali gerçekleştirdiğimizde başka bir hayalden vazgeçeriz. Sınırları kabul etmek ve bedel ödemek bizi insan yapıyor.

Peki ya arzularımızı gerçekleştiremezsek?

Hiçbir arzumuzu gerçekleştirememişsek, bu kırık bir hayat olur. Ama burada bir tuzak bulunuyor, insan her arzusunu gerçekleştiremez zaten. Birine yer açmak için mutlaka bazılarından vazgeçmesi gerekir. Elbette çok büyük engellerle karşılaşmak da mümkün ama yılmayan, araştıran, iç dünyasını tanıyıp dönüştürmeye çalışan bir insan çok büyük engeller karşısında bile anlamlı ve doyumlu bir hayat yaşamasına yetecek kadar bazı arzularını gerçekleştirebilir. Savaş ve baskı ortamlarında veya travmalara açık ortamlarda dış koşullarla mücadele etmek gerçekten çok zor. Ama bunlar haricinde, dış koşulları tek sorumlu olarak göremeyiz. Bir insanın kendi iç kısıtlamaları çoğu zaman zannettiğimizden daha büyük bir engel oluşturuyor.

Hayali gerçekleştirmek arzunun sonlanması anlamına mı geliyor?

Hayal gerçekleştiği için arzu bitmez, evrilir, yeni bir hayali doğurur. Aslında belki de mutlu insanlar hayallerini anlamlı bir şekilde birbirine ekleyen, bağlayan, dönüşüme açık insanlardır.

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

HAYATINIZIN BAŞROL OYUNCUSU SİZ OLUN

Sonraki Yazılar

İÇ DENETİM ODAKLI ANNELER