anne 1

ANNELER OĞULLARINA DAHA MI DÜŞKÜN?


Aynı cinsiyette olmanın getirdiği yakınlıkla anne ve kız arasında bir birlik duygusu vardır. Ancak söz konusu erkek çocuk olunca anne ve oğlu arasındaki dinamikler kadın-erkek ilişkilerinin temelini temsil eder. Her anne çocuklarını eşit oranda sevdiğini söylese de aslında anneler  erkek çocuğuyla daha özel bir bağ mı kuruyor?

Erkek evlat, annenin hayatının erkeği, son nefesine kadar seveceği adam ve asla (fazlaca) eleştirmeyeceği bir bireydir. Oğlu azılı bir suçlu bile olsa, anne ona bir şekilde tapmaya devam eder. Edebiyat, sinema veya çeşitli sanat dallarında öne çıkarılan anne-oğul ilişkisi, şimdiye kadar çoğunlukla anne-kız veya baba-kız ilişkisine yoğunlaşan psikanalistlerin ilgisini yeni yeni çekmeye başladı. Hiçbir anne, oğlunu kızından daha fazla sevdiğini söylemez. Oysaki anneler oğullarıyla daha yoğun ve farklı bir ilişki içinde olduklarının farkındadırlar. Bu duygu, doğumdan bile önce başlar ve hayat boyu devam eder.
Sadece Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde erkek çocukların doğumunun kızlara kıyasla daha neşeli karşılandığı yadsınamaz bir gerçek. Ama kız çocuklarına daha çok değer verildiği bu çağda bile, neden hala erkek çocuk doğurmaktan gururlanıyoruz? Bu konuda artık biraz daha gelişmiş olmamız gerekmiyor mu? Neden hala atalarımızdan kalan alışkanlıklarımızdan kopmakta zorlanıyoruz? Klinik Psikolog Ece Oral’a göre, dünyada yaşanan hızlı değişim bu algıyı büyük ölçüde değiştirse de insanların zihninin bu hıza ayak uydurması her zaman kolay olmuyor. “Bu nedenle maalesef bu yaklaşımla karşılaşabiliyoruz.

Kaderden alınan intikam

Başka bir deyişle, kadınlar da aslında farkında olmadan kadın düşmanı gibi davranıyor. Belki de erkek çocuk annesi olunca, kadın olarak mahrum oldukları şeyleri (tehlikeli bir spor, eğitim konusunda özgür olma, karşı cinsle erkekler kadar rahat ilişki kurabilme vs.) oğullarına yükleyerek kaderden intikam alma duygusu yaşıyorlar. Pediatri Uzmanı Psikanalist Aldo Naouri konuya başka bir açıdan bakıyor: “Annesiyle inişli çıkışlı ilişki yaşayan bir kadın, erkek çocuk doğurup yepyeni bir keşif yapmak ister. Erkek onun için bir bilinmeyeni temsil ediyor ve bir kız annesi olup kendi annesinin onunla yaptığı hataları tekrarlamaktan korkuyor. Ama annesiyle ilişkisi iyi olan veya erkek egemen bir ortamda büyüyen bir kadının kız çocuğu istemesi daha olasıdır. Kadının geçmişi aslında hangi cinsiyette bir çocuk istediğini belirliyor.

Fallusun gücü

Öpücükler, şefkatli dokunuşlar, ninniler… Bütün anneler, kız olsun erkek olsun, bebeğiyle yoğun duygusal bir ilişki yaşar. Fakat davranış bilimciler yine de iki durumda da anne davranışının bire bir aynı olmadığını saptadılar. Annelerin erkek çocuklarını daha fazla emzirdiklerini, onları daha sıkı tuttuklarını, onlarla daha az konuşup daha fazla fiziksel şefkat gösterdiklerini belirlediler. Anneler aynı zamanda oğullarının biyolojik ritmine daha hızlı ayak uyduruyorlar, açlık ‘isteklerine‘ daha hızlı cevap veriyorlar ve kız bebeklerine gelince tam tersine, onları kendi ritimlerine bırakıyorlar.

Peki bu küçük adamların doğuştan itibaren annelerini kendilerine köle edecek ne artıları var? Psikanalistlere göre cevap son derecede bariz: Freud’un teorisine göre, kadınların sahip olamadıkları penis. Üstelik sahip olamadıkları bu organı dokuz ay boyunca karınlarında taşıyorlar.

Psikanalist Christiane Olivier konuyla ilgili şöyle diyor: “Küçük oğlan çocuğu, kadının kendi etinden oluşuyor. İki cinsiyetin mükemmel birleşmesinden meydana geliyor ve bilinçdışında anneyi tamamlıyor. Bu da aslında aralarındaki özel bağı açıklıyor.

Zor bir denge

Anneler erkek çocukları kızlardan çok daha duygusal görüyor. Bu da onları hem endişelendiriyor hem de şaşırtıyor. “Beş yaşındaki oğlum bazen yüzümü avuçlarının içine alıyor ve yetişkin bir erkek gibi bütün suratımı öpmeye başlıyor” diye anlatıyor 40 yaşındaki Damla. “Yoğun bir duygusal bağ kurduğum kızım bile bana hiç böyle yapmadı.

Bu şefkat dolu ilişki, oğlu ergenliğe giren anneye bazı rahatsızlıklar vermeye başlıyor. Çocuğu boy olarak onu geçmeye başlıyor ve çocukken yaptığı gibi yüzünü avuçları içine alıp ona sarılması mümkün olmuyor. “Ben çocuklarıma fiziksel olarak çok temas ederim” diye anlatıyor 36 yaşındaki Çiğdem. “İkiz oğullarım, altı ve üç yaşında iki kızım var. Çocukken onları rahatlatmak için uzun uzun masaj yapardım. Bugün hala ara sıra televizyon izlerken farkında olmadan onları mıncıklıyorum. Ama artık oğullarıma yapmamam gerektiğini hissediyorum, çünkü 14 yaşındalar ve artık fazla yakınlarına girmem uygun olmuyor.

Başka bir evrene açılan kapı

Erkek çocuk sadece fiziksel olarak farklı olmakla yetinmez, karakteriyle de bunu belli eder; bu da annenin dengesini bozar. Her zaman oğlunun şakalarını anlamaz ve bazen bunları ilkel ve şiddetli bulur. Öfkesine ve okuldaki motivasyon eksikliğine anlam veremez, enerjisi yüzünden tükenir. Kısacası anne kızıyla kurduğu suç ortaklığı ilişkisini oğluyla kuramaz. Bir başka deyişle kendini aslında oğlunda bulamaz. Tabii bu asla sevgiye engel değil, hatta tam tersi. “Oğlum beni o kadar zorluyor ki” diyen 39 yaşındaki Esra, farklılığa işaret ediyor. “12 yaşındaki kızımla kimliksel bir ilişkim var, birbirimizi yansıtıyoruz. Kendimi o yaştayken hatırlıyorum ve onda kendimi görüyorum. İsteklerini hemen anlayıp cevaplayabiliyorum. Ama dokuz yaşındaki oğlumla daha değişken bir ilişkim var. İsteklerini zamanla anlıyorum ve kendimi adapte ediyorum. Erkek çocuklar çok şaşırtıcı, adeta bambaşka bir evrende yaşıyorlar.

Bu farklara rağmen, hatta belki de onlar sayesinde, anneler oğullarını oldukları gibi, hatalarıyla kabul ediyorlar. Öyle ki bazen kızlarına göstermedikleri toleransı oğullarına gösteriyorlar. “Oğullarımın maço olmalarını istemem” diyor Çiğdem. “Evde herkesin alışveriş, mutfak, çamaşır, bulaşık gibi görevleri var.  Yine de itiraf etmem gerekirse, dağınıklık olduğu zaman oğlanları daha az sıkboğaz ediyorum. Sanki dağınık olmak erkeklerle özdeşleşmiş gibi.


Daha dingin bir ilişki

Anne-oğul ilişkisinin sağlam temellerini hiçbir engel sarsamıyor. Ergenlik çağına girmiş bir kız çocuk, erkeklerin bakışlarını üzerine toplamaya başladığı zaman anne yaşlanmış sayılmaya başlıyor; çünkü artık gözler onun değil, kızının üzerinde oluyor. Kız çocuk, kendi kimliğini ifade edebilmek için annesinden kopmak zorunda. Bu ayrışma bir çeşit şiddet içeriyor. Serge Hefez’a göre erkekler de annelerinden koparlar ama bu ilk sevgi imgesine daha dingin yaklaşırlar. “Bu sevgiyi korurlar ve diğerlerini bundan yola çıkarak yaşarlar. Ayrılık sebepleri kimlikleri değil, cinsiyetleridir. Bu yüzden kopma daha az acılı hale gelir.

Ama yine de birçok anne oğullarıyla aralarına mesafe koyamıyor. İç içe geçen bu tür ilişkiler çocuğun hayatında büyük sorunlara neden oluyor, çünkü çocuğunu sevmek aynı zamanda onun anneye muhtaç olma bağlarını koparmasını kabul etmeyi gerektirir. Terapist koltukları, annesinden kopamayan koca erkek çocuklarıyla dolu. “Çocuğuna duyduğu sevgi kadını o kadar derinden etkiliyor ki partnerinin veya eşinin sevgisi ona yetmiyor” diyor Aldo Naouri ve ekliyor: “Kadının dişiliğini tekrar kazandırmak ve çocuklarıyla arasındaki yapışık bağı koparmak için babanın aile içindeki yerini tekrar belirlemek gerekiyor.” Ergenlikten sonra annenin, yavaş yavaş meydanı başka bir kadına bırakmayı kabul etmesi gerekiyor.

Tülay, 56, ev hanımı

Kızımla oğlum arasında dört yaş fark var. Kızıma hep “Sen ablasın” diyerek sorumluluk verdim. Bir yandan da hem dışarıda gezmesini hem de ilişkilerini kısıtladım. Kız çocuğu yetiştirmenin onu daha çok korumak ve disipline alıştırmak olduğunu düşünüyordum. Oğluma ise küçük yaşlardan itibaren daha büyük özgürlükler tanıdık. Anne olarak ikisine eşit davranmadığımın, kızımla birkaç yıl önce yaptığımız bir tartışmadan sonra farkına vardım. Ben de gençken anneliğin nasıl olması gerektiği üzerine düşünmemiştim hiç. Ancak bu yaşımda, oğluma sunduğum imkanları kızıma sunmadığımız için pişmanlık duyuyorum.

Çalışan anneler oğullarını nasıl etkiliyor?

İş hayatında daha etkin yer alan kadınları statü değiştirdiler. Artık ailelerinin dışında bir hayata sahipler ve oğulları bundan gurur duyuyor. Anneleri artık onlar için ikinci birer rol model olmuş durumda. Bunun yanın sıra kadınlar  oğullarına hissiyat, dinleme yetisi ve günümüz dünyasına ayak uydurmaları için dişil enerji aktarıyorlar. Oğullarına duygularını doğru bir şeilde ifade etmesini öğretiyorlar, çünkü bunu babalar yapamıyor. Kadınlar kendilerinden yola çıkarak, oğullarına kadınlara daha iyi davranılması gerektiğini aşılayabiliyorlar.

İZLEME ÖNERİSİ

Annemi Öldürdüm” (J’ai tué ma mère), Xavier Dolan, (2009)

Alice Artık Burada Oturmuyor” (Alice Doesn’t Live Here Anymore), Martin Scorsese, (1974)

 OKUMA ÖNERİSİ

Kral Oidipus“, Sophokles, İş Bankası Kültür Yayınları

Oğullar ve Sevgililer,D. H. Lawrence, Can Yayınları

Yazı: Anne Lanchon, Derleyen: Ceylan Özçapkın

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

SPORUN ÖZGÜRLEŞTİRİCİ GÜCÜ

Sonraki Yazılar

SİZCE GERÇEKTE NE KADAR İNSAN ALDATIYOR?