anneler-kendilerini-neden-suclu-hissediyor

ANNELER KENDİLERİNİ NEDEN SUÇLU HİSSEDİYOR?

 

 

Oyunculuk yapan Aslı ne kadar dışadönük bir karakterse 11 yaşındaki kızı Gül de bir o kadar içekapanık bir çocuk. Aslı şöyle diyor: “Kendime kızıyorum, çünkü onun alanını işgal ediyormuşum gibi hissediyorum. Kendimi geri çekmeye çalışsam da işe yaramıyor.” Yani aslında anneleri ne kadar sorumlu tutsak da onlar zaten bu suçluluk duygusunu fazlasıyla yaşıyorlar. Brigitte Allain-Dupré, “Anneler kendilerini her daim suçlu hissediyorlar, çünkü bir yandan çocuklarına hayat verirken, bir yandan da mutsuzluklarına sebep olabiliyorlar. Bu da birbiriyle çelişen duyguların içinde bocaladıklarını gösteriyor” diyor. Her çocuk, annesi için hem neşe kaynağı hem de suçluluk duygusunun sebebi. Bu iki duygunun aynı anda yaşanabileceğini kabul etmek kolay değil, hele ki çocukların planlı yapıldığı modern toplumlarda. Kadınlara her daim kendilerinden, sahip oldukları hayattan ve de çocuklarından tatmin olmayı dayatan bir toplum yapısında bu imkânsız bir beklenti, çünkü herkes kendi kişiliğine göre davranır, normlara uyamaz. Anneliğin olumsuz yönlerini, sebep olduğu duygusal karmaşıklıkları yok sayarak, bastırarak kadınlar suçluluk duygularını kendi kendilerine güçlendiriyorlar ve onları suçlu hissettirenlerin eline koz veriyorlar.

“Annem ve ben” girdabından kurtulun

Annemizi her şeyden sorumlu tutma girdabından nasıl çıkabiliriz? Brigitte Allain-Dupré, “Dengeyi yeniden sağlayarak” diyor ve devam ediyor: “Çocuğun psiko-duygusal durumunu hamal gibi sırtında taşımak, annenin çocuğa zorluklar karşısında esenlik ve güç değil, sadece üzüntü ve korku gibi olumsuz duyguları geçirmesiyle sonuçlanır, çocuğunda izler bırakır.” Annenin çocuğu üzerindeki etkisi diye bir şey varsa, bu sadece olumsuz bir etki mi olmak zorundadır? Virginie Megglé’nin tavsiyesi şöyle: “Devamlı olarak karanlık yönlerine bakacağımıza biraz da hayatın annelerimizi mutlu eden yönlerine odaklanalım.” Annemize gönlümüzde daha çok yer açalım, onu anlamaya, tanımaya çalışalım. Annemi kendi hikâyesi içinde nasıl değerlendirebilirim? Nereden geliyor? Nasıl bir çevrede büyüdü? Bunların üstünde düşünerek her sorundan sadece annemizi sorumlu tutmamayı ve “annem ve ben” girdabından çıkmayı öğrenebiliriz. Daha geniş açıdan bakmalı, onun hata yapmasına sebep olan etkenleri, nesillerarası zinciri oluşturan aktarım halkalarını da hesaba katmalıyız. Psikanalist Katia Denard ise şöyle diyor: “Kabul edelim ki olduğumuz kişiden büyük oranda annelerimiz sorumlu. Peki, olduğumuz kişideki bizim payımız ne kadar? Annelerimizin ortaya çıkardığı işten yani bizden, biz ne çıkarıyoruz? Jean Paul Sartre’ın da dediği gibi, “Yargılarından çok emin olan kişi üstüne düşen görevlerden kaçıyordur”. Sadece annemizi eleştirme inadından vazgeçmek, kendimizin de hata payı olduğunu kabul etmek ve nihayet o kordonu kesmek demektir. Öte yandan, illa sorunun kaynağından konuşacaksak, adil davranmak ve sadece annemizin hatalarından bahsetmemek gerekir. Unutmayalım ki bizim sadece annemiz yok. Bir annemiz bir de babamız var. Babamızı da sorgulamaya cesaret etmek, bugünkü sorunlarımızı daha iyi anlamamızı sağlar. Babanın çocuğunun hayatında ne kadar var olup olmadığını tespit etmek yönlendirici olur. Megglé’ye göre, babalar çocuklarının hayatında ne kadar varlık gösterirse, çocuk annesine o kadar az yüklenir. Üstelik babanın çocuğunun hayatında gerçek bir rol edinmeyi bilmesi, “yedek anne” olmaması gerekir. İşte o zaman suçlamalardan değil, sorumlulukların eşit dağılımından bahsetmek mümkün olabilir.

 

 

Önceki Yazılar

İSTANBUL MÜZİK FESTİVALİ

Sonraki Yazılar

NİTELİKLİ KAHVE HAZIRLAMA TEKNİKLERİ