BEVERLY HILLS, CA - JANUARY 09:  Actress Anne Hathaway arrives at the 15th Annual AFI Awards at Four Seasons Hotel Los Angeles at Beverly Hills on January 9, 2015 in Beverly Hills, California.  (Photo by Jon Kopaloff/FilmMagic)

ANNE HATHAWAY

 

 


Ocean’s 8 filmiyle bu ay yeniden beyazperdede izleyeceğimiz Anne Hathaway, modern prenseslerden kedi kadına, yeni mezun çömez bir iş kadınından Paris’te yaşayan bir yetime kadar çok farklı rolde oynadı. Oyunculuk kariyerine bir de şarkıcılığı ekledi, Oscar Ödül Töreni tarihinin en genç sunucusu oldu ve kadın haklarının güçlendirilmesi için Birleşmiş Milletler iyi niyet elçisi görevini yürütüyor. Hepsinden öte, oyuncu ve yapımcı eşi Adam Shulman ve oğulları Jonathan ile sürdüğü hayattan çok mutlu.

Adım adım şöhret

Peri masalı filmlerinden yetişkinlere yönelik komedi ve dramalara kadar geniş repertuara sahip, çok yönlü aktris Anne Jacqueline Hathaway, 12 Kasım 1982 yılında New York’ta dünyaya geldi. Ailesi ona William Shakespeare’in eşinin adını verdi. Altı yaşında ailesiyle birlikte New Jersey’e taşındı. Babası Gerald avukat, annesi Kate McCauley ise tiyatro oyuncusuydu. Küçüklüğünde Hathaway, annesinin rol aldığı ‘Sefiller‘ müzikalinin turnesine gitti ve bu seyahatinde oyuncu olmak istediğine karar verdi. New York’un prestijli tiyatro kurumu Barrow Group’ta oyunculuk eğitimi aldı. 16 yaşında ilk televizyon rolünü ‘Get Real‘ adlı diziyle kaptı. Oyunculuk kariyeri, 2000 yılında liseden mezun olduktan sonra da devam etti. Beyazperdeye 2001 yılında ‘Acemi Prenses‘ adlı modern bir prenses filmiyle giriş yaptı. 2004 yılında ikincisi çekilen filmin ardından, yine modern bir peri masalı olan ‘Ella: Sihirli Yolculuk‘ adlı filmde oynadı. Tek tip rollerin üzerine yapışmasını istemediği için Hathaway, en iyi film dalında Oscar adaylığı da bulunan ‘Brokeback Dağı‘ filmiyle yetişkinlere yönelik filmlerde de oynamaya başladı. Aktör James Franco ile en genç Oscar Ödül Töreni sunucusu oldu ve oyunculuk kariyerine bir de şarkıcılığı ekledi. 1999 yılında New York Carnegie Hall’de onur korosunda yer aldı. 2002 yılında New York’ta ilk sahnesine ‘Carnival‘ müzikaliyle çıktı. Eylül 2012’de dört yıldır birlikte olduğu partneri, oyuncu ve yapımcı Adam Shulman ile dünya evine girdi, 2016 yılında oğulları doğdu. Jonathan’ın doğumundan sonra Oscar ödüllü aktris, kadın haklarının güçlendirilmesi için Birleşmiş Milletler iyi niyet elçisi oldu.

Kadın hakları savunucusu

8 Mart 2017 Dünya Kadınlar Günü’nde Hathaway yaptığı konuşmada, kadın haklarına değindi. İşyerlerinde ve evlerde toplumsal cinsiyet ve baskı kalıplarının kırılması gerektiğini söyleyen Hathaway, şöyle devam etti: “Kadınların ve kızların eve ve aileye baktıkları varsayımı ve yaygın uygulaması, yalnızca kadınlara karşı ayrımcılık yapmakla kalmayıp aynı zamanda aileye, topluma erkeklerin katılımını sınırlayan inatçı bir klişedir. Bu kısıtlamalar, kendileri ve çocuklar için geniş kapsamlı ve önemli etkiler oluşturuyor. Bunu biliyoruz. Peki, neden babalara gereken değeri vermiyoruz ve annelere aşırı yükleniyoruz?” 2016 yılında oğlu Jonathan dünyaya geldikten sonra, eski formuna hızlıca kavuşamadığı için dizlerinden kestiği jean pantolonunu da sosyal medya hesabında paylaşan Hathaway, kadınların üzerindeki tek tip beden dayatmasını da protesto ederek fotoğrafının altına şöyle yazmıştı: “Kendinizden utanmanız, kendinizi sevmemeniz için hiçbir neden yok. Hamilelik sırasında kilo almak, alınan kiloları anında vermemek, çaresizlik değil. Geçen yaz giydiğiniz jean pantolonun içine bu yaz sığamamak da utanılacak bir şey değil. Zayıf olmak zorunda değiliz. Fazlalıklarımızı sevebiliriz. Bedenlerimiz değişiyor, değişebilir. Her şeyin özünde aşk ve sevgi var.

Hathaway’in kadın hakları savunuculuğu, 2012 yılında televizyoncu Matt Lauer’in söyleşi esnasında seksist bir soru sorması ve büyük tepki toplamasından sonra da konuşulmuştu. Hathaway programa katılmadan birkaç gün önce bir davette talihsiz bir kaza yaşamış ve elbisesinin eteği açılmıştı. Olayı soğukkanlılıkla karşılayarak büyük bir cesaret örneği gösterdi ve hiçbir şey olmamış gibi davrandı. Lauer, “Geçen akşam elbisenizin azizliğine uğradığınız. Her zaman yaptığınız gibi gülümsemek dışında, bundan ne ders çıkardınız?” diye sordu. Sonradan herkesin yerin dibine soktuğu Lauer’e Hathaway klasına yakışır bir cevap verdi: “Gerçekten de bu çok talihsiz bir kaza oldu. Bu olay beni iki açıdan çok üzdü. Birincisi, artık yaşadığımız çağda siz kötü bir durumdayken fotoğrafınızın çekilip satılması ve kimsenin size yardımcı olmaması. İkincisi de toplumların cinselliği metalaştırıp ticarileştirmesi; bu da bizi ‘Sefiller’e getiriyor, çünkü filmde oynadığım karakter de tam olarak bunun kurbanı.” Hathaway cevabının sonunda konuyu sinemaya getirerek aslında asıl konuşulması gereken konuyla ilgili sunucuyu da yönlendirmiş oluyor. Yıllar sonraki bir röportajında ise Hathaway şunları söyledi: “Hollywood herkesin eşit olduğu bir yer değil. Bunu sinirle veya yargılayıcı bir gözle söylemiyorum, bu istatistiksel bir gerçek.

Mutlu bir eş ve anne

2012 yılında dört yıllık erkek arkadaşı Adam Shulman ile evlenen Anne Hathaway, eşinin ve evliliğin hayatına yeni bir boyut kattığını itiraf ediyor: “Varlığı beni rahatlatıyor. Günümüzde feminizm biraz yanlış anlatılarak, bizim kimseye ihtiyacımız olmadığı fikrini dayatıyor. Ama eşime ihtiyacım var. Onun bana karşı olan sevgisi beni olumlu yönde değiştirdi.

2011 yılında verdiği bir röportajda Hathaway, kraliyet düğününü izlerken büyülendiğini ifade ediyor: “Kate babasının elini bırakıp prense doğru yürüdüğünde gerçekten etkilendim. ‘Evlilik tam bir cesaret işi’ diye düşündüm. O sırada annemle mesajlaşıyordum ve düğünün tam bir peri masalı olduğundan bahsediyorduk. Bence gerçek peri masalı aslında en yakın arkadaşınla evlenebilmek. Eğer birini gerçekten seversem ve o da benimle bu dengeyi kurmak isterse, ben de evlenirim.

Sonrasında sade bir törenle dünya evine giren yıldız, “Önce sadece gelenekler yüzünden evlendiğimizi düşünmüştüm. Kalbimdeki sevginin olumlu yönden kökten bir değişiklik göstereceğini tahmin etmiyordum” diye anlatıyor. Hathaway, eşiyle hala mümkün olduğunca fazla vakit geçirdiğini, film çekimleri için seyahat ederken bile ayrılmadıklarını ifade ediyor. “Eşimin kendi programını yaratabilecek ve sürekli seyahat etmesini sağlayan bir işi olduğu için çok şanslıyım. Mümkün olan zamanlarda mutlaka benimle seyahatlere gelir. Evlilikteki en önemli kuralımız birbirimizden iki haftadan uzun süre ayrı kalmamak.” Oscar ödüllü oyuncu, evliliğin ilişkilerinde ne büyük değişiklikler yaptığını hiç çekinmeden röportajlarında belirtiyor: “Evlenmeden önce her şeyi uzun uzun konuştuk ve hayatlarımızın tamamen değişeceğinden bahsettik. Buna ikimiz de hazırlıklıydık ama gerçekten de bu denli bir duygusal değişim geçireceğimi tahmin etmemiştim. Evlenmeden önce, kendimi o kadar koruma altına aldığımın farkında bile değildim. Artık önümde hiçbir duvar kalmadı; ben ona aitim, o da bana.

2016 yılında doğan oğulları Jonathan Rosebanks Shulman da Hathaway’in anneliğe bakış açısını değiştirdi. “Oğlum daha bir haftalıkken, ona sarıldığım bir anda, anneliğin aslında ne kadar zor olduğunu ve hiçbir annenin asla mükemmel olamayacağını anladım. Her zaman birbirimizi yargılanmaya programlanmışız ama odağımızı aslında bize destek olması gerekirken olmayan insanlara ve kurumlara çevirmeliyiz” diyor doğum izni süresinin artması gerektiğini ima ederek. Dünya Kadınlar Günün’nde Birleşmiş Milletler iyi niyet elçisi olarak yaptığı konuşmada, anneliğin onun tüm ilişkilerine olan yaklaşımını değiştirdiğinden de bahsetti. Oğlunun ilk doğduğu günleri, ‘ona ve kocasına tamamen bağımlı bir bireyi tanıma dönemi‘ olarak tarif etti. O dönemlerde kendisinin de kocasına ve desteğine bağlı olduğunu itiraf eden yıldız, eşiyle birlikte ailelerinden ve ilişkilerinden öğrendiklerini sandıkları her şeyi sil baştan öğrendiklerini de ekledi.

Çocuk sahibi olmanın, iletişim becerilerinde bile etkili olduğunu ifade eden Hathaway, bir röportajında şöyle diyor: “Anne olarak yeniden doğmuş olmak hoşuma gidiyor. Bundan fazla bahsetmiyorum ama çocuğunuz bir şey yüzünden duygusallaştığı anda onun yanında aşırı sakin kalıyorsunuz. Bence bu, insanlarla olan iletişimimi de etkiledi. Bu gibi durumlarda artık başkalarının yanında da sükunetimi koruyabiliyorum. Eskiden birisi hoşuma gitmeyen bir şey söylediğinde aşırı sinir olurdum ve keskin tarafım hemen baş gösterirdi ama artık sakinleştim. Artık bu şekilde iletişim kurmayı sevdiğimi düşünüyorum. Kimsenin doğru veya yanlış olduğunu düşünmüyorum. Bence birlikte yaşamamızın en önemli anahtarı, herkesin birbirini olduğu gibi kabul etmesinde saklı.

Sosyal medyaya temkinli yaklaşım

Bazen film çekimlerinde sosyal medyayı mümkün olduğunca kullanmamız istenir. Ben de bütün gün anlamsız videolar çekip paylaşırım, aslında hepsi de eğlencelik, derin bir anlamı olmayan şeyler. Hikaye paylaşırken biraz daha rahat oluyorum, çünkü daha özgür hissediyorum. Ama normal paylaşım yapınca, insanlar seni umursayana kadar tüm paylaşımların orada kalıyor” diye anlatıyor sosyal medya kullanımını. Ama yine de özel hayatını sosyal medyada paylaşma konusunda temkinli. “Bunu söyleyerek biraz tepki toplayabilirim ama ne zaman toplamadım ki? Oğlumun fotoğrafını hiç paylaşmamıştım ve bir gün sadece arkadan gözüken bir fotoğrafını paylaşmaya karar verdim. Paylaşır paylaşmaz da pişman oldum. Bir anda insanları hayatımın mahremine almış gibi hissettim. Üstelik bunu ne kadar korumacı bir şekilde yapmış ve ne kadar gurur duyduğum bir anı paylaşmış olsam da bir daha yapıp yapmayacağımdan emin değilim. Bir şeyi doğru açıdan görebilmek için bazen hatalar yapmak zorunda olduğumuza inanırım ve hata yaptığım için şimdi o konuyla ilgili kendimi daha iyi hissediyorum. Instagram hesabımı ilk açtığımda çok eğleniyordum. Orası bir eğlence alanıydı ve sıra dışı şeyler yapsam bile sorun olmuyordu ama bence artık kelimeler ve fotoğraflar aslında içerdiğinden daha fazla anlam ifade ediyor.

Oscar mutsuzluğu

Sefiller‘de işkence gören Fantine karakteri canlandırmasıyla En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Oscar’ını alan Hathaway, törenden sonra verdiği bir röportajda, rolü için 10 kilo verdiği filmi çekerken adeta çıldırdığını itiraf ediyor. “Akademi ödülünü almak için sahneye çıktığımda, kendimi çok rahatsız hissettim. İnsanların karşısında durup mutlu gibi görünmeye çalıştım ama aslında hissettiğim şey sadece tamamlanmamış bir mutluluktu. Sonuçta Oscar ödülünü kazanmışsınız ve havalara uçuyor olmanız gerekiyor ama ben öyle hissetmedim. Düşündüğüm tek şey, bazı insanların hayatı boyunca bile göremeyeceği paranın karşılığı olan bir elbiseyle orada durmuş, acılar içinde olan bir karakteri canlandırdığım için ödül almış olmaktı. Sadece mutluymuş gibi davranmaya çalıştım ve sanırım beceremedim” diye anlatıyor ve ekliyor: “Gerçekler her zaman acı vericidir. Sahnede elimde o ödülü tutarken şunu öğrendim: utançtan öleceğinizi hissetseniz bile aslında ölmüyorsunuz ve bir şekilde ayakta durabiliyorsunuz.

Ödül aldığı Sefiller filminden sonra, animasyon seslendirmesi de dahil birçok filmde rol alan güzel yıldız, bu ay vizyona girecek olan ve tüm kadrosu kadınlardan oluşan Ocean’s serisinin yeni filmi Ocean’s 8’de hayran olduğu kadınlarla çalışıyor olmanın heyecanını yaşıyor.

Hazırlayan: Ceylan Özçapkın

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

HER ŞEYİN BAŞI GÜVEN

Sonraki Yazılar

BABANIN, ÇOCUĞUN HAYATINDAKİ YERİ