anksiyetenin-farkli-yuzleri (1)

Anksiyetenin Farklı Yüzleri

Yaygın görülen ve çok çeşitli formlara sahip anksiyete, özellikle de endüstriyelleşmiş toplumlarda kendinden sık sık söz ettiriyor. Anksiyetenin farklı yüzlerini tanıyabilmek, onunla ilişkimizi daha iyi anlamlandırmamıza yardımcı olabilir.

Geleceğin getirdiği güvencesizlik ve korku, kaygıyıyüzyılın hastalığına mı dönüştürdü? Bill &Melinda Gates Vakfı’nın 279 milyon dolar bağışla desteklediği Institute forHealthMetrics, 1990-2017 senelerini kapsayan uluslararası araştırmasında, kaygı bozukluğunun dünyada en çok karşılaşılan ruhsal sağlık problemi olduğunu ortaya koyuyor.Bunu, depresyon, alkol, uyuşturucu, bipolar bozukluk, şizofreni ve yeme bozuklukları izliyor.Anksiyetenin ülkelere göre yaygınlığı %2,5 ile %7 arasında değişiyor ve bu yüzdede kadınlar erkeklerden yaklaşıkiki kat daha fazla yer alıyor.

Bu noktaya nasıl gelindi? İtalya Istitutodi Gestalt’ın kurucusu psikoterapist Margherita Spagnuolo Lobb’a göre, çağın bizzat kendisi endişe kaynağı. Freud’un hastaları, cinselliğe karşı yaşadıkları korku, utanç ve suçluluk duygularından mustariplerdi. Bugünün insanı ise kendine mantıklı bir kimlik oluşturamamaktan; yani sosyal olarak kim olduklarını, hayatlarının anlamını, neden bazı tercihlerde bulunduklarını bilememenin getirdiği “trajik bir yetersizlikten” dolayı acı çekiyor. Kişi bu durumu,başına ne geldiğini anlamlandıramadan, delirme veya gerçek dışı bir dünyada yaşama izlenimiyle kendini ifade eden, anksiyetenin en yoğun seviyede yaşanan biçimi olan panik atak üzerinden deneyimliyor.

Çok yönlü kavram

Panik atak şiddetli ve gösterişli karakteriyle anksiyete hakkında hayal edilenlere benzemiyor. Anksiyete denince akla daha çok Woody Allen filmlerindeki gibi her şey hakkında endişeli, korkunç (veya saçma) derecede en kötüsünü düşünen karakterler geliyor. Napoli’de tatile davet edildiklerinde, Vezüv Yanardağı’nın patlayabileceğini düşünüyorlar; âşık olduklarında, sevdikleri kişi gecikince kendilerini zamanın akışına bırakmak için fazla telaşlı olduklarından bunun bir ayrılık buluşması olacağından emin oluyorlar; artan işsizliği duyduklarında ise kendilerini gelecekte sokakta yaşıyor halde görüyorlar.

Aslında anksiyete, ilk başta aynı familyaya ait gibi görünmeyen tüm bulguları bir araya getiren, klinik bir kavramdır: Belirli bir nesneye yönelik olarak kristalleşmiş fobiler (uçak, örümcek vb.), mantık dışı ritüellerle kendini gösteren OKB yani obsesif-kompulsif bozukluk (elleri birkaç kez art arda yıkamak, ocağı veya kapıyı sürekli kontrol etmek), kişinin hayatının her saniyesini istila eden yaygın anksiyete bozukluğu (YAB), hepsi anksiyete altında birleştiriliyor. Ayrıca psikologlar bir terör saldırısı, kaza veya şiddete maruz kalanların yaşadığı, sürekli tehlike hissi ve gece artıp tekrarlayan kâbuslarla kendini ifade eden bu ayrı endişe biçimi üzerine de çalışıyorlar.

Fransız psikiyatr ve psikoterapist Christophe André, anksiyeteyi hem tedavi edilmesi gereken bir patoloji, hem bir mizaç hem de hayata bir bakış açısı olarak tanımlıyor. Endişe,günlük hayatı zorlaştırıcı özelliğinin ötesinde, geçmişte ve bugün insan türünün tehlikelerden kaçmasını sağlayan aşırı dikkat halinin artışıdır. Bu da, her insanın hayatının bir bölümünde bu duyguyu hissettiği ve yaşamında anksiyetenin çeşitli derecelerinden geçtiği anlamına geliyor. Belirli bir gerilim eşiğinden itibaren ise sinir sistemi paniğe kapılıyor.

Rahatsız edici bir hastalık

Ağız kuruluğu, boğazda daralma hissi, hızlı ve korkutucu çarpan kalp ve kişiyi ikiye katlayan bağırsak sancıları… Bu zor hisleri kim daha önce hissetmedi? Anksiyete zihinde oluşmaya başlıyorsa da, ruhtan taşarak vücudu istila ediyor. Genelde magnezyum eksikliğine atfedilen rahatsızlık hissini ve uyuşma, kramplarla ortaya çıkan tetaniyi psikanalistler kaygıların psikosomatik bir tezahürü olarak yorumluyor. Yaygın ve tekrarlayan ağrılarıyla fibromiyalji için de aynı görüş paylaşılıyor.Psikologlar, halk arasında hastalık hastalığı olarak da bilinen hipokondriyi ise ölüm kaygısının bir ifadesi olarak görüyor. Freud’un Almancada “angst” olarak ifade ettiği bu yoğun kaygının kelime kökü “boğulma” anlamına geliyor.

Psikanalistlerin daha çok “endişe” veya “kaygı”terimleriyle ifade etmeyi tercih ettikleri anksiyeteniniki temel formu bulunuyor. İlki, tek başına hayatta kalamayacak olan bebeğin yaşadığı stres hali; ikincisi ise hayatın ilk cinsel heyecanlarıyla bağlantılı, suçluluk duygusuyla karışık ve sonrasında ölüm korkusuna dönüşecek olan hadım edilme kaygısı olarak tanımlanıyor. Psikanaliz, kaygının veya endişenin yaşanan bir eksikliğin sonucu olduğunu ifade ediyor. Bu; diğerinin varlığının eksikliği, kişinin eksik hissetmesi, hayata dair referans eksikliği, güven veren bir model kişinin eksikliği olabilir. Bazen de kişi kendini diğeri tarafından sınırları ihlal edilmiş ve boğuluyor hissettiğinde, eksiklik özlemidir.

Anksiyetenin yararlı yönleri

Peki,insan hayata endişeli mi geliyor, yoksa endişeli bir kişiye mi dönüşüyor? Kişinin endişeli bir mizaca sahip olmasına neden olan genetik ve biyokimyasal yatkınlıkları tespit etmek günümüzde mümkün. Çevre ise diğer önemli bir faktör. Çocuğun kardeşlerinden biri iyimserlik kartını oynamayı tercih edecek olsa da, genel olarak endişeli ebeveynler kendi hayat görüşlerini çocuklarına aktarıyorlar. Bu bir taraftan da anksiyetenin belli bir noktaya kadar kaçınılmaz olmadığının kanıtı. ChristopheAndré de durumun çok vahim olmadığını hatırlatıyor: “Endişeliler, çalışmalarını zamanında ve saatinde verme ihtiyaçları, ayrıntılara gösterdikleri dikkatleri, her zaman daha iyisini yapma arayışlarıyla profesyonel alanda çok takdir ediliyorlar.” 2016’da King’s College London’daki araştırmacıların yürüttüğü bir çalışma, yaratıcılık ve anksiyete arasında yakın bir bağlantının olduğunu ortaya koyuyor. Oldukça mantıklı, endişeliler öngördükleri felaketlerden kaçınmak için sürekli olarak çözümler arıyor, başka bir deyişle, sabahtan akşama nöronlarını aktive ediyorlar.

 

 

Önceki Yazılar

Siz Nasıl Bir Endişelisiniz?

Sonraki Yazılar

İşyerinde Kendini Geride Tutmanın Üstesinden Nasıl Gelinir?