anksiyete-cok-yonlu-bir-kavram

ANKSİYETE ÇOK YÖNLÜ BİR KAVRAM

 

 

Panik atak şiddetli ve gösterişli karakteriyle anksiyete hakkında hayal edilenlere benzemiyor. Anksiyete denince akla daha çok Woody Allen filmlerindeki gibi her şey hakkında endişeli, korkunç (veya saçma) derecede en kötüsünü düşünen karakterler geliyor. Napoli’de tatile davet edildiklerinde, Vezüv Yanardağı’nın patlayabileceğini düşünüyorlar; âşık olduklarında, sevdikleri kişi gecikince kendilerini zamanın akışına bırakmak için fazla telaşlı olduklarından bunun bir ayrılık buluşması olacağından emin oluyorlar; artan işsizliği duyduklarında ise kendilerini gelecekte sokakta yaşıyor halde görüyorlar.

Aslında anksiyete, ilk başta aynı familyaya ait gibi görünmeyen tüm bulguları bir araya getiren, klinik bir kavramdır: Belirli bir nesneye yönelik olarak kristalleşmiş fobiler (uçak, örümcek vb.), mantık dışı ritüellerle kendini gösteren OKB yani obsesif-kompulsif bozukluk (elleri birkaç kez art arda yıkamak, ocağı veya kapıyı sürekli kontrol etmek), kişinin hayatının her saniyesini istila eden yaygın anksiyete bozukluğu (YAB), hepsi anksiyete altında birleştiriliyor. Ayrıca psikologlar bir terör saldırısı, kaza veya şiddete maruz kalanların yaşadığı, sürekli tehlike hissi ve gece artıp tekrarlayan kâbuslarla kendini ifade eden bu ayrı endişe biçimi üzerine de çalışıyorlar.

Fransız psikiyatr ve psikoterapist Christophe André, anksiyeteyi hem tedavi edilmesi gereken bir patoloji, hem bir mizaç hem de hayata bir bakış açısı olarak tanımlıyor. Endişe, günlük hayatı zorlaştırıcı özelliğinin ötesinde, geçmişte ve bugün insan türünün tehlikelerden kaçmasını sağlayan aşırı dikkat halinin artışıdır. Bu da, her insanın hayatının bir bölümünde bu duyguyu hissettiği ve yaşamında anksiyetenin çeşitli derecelerinden geçtiği anlamına geliyor. Belirli bir gerilim eşiğinden itibaren ise sinir sistemi paniğe kapılıyor.

 

 

Önceki Yazılar

GEŞTALT TERAPİ

Sonraki Yazılar

SES MEDİTASYONU UYGULAMASI