aile bağları

Aile Bağlarının Beş Boyutu

Aile üyelerini birleştiren nedir? Sevgi mi? Evet ama sadece sevgi yeterli değil. İlişkileri farklı ve derin bağlılıklar şekillendiriyor.

1.Etik bağ: Bağış ve borç

Etik bağ; bağış, borç ve sadakat mekanizması üzerine kuruludur. Antropolog Marcel Mauss’un açıkladığı gibi, bağışlar kabilelerde olduğu gibi ailelerde de ilişkileri üç önemli an etrafında şekillendirir: Vermek, almak ve geri vermek. Yaşamın biyolojik olarak armağanı, evlat edinilen bir çocuğa aile koşulları sunulması ve çocuğa bir ismin bahşedilmesi kaçınılmaz olarak anne-babasına karşı bir borç oluşturur. Borç, anne-babanın taleplerini ve beklentilerini karşılamak anlamına gelen bir sadakat yaratır. Kuşaklararasında, bağış, borç ve sadakat mekanizmasının özelliği mutlak bir asimetri üzerine kurulu olmasıdır: Bağış sadece pozitif şeyler içermese de, bazen travma, nevroz, söylenmeyenler ve sırlarla dolu olsa da, ebeveynimize karşı asla borcumuzu ödemiş hissetmeyiz. Varlığımız boyunca, 15, 50 veya 80 yaşında kendimize şunu soruyoruz: “Onlara gerçekten ne borçluyum?”, “Onlara bunu nasıl geri vermek istiyorum?”, “Onlara bir şey geri vermek zorunda mıyım?” Ebeveynimize minnettar yaşarız, ancak bu bağ bizi kendimizi onlardan özgürleştirmeye de zorlar. Bu nedenle, özgürleştirici “ihanetlerle” onlardan vazgeçmek gerekir. Bu da, kendine ihanet etmemek için, aile beklentilerine karşı borçlu ve de sadakatsiz olduğunu kabullenmek anlamına gelir (“Geleneği sürdürmek için doktor olmak zorunda değilim”). Ebeveynin meşru ve gerekli beklentileri vardır; ancak bir çocuk hakkında hayal kurulmuyorsa ve desteklenmiyorsa, zorluklarla karşılaşma riskindedir. Bu sebeple çocuk bu beklentilerden kurtulabilmelidir. Genelde bu bitmek bilmez borcu önceki nesillere değil, sıramız geldiğinde, çocuklarımıza veya yakınlarımıza karşı verici olarak ödeyebiliriz. Bu şekilde etik bağ da varlığına devam eder.

2.Soy bağı: Köken öyküsü

Soy bağı, biyolojik bir bağlantı olmadığında bile, bir aileye ve hikâyeye ait olma ihtiyacını karşılar. Çocukta köken hikâyesinden itibaren oluşur. Çocuğa nereden geldiğini, nasıl karşılandığını anlatmak ve kendi hikâyesini oluşturabilmesi için ona bilgiler vermekle ilgilidir. Ancak bu ona sadece doğum tarihi ve yerini söylemek değildir. Üç-dört yaşlarındayken küçükler kendilerine bu soruları sormaz. Soruları coğrafi olmaktan ziyade felsefidir. Sorgulamalarının derinliğini anlayabilmemiz gerekir. Dünyanın kökenini merak ederler: “İlk çiçek nasıl açtı?”, “Doğmadan önce neredeydim?” vb. Tarih öncesine, örneğin dinozorlara olan tutkuları da buradan kaynaklanır. Kendi sorularına verdikleri cevapları da öğrenmek gerekir. Ardından, onlara zihinlerinde işleyebilecekleri bilgiler verilmelidir. Çocuklarla aileler ve kuşakların daha da ötesinde insan soyuyla ilgili konuşun, onlara derin kökler verin, üç yaşındaki perspektiflerini 15 yaşında yapacağınız gibi genişletin. Sürekli tartışan, kendini ailede boğuluyor hisseden bir ergenle de bir şehre, ülkeye veya ressama duyulan tutkuyu paylaşmak mümkündür. Bu ilişkiye yeni bir nefes verir ve krizlere rağmen bağ oluşturmaya yardımcı olur. Burada amaç, soy bağını basit aile çerçevesinin ötesine geçen, dışarıya ve dünyaya açılan konular etrafında kurmak.

3.Ahlaki bağ: Değerlerin aktarımı

Ahlaki bağ, dünya hakkındaki mümkün olan en açık fikirlerin aktarımlarına dayanır; farklılıkların kabulü, diğerlerinin göz önünde bulundurulması gibi. Bu değerler güzel konuşmalarla değil, insanın kendisi olması ve savunduğu ilkelere göre hareket etmesiyle aktarılır. Çocuklar radikallerdir. Taklitleri sevmezler. Örneğin, “Annem/babam bana, “Yalan söyleme” diyor ama kendisi durmadan yalan söylüyor” dediklerini duyarız. Davranışlarımız savunduğumuz değerlerle ne kadar aynı doğrultudaysa, aile iklimi de o kadar iyi olur ve aktarım daha huzurlu gerçekleşir. Mesela ailede herkesin aynı siyasi görüşü paylaşmasına gerek yoktur, ancak konu hakkında sıcak tartışmalar yapılabilir. Ortak bir temele sahip olmak aileyi birleştirir.

4.Aidiyet duygusu: Ortak ritüeller

Aidiyet duygusu ailenin iyi taraflarının, en keyifli mutluluk hallerinin aktarımıdır. Bu bir yemek tarifi ya da öğleden sonra uykusu gibi bir alışkanlık olabileceği gibi, aile anılarını da paylaşmak olabilir. Bu ritüelleri her çocukla aynı şekilde paylaşmayız. Paylaşım her birinin konuya yakınlığı ve ilgisine göre yapılır. Bu yaklaşım, çocuğa kendi tekilliği içinde kabul ve takdir edildiğini hissettirir. Böylece aidiyet duygusunu artıran bir tür tatlı ortaklık ve yakınlık yaratıkmış olunur.

5.Varoluşsal bağ: Tekilliği kabul etmek

Varoluşsal bağ, aile üyelerinin her birinin kişiliğini tanımayı ve kabul etmeyi ifade eder. Çocuklarımızı yansıtmalarımız ve olmalarını istediğimiz şeyin içine hapsetme, duyarlılıklarını ve becerilerini yeterince tanımama, kendilerini gerçekleştirmek için aileyi bir destek olarak kullanmalarına izin vermeme gibi eğilimlere sahibizdir. Birçok insan bundan dolayı acı çektiğini söyler. Filozof Paul Ricoeur’e göre, tekilliği kabul etmek birçok aşamadan geçer. İlk aşama ebeveynin çocuğun varlığını doğrulayan ve ona değer veren bakışlarıdır. İkincisi, çocuğun ebeveynlere verdiği mesajlardır: “Haksızsın”, “Çok katısın” gibi. Kolay olmasa da söylediklerini anlamaya çalışmak önemlidir. İki taraf da karşılıklı olarak birbirlerini kabul etmelilerdir, özellikle de ergenlikte. Ebeveyn çocuğu anladığını, acı çekiyorsa bunu hissettiğini göstermelidir; çocuk ise söylediklerinden kendini sorumlu tutmalı, ebeveynin dileklerinden uzaklaşsa bile kendine kim olduğunu ve nereye gitmek istediğini anlatmalıdır. Ayrıca çocuk, anne-babasından neler aldığını kabul edebilmelidir. Babasının ve/veya annesinin sadece eksilerini ve hatalarını göz önüne alırsa, onlarla bağlantıda kalabilmek için ebeveyn nevrozunu tekrarlama eğiliminde olur. Öte yandan ebeveynin olumlu yanlarını içselleştirirse, bu durumdan daha güçlü çıkar: “Babam belki hiç evde yoktu ama o olmasaydı, edebiyatla asla ilgilenmezdim.” Bu olumlu tarafı görmek, ebeveynin kusurlarını kendinde sürdürmemeyi, ağır bir mirası beslemeyi bırakmayı, ne kadar “sarsılmış” bir aile içerisinde olunursa olunsun huzurlu bir şekilde kendi başına ve kendiliğinden var olmayı mümkün kılar.

 

 

Önceki Yazılar

Şefkat Ve Empatinin Etkisi

Sonraki Yazılar

Mutlu Bir İlişki İçin Dört Adım