adanmak-ile-akisina-birakmak-arasindaki-ince-cizgi

ADANMAK İLE AKIŞINA BIRAKMAK ARASINDAKİ İNCE ÇİZGİ

 

 

Sizlere kendimce kişisel bir öykümü anlatmak isterim. Yoga üzerine bu öykü. “Yoga da ne, yapma, bizim ne dertlerimiz var” diyebilirsiniz. Ama hayat bizim atfettiğimiz önemden bağımsız, benzer prensiplerle işliyor, o yüzden ha yoga, ha çocuklarınızla ilişkiniz, ha her pazartesi başlayıp çok dayanamayan diyetiniz, ha işyerinde olup bitenler.

Yogaya 2009 yılında, tam olarak ne aradığımı bilmeden başladım. Ne olduğunu bilmeden, sırf meraktan girdiğim bir pratiği ölene kadar her gün yapabilirim diye düşünmüştüm. İlk dersin daha sonu gelmeden, ben bu işin hocası da olayım diye kafamdan geçiriyordum.

O gün bugündür her gün yoga yaparım, hayatımda aldığım en doğru karar. Birbirimizi hiç bırakmadık gibi romantik cümleler sarf etmek çok isterdim ama gerçekte işler böyle ilerlemedi.

Kendime hedef koymuştum; iki sene sonraki hocalık eğitimine dahil olacaksın ve o zamana kadar düzenli pratik yapacaksın diye. Başladıktan birkaç ay sonra domuz gribi geçirdim. Tamamen iyileştikten sonra diğer işlerim yüzünden aramız açıldı. Sonra hocalık eğitiminin açıldığını duydum, disipline sokar diye başladım. Ancak hayatımın öyle bir dönemiydi ki hiçbir şekilde kendimi veremedim. Gerçi Nietzsche haklı çıktı; hiçbir şey boşa gitmiyor.

Yıl 2017 oldu, evimin iki sokak ötesine tam da isteyeceğim gibi bir stüdyo açıldı. Ben yine kendimi oraya çekilmiş olarak buldum. Bir yanım buruk ve korkaktı. Daha kaç kere başlayacaktım? Neydi bu ısrar? Hayatımın en yoğun dönemlerindendi. Yogaya önce haftada bir yer açabildim. Sonra hayatımda kök salmaya başladı. Önce haftada iki, sonra üç, sonra dört. Mis gibi bir düzenim olmuş, kendimi inanılmaz iyi hissediyordum.

Mutlu son mu? Söz konusu insan olunca, her şeyin olumlu veya olumsuz, geçici olduğunu unutmamak lazım. Geçen Mayıs ayında en sevdiğim hocalardan biri aniden stüdyodan ayrılacağını duyurdu. Yeni birilerini denemek konusunda dirençliydim. Tekrar kayboldum. Bu sefer kayıp halim uzun sürmedi; hem sevdiğim hocaları takip edeyim, hem eski stüdyoma devam edeyim derken iki stüdyom ve bir sürü takip ettiğim dersim oldu.

Yoga kendimi adamayı seçtiğim bir yol. Tabii ki başka kendimi adadığım yollarım da var, tıpkı psikologluk/psikoterapistlik gibi, tıpkı felsefe gibi. Emin olun ki hiçbiriyle ilişkim düz yükselen bir çizgi olmadı. Söz konusu insan olunca, o düz yükselen çizginin gerçekten varlığından şüpheliyim.

Jean-Paul Sartre’a göre, aslında temelimiz bir hiç, hiçlik. Biz seçimlerimizle yavaş yavaş, yıllar içerisinde bir kendilik inşa ediyoruz. Ama bu inşa ettiğimiz kendilik de yine ektiğimiz tohumların meyveleri. Bugün benim veya sizlerin geldiği yer bu sabah ortaya çıkmadı; günlerdir, aylardır ve hatta yıllardır ektiklerimizi topluyoruz, biçiyoruz.

Bu noktada bize iki şey düşüyor; hem kendimizi adamak hem de akışına bırakabilmek. Varoluşsal açıdan asıl başarı, kendine ve hayatına iyisiyle kötüsüyle sahip çıkabilen, hayatını seçimleri doğrultusunda, zorlukların üstesinden gelerek şekillendiren insanlar olabilmek. Bize düşenlere geri dönecek olursam; kendinizi neye adamak istiyorsunuz, kendinize sık sık sorun. Bazen bulamayabilirsiniz, bazen de daha önce kendinizi adadıklarınıza adamak istemeyebilirsiniz. Çok insani. Korkutucu olabilir ama çok doğal.

Kendinizi nelere adamak istediğinizi bulduğunuzda da çaba ile akış arasında ince bir çizgide yürümeye başlamak gerekir. Evet, elimizden geleni ortaya koymalıyız, ancak her şeyin bir vadesi olduğunu, dünyada tek başımıza olmadığımızı, tabi olduğumuz koşulların bazen dışarıdan dikte edildiğini unutmadan, sabırla, tutunarak, arzuyu terk etmeden, alan açarak akışa bırakabilmek gerekir.

FERHAT JAK İÇÖZ (Uzman klinik psikolog ve psikoterapist. Varoluşçu Akademi Klinik Direktörü.)